Yirminci yüzyıl Türk Musikisi bestekarlarının en önemlilerinden biri: Refik Fersan.

Osmanlı Devleti’nin son yılları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna tanıklık etmiş bir sanatçı.

1893 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesinin ve özellikle 2 yaşındayken kaybettiği babasının musikiye olan düşkünlüğü sebebiyle çok küçük yaşlarda ud çalmaya başladı. Daha sonra tanburda karar kaldı. 1905’te, Tanburi Cemil Bey’in öğrencisi olarak tanbur eğitimine başladı. 4-5 sene bu eğitim sürdü. Türk Musikisi ile çocukluğundan beri iç içe olan Refik Fersan, aldığı eğitimle büyük ilerleme kaydetti. 20 yaşındayken Fahire Hanım ile evlenip İsviçre’ye gitti ve kimya alanında eğitimine başladı. Kimyasallarla uğraşmak sağlığını olumsuz etkilediği için yalnızca 2 sene eğitim görebildi. İstanbul’a dönmesiyle Darülelhan’da* tanbur muallimi olarak görev yapmaya başladı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, saraydaki musiki kadroları 1924 yılında Ankara’ya nakledilince “Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti” şefi oldu.
3 yıl sonra görevinden istifa ederek İstanbul’a döndü ve ilk plağını bu yıl doldurdu. Münir Nureddin ile serbest çalışmalar yürüttü.
Bundan sonra hayatı bestelerini yaparak geçti. İlk söz eseri bestesi, sözleri Fuzuli’ye ait olan “Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?” güfteli kürdilihicazkar makamındaki şarkısıdır. İlk saz eseri ise şehnaz-buselik makamındaki peşrevidir. Peşrevden saz semaisine, ilahiden ayine birçok farklı eserin altında imzası vardır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisinden bir beste yapmasını istediği ve Refik Fersan’ın bu besteyi bir gecede hazırlayıp ertesi gün ona çaldığı söylenti halinde gezen tatlı bir anıdır.

Ankara-İstanbul arasında mekik dokudu. Bunun yanı sıra Mısır, Macaristan, Yunanistan gibi birçok ülkeye de giderek konserler verdi. Beraber dört çocuk sahibi oldukları eşi Fahire Fersan da ona eşlik ediyordu. Fahire Fersan, müzikle yakından ilgilenen bir ailede doğmuş ve müzik eğitimi almış bir kemençe sanatçısıdır.

Refik Fersan, 13 Haziran 1965 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Ardında notaları muhteşem bir şekilde harmanladığı birbirinden güzel birçok eser bıraktı. Bu eserlerin sayısı kendisinin ifadesiyle 400’ü aşkındır. Ne yazık ki hepsi ortaya çıkmamıştır.
Bugün Klasik Türk Müziği’nin hazinesine kattığı bu özgün eserler hala sevilerek çalınmakta ve dinlenmektedir.

Sizleri alışılmamış bir ruhu olan akıcı bestelerinden birkaçıyla baş başa bırakıyoruz. Keyifli dinlemeler.

*Dârülelhan, Osmanlı Devleti’nin ilk resmi müzik okulu olarak İstanbul’da 1917-1927 arasında faaliyet gösteren dört yıllık eğitim kurumu.