Bir dönemin çocuklarının içini sevgisiyle ısıtmış, onlara sevecen sesiyle masallar anlatmış; yetişkinlerini büründüğü rollerle kah güldürmüş kah hüzünlendirmiş ve yıllar geçse de hepimizi oyunculuğu ve güler yüzlülüğüyle etkilemiş oyuncudur Adile Naşit.

Naşit, sanatla iç içe yaşamasına sebep olan tiyatrocu bir ailenin çocuğu olarak 1930 yılında dünyaya geldi. Annesi tiyatro oyuncusu Amelya, babası komedyen Komik-i Şehir Naşit olan Adile’nin ailesinde sanat yalnızca tiyatro aracılığıyla ortaya konmuyordu. Dedesi ve anneannesi de zamanının ünlü kantocularındandı.

Adile, ailesinin yanında mutlu bir çocukluk geçirdi fakat babasının vefatının ardından, kendisi 14 yaşındayken, okulunu bıraktı ve İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Tiyatrosu’na girdi. Adile’de doğuştan gelen yeteneğin yanı sıra ailesinden aşina olduğu bir sahne kültürü de vardı. Sempatik oyuncu güler yüzüyle, başarılı performanslarıyla sahnelerde babasını da temsil eder bir hale geldi. Muazzam enerjisiyle sahneye ait olduğunu çok kısa bir sürede kanıtladı ve oynadığı ilk oyunla İstanbul turnesine çıktı.

Sahnelerdeki başarısıyla anılmakla kalmayan ve sinema dünyasına ‘Yara’ filmiyle ilk adımı atan Naşit başarı merdivenlerini soluksuz çıkmaya devam etti. ‘Lüküs Hayat’taki performansıyla, özgün hareketleriyle ve karakterine uyumuyla dikkatleri üzerine topladı. Sanat dünyasındaki başarısıyla yaşadığı mutluluğun yanı sıra özel hayatında da mutluluğu yakalamıştı Adile. Çok sevdiği ve kendisi gibi tiyatrocu olan eşi Ziya Keskiner’le evlendikten iki sene sonra çok sevdikleri oğulları Ahmet doğdu.

Ahmet’in doğumundan sonra da mesleğine devam eden Naşit’in mutluluğu çok uzun süremedi. Geçirdiği bir rahatsızlık sonucu oğlunu doktora götüren Naşit ve eşi, oğullarının kalbinin doğuştan delik olduğunu öğrendiler ve sancılı tedavi süreci aile için başladı. Ahmet’in ameliyat olması için gerekli olan şartlar güçlükle karşılandıktan sonra ameliyat yapıldı fakat Ahmet başarılı geçen bir ameliyatın ardından hayata tutunmakta başarılı olamayanlardandı. Ve annesinin doğum gününden tam bir gün önce Ahmet hayata gözlerini yumdu. Naşit, haberi aldığında İzmir’de bir oyunda sahne almaya hazırlanıyordu ve kendisi için milat olacak o tarihte planlandığı üzere sahneye çıkıp insanları güldürmeye devam etti usta oyuncu.

”Biz ana, baba, çocuk değildik. Üç tane dosttuk. Güzel bir arkadaştık. Ölümüne hazırlamıştık biraz kendimizi. Açık kalp ameliyatıydı geçirdiği. Ve yaşayamadı. Ondan sonraki beş sene benim için inanılmaz acılarla dolu. Elbette Ziya Bey için de. İşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Balıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı.”

Naşit’in hayatının tamamında tiyatronun büyük bir yeri vardı. Çalıştığı oyunlara kattığı özgünlüklerle, sımsıcak kahkahasıyla ve anaç tavırlarıyla izleyicileri kendine hayran bırakan yetenekli oyuncu müzikallerde de görülmek istenen isimler arasındaydı. Hisseli Harikalar Kumpanyası, Şen Sazın Bülbülleri, Neşe-i Muhabbet müzikallerinden birkaçıydı.

Hababam Sınıfı’nın Hafize Ana’sıydı o. Bir evladını yitirmişti evet ama ruhundaki evlat özlemiyle ve sevecenliğiyle birçok evlat da kazanmıştı aynı zamanda. Hafize Ana, koruyup kollayıcı annemizdi, suç ortağımızdı, kimi zaman da arkadaşımızdı. Şüphesiz ki birçok rolü çok yakışmıştı oyuncuya fakat hiçbir rolünde yaşadığı acıyı bize bu denli şefkat ve sevgi olarak yansıtmamıştı oyuncu.

Adile Naşit ‘Uykudan Önce’ programıyla da bir neslin çocuklarıyla gönülden bağ kurmuş ve belki de oğluna anlattığı masallarını bu kez de onu seven küçükler için anlatmıştı.

1985’te ‘Yılın Annesi’ seçilen Adile Anne için yaşam 1987’de son buldu ve al yanaklı, güler yüzlü, sevecen annemiz arkasında onu her izlediğimizde yüzlerimizde hüzünlü gülümsemelerle  hatırlayacağımız birbirinden değerli birçok film bıraktı.

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here