Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Türk toplumu tarih sahnesinin her birinde büyük ya da küçük paylara sahip olan çok büyük bir topluluk. Tarih ile birlikte büyüyen, gelişen ve yer değiştiren bu toplum arkasında pek çok iz bıraktı. Gerek yapısal, gerek olaysal, gerek sanatsal pek çok ize sahip bu toplumun musiki geçmişi ise toplumun kendisi kadar eski. Günümüz Türk toplumunda Türk Müziği” dendiği zaman insanın aklına gelen alaturka ezgiler, arabesk söyleyiş tarzı gibi belli kalıpların yanı sıra Türk müziği enstrümantal, yapısal ve makamsal müzik dünyasında kendine has bir yere sahiptir. Batı müziğinden farklı olarak edebiyat ile iç içe büyüyen Türk müziğinin gelişimi kolay bir anlatım açısından beş başlık altında incelenebilir:

  1. Başlangıç ve Gelişim Dönemi
  2. İslamiyet Etkisi Altında Oluşan Türk Müziği Dönemi
  3. Türk Halk Müziği Dönemi
  4. Romantizm Dönemi
  5. Çağdaşlaşma Dönemi

1. Başlangıç ve Gelişim Dönemi

Türk müziği bu dönemde bir sözlü gelenek olarak hayatını sürdürmüştü. Orta Asya’da göçebe şekilde hayatlarını sürdüren Türk topluluklarının müzik ile olan ilişkilerine yazılı olarak ilk defa Maurice Courant‘ın Çin belgelerine yaptığı çevirilerde rastlanmıştı. Türkler de her toplum gibi acılarını, sevinçlerini, yaşam tarzlarını, gelenek ve göreneklerini en iyi müzik ile yansıtıyordu. Dönemin en önemli müzik aletleri bağlama, kaba zurna, kopuzit, eğri, burgu, şıdırgu, battal, dilli düdük, kaval, dümbek, mıskal, salamani, çığırtma, düdük, sara, sergine, sürme, caaba (Türk kopuzu) ve zildi. Dönemin türkleri dinleri olan Şamanizm gereği müzik ile sürekli iç içeydi. Yuğ törenlerinde (ölülerin arkasından yapılan tören), toylarda ve şölenlerinde müziği bir araç olarak kullanıyorlardı. Müziği Tanrılar ile bağlanma ve günahlardan arınma aracı olarak kullanan Türk toplumu, ayrıca müziği ortak paydada toplama aracı olarak gördüğünden bir milli bilinç oluşturma aracı olarak da kullanmışlardı. Dini törenler dışında eğlence konusunda da müzik önemli bir yer taşıyordu. Kazanılan savaşlardan sonra savaş hakkında kopuz eşliğinde destansı bir anlatım yapılır ve zafer üstüne kımız içilirdi. Özet olarak dönemin Türk müziğinin mistik, sade ve doğaçlama olduğunu söyleyebiliriz.

2.İslamiyet Etkisi Altında Oluşan Türk Müziği Dönemi

10. yüzyıldan sonra İslamiyet’i kabul eden Türklerle birlikte müzik hakkında olan ilk yazılı kaynaklarda ortaya çıkmaya başlamıştı. İbn-i Sina, Mevlevi tarikatının kurucusu Mevlana Celalettin Rumi ve Safiyüddin‘in makam ve musiki üzerine yazdığı yazılar ile ilk yazılı kaynaklarımızı elde ettik. Safiyüddin’in Şerefiye adlı eserinde Klasik Türk müziğinin esasları ve sistemi anlatılırken Mevlevi tarikatının yaptığı sema ayinleri ve Mevlana’nın oğlu Sultan Veled‘in müzik üstüne yaptığı çalışmalar ile Türk müziği hızlı bir yükseliş yakalamıştı.

Osmanlı Devleti ile birlikte Türk müziği toplu şekilde icra edilmeye başladı. Devletin desteği ile din ve din dışı olmak üzere müzik eğitimi veren kurumlar açıldı. Mehterhâne, Mevlevihâne, Özel Meşkhâneler ve tabii ki saray müzik eğitimi veren ve sanatçının müziğini icra etmesi için oluşturulan önemli mekanlardı. Dönemin en önemli sanatçıları tekke ve dergahlarda yetişmişti. Sıradan bir eğitim dışında yoğun bir maneviyat ve tasavvuf eğitimine tabi tutulan bu sanatçılar verdikleri eserlerde bu tasavvuf ve maneviyatı sonuna kadar hissettiriyordu.

Osmanlı döneminde dini konular hakkında yapılan müzik önemli bir yere sahipti. Kur’an’ın Hz. Muhammed’in huzurunda ahenkli seslerle okunması ve Peygamberin de güzel sesi takdir etmesi, İslam’da musiki ahengine bir hassasiyet gösterilmesine sebep olmuştu. Itri’nin bestelemiş olduğu segâh makamındaki tekbir, dönemin en güzel örneklerden biriydi.

3. Türk Halk Müziği Dönemi

15. yüzyılın başından Yavuz Sultan Selim’in tahta çıktığı 1512’ye değin; anlatılageldiği şekilde, Türk musikisinin ses perdeleri ve makamları üzerinde birtakım değişiklikler yapılmıştı. Bu değişikler ile birlikte İslamiyet etkisi altında oluşan Türk müziği dönemi kapanmadan başka bir dönem başladı ve Türk müziği ilk kez kollara ayrıldı. Bunun arkasından pek çok halk ozanı da din dışı konularda eser vermeye başladı. Karacaoğlan, Köroğlu, Erzurumlu Emrah gibi isimlerle halk ozanlığı geleneği ortaya çıktı. Saz eşliğinde şiirler söylemeye başlayan insanlar gitgide arttı ve aşıklık geleneği ortaya çıktı. Bu gelenek günümüzde hala sürmekte olan bir gelenek.

4. Romantizm Dönemi

 

Lale devri ile birlikte Osmanlı saraylarının hepsine nüfuz eden Barok ve Rokoko müziğinin etkileri ile Türk müziği daha Avrupai bir hal almaya başladı. Avrupa’dan gelen piyano ve keman gibi enstrümanlar müziğimize kolayca uyum sağlasa da zaten Türk bestekarlardan çok yabancı bestekarların parçaları çalınıyordu.

5. Çağdaşlaşma Dönemi

Cumhuriyetin ilanından sonra her konuda olduğu gibi müzik konusunda da ciddi bir çağdaşlaşma hareketine gidilmişti. Pek çok yeni koro ile birlikte toplum müziğe daha doğrusu sanatın her dalına ciddi bir ilgi duymaya başlamıştı. Avrupa’dan gelen enstrümanların Türk müziği ile olan mükemmel kimyası toplum tarafından çok sevildi. Bu dönemde önce çıkan sözlü müzik pek çok şiirin bestelenmesine sebep olmuştu. Bu dönem ile devam eden halk ozanlığı ve tasavvuf geleneği bu çağdaşlama hareketi içerisinde minik reformlara maruz kalarak günümüz müziğine uyum sağlamıştı. Dönem içerisinde gelişen arabesk ve Türk sanat müziği ise dönemde en çok yer kaplayan türlerdi.

Özetlemek gerekirse 1000 senedir yaşayan Türk müziği dönemlere ayrılsa dahi hala var olan tüm miraslarına sahip çıkıyor ve çıkmaya da devam edecektir. Günümüzde evrenselleşen bir müzik kültürü olsa da kendi müzik kültürümüzün de gelişimini sürdürmeye devam etmesi çok büyük bir önem teşkil ediyor. Gelecekte neler olacağını hep birlikte göreceğiz…

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here