Bu içeriğimizde Türk kültüründe önemli bir yer tutan Ağaç motifini inceleyeceğiz. “Ağaç” Türk destanlarının asıl motiflerinden birisidir. Bu motif Tüklerin ilkel çağlardan gelen önemli bir geleneğinin sembolleştirildiği kavramlardandır. Türk destanlarında ağaç, özellikle çınar ve kayın ağacı, gündelik hayattan alınarak kutsallık kazandırılmıştır. Destanlarında ağaç motifi üç yönüyle bulunur: Sığınak (oba), Ana ya da Ata varlığı yahut devlet. Türk mitolojisine göre Tanrı yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır. Bu sebeple neredeyse her türlü destanda vardır.

“Ağaç Ata” anlayışının Türk mitolojisi ve inanışında ki varlığının izlerine eski metinlerde de rastlanmaktadır. Bu metinlerden birisi de  Yakut Türeyiş Destanı’dır. Anlatımı ise şöyledir:

“Dünyamız Yakutlarca, sekiz köşeli imiş. Yerin ortası ise sarı göbekli imiş.Dünyanın göbeğinde bir de ağaç var imiş. Bu ağaç büyük imiş. Bu ağacın her yanı, Tanrı’dan hep süslüymüş. Kabukları kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş. Ağacın gövdesinden bir usare akarmış. Bu kutsal suyun rengi altın gibi parlamış.Ağacın budakları ta göklere uzanmış. Gören sanırmış sanki, dokuz kollu şamdanmış! Yaprakları büyükmüş dallarından sarkarmış. Yaprakların her biri at derisi kadarmış. Ağacın tepesinden bir usare çıkarmış. Köpük köpük kaynayıp sarı renkte akarmış! Bu ağacın yanına hiç kimse gidemezmiş. Bundan içenler ise açlık hissedemezmiş! Bu sudan içebilen, artık mes’ut olurmuş. Her şeye erişirmiş, Tanrı’dan kut bulurmuş. İlk insanın atası burada yaratılınca, hayatı elde edip tadını da alınca, hemen ağacı görmüş koşup altına gitmiş. Kanıp bu sudan içmiş. Bu ağacın zirvesi ta göklere erermiş. Göklerin üç katına ulaşıp da delermiş.”

Bu anlatım Türk boylarına göre de değişiklik göstermiştir. Mesela Kıpçakların türeyişi de ağaç üzerindendir. Kıpçak Türk dilinde “içi çürümüş ve oyulmuş ağaç” demektir. Yakutlar ise ilk insanın ağacın içinde, belinden yukarısı çıplak bir kadın tarafından beslendiğine inanmaktadırlar. Eski Türk boylarında kötü ruhlardan arındırılmak istenilen yere ağaç dikilir, kurban olarak da yere bir koyun gömülürdü. Şaman ayinlerinde kayın ağacı bulundurulması zorunludur çünkü Şamanist mitoloji Tanrı Ülgen ve Umay ile beraber gökten indiğine inanır. Şamanlar ağacı gökyüzüne ulaşmak için bir merdiven gibi kullanıyorlardı. Yakut kamlarının her birinin bir ağacı vardı ve onlar ölünce de yok ediliyordu.

Ağaç kültü Türk yaşamına İslamiyet’in girmesinden sonra da devam etmiştir.Dede Korkut Hikayeleri’nde Salur Kazan Han’ın oğlu Uruz’un ağaca hitap edişi Şamanistlerin mukaddes ağaç için söyledikleri ilahilerle benzemektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Müslüman Nogayların ağaca taptıkları söylenmektedir. Topluluğa göre ibadet ettikleri ağaç, Cebrail vasıtasıyla Allah tarafından gönderilen Tûba Ağacı’nın dalından bitmiş olup, Hızır eliyle dikilmiştir.

Yani “Ağaç Motifi”nin Türklerin yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz.Bu yüzdendir ki “hayat ağacı” gibi önemli bir imge vardır. Hayat ağacı “dünya ağacı”, “yaşam ağacı”, “evrensel ağaç”, gibi isimlerle de anılır. Bu yeri göğü birleştiren mitolojik ağaç diğer ağaçlardan çok daha önemlidir. Türk boyları içinde Bay Akağaç, Bay Direk, Demir Ağaç, Bayterek, Bayağaç gibi isimlerle anılan hayat ağacı dört mevsim boyunca yeşil kaldığına inanılan ve yeşil kaldığı müddetçe de dünyanın var olacağına inanılan ağaçtır.

“O tektir, yalnızdır ve kendi başına ayakta durabilir.
Onun insanlara değil, insanların ona ihtiyacı vardır.
Bütün ağaçlardan büyüktür, hepsinden gösterişlidir, hepsini kucaklar.
Koyu gölgelidir ve gölgesine sığınanları kötülüklerden koruduğuna inanılır.”

Bu nedenle “Hakan Ağaç”tır. Altay Türkleri tarafından şöyle anlatılır.

“Ağaç Hakan büyüktü, her şeyin esasıydı,
Varlık ona bağlıydı, gökle yer binasıydı,
Kökleri kaplar idi yer altı dünyasını
Zirvesi deler idi göğün dokuz katını
Tam yedi ayak idi ağacının yaprakları.”

Hayat ağacı dünyanın merkezini sembolize eder. Yeraltı, yeryüzü ve gökyüzünü dikey bir merkezde birleştirir. Kutlu bir dağın tepesinden yükselerek cennete ulaştığına inanılır. Meyvesiz bir ağaç olduğuna inanılır fakat gövdesinden ve dallarından çıkan öz suyla besleyen bir ağaçtır. Bebek ve anne ilişkisine benzetmek yanlış olmaz. Bu nedenle doğum ve ölümün simgesidir. Çocuğu olmayan kadınlar köklerinin dibinde Tanrı’ya yalvarır, onun doğurganlığı ve besleyiciliğine sığınarak teselli bulmaya çalışır. Mezarların başına ağaç dikmek de yine ölüleri onun kollarına bırakmak, ona emanet etmekle eşdeğerdir. Bu kutsallığına rağmen Türkler Hayat ağacına tapmazlar. Onu Tanrı’ya en yakın canlı olarak görürler. Kökleri yerin altından dalları gökyüzünden ona ulaşır bu nedenle insanoğlunu da Yaradan’a ulaştırır. İnsanoğlu Tanrı’ya ona tırmanarak ulaşır.

İlginçtir ki hayat ağacı sadece Türk mitolojisinde değil birçok mitolojide kendine yer bulmuştur. Kültürler arası etkileşim bunun en büyük sebeplerinden birisidir. Kelt mitolojisi, Pagan Mitolojisi vb. birçok mitoloji hayat ağacına ev sahipliği yapar.

Kaynakça

GÜLTEPE, Necati, “Türk Mitolojisi”, Kapı Yayınları, İstanbul, 2017

DEMİR, Ahmet, Dünya Mitolojisi, Kamer Yayınları, İstanbul, 2018

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here