Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Hollywood, özellikle gittikçe liberalleşen siyasetin etkisiyle bir süredir “whitewashing” muhabbetiyle çalkalanıyor. Kabaca çevrilirse “beyaza boyamak” anlamına gelen “whitewashing”, farklı etnik köken sahibi bir karakterin Amerikalı veya beyaz bir oyuncu tarafından canlandırılması anlamına geliyor. Scarlett Johansson‘un Ghost In The Shell‘de Japon orijinli bir karakteri oynaması, Tilda Swinton‘ın Doctor Strange filminde aslen Çinli olan Ancient One‘a hayat vermesi gibi. Karakter filmde önemli bir yer kaplıyorsa, stüdyolar işi garantiye almak için rolü Çinli veya Japon oyunculara vermektense tanınmış oyuncularla çalışmayı tercih ediyorlar kısaca.  Bazı yabancı filmlerde Türk karakterlere rastladığımız da oluyor, ve bunların çoğu Arap asıllı oyuncular tarafından canlandırılıyor. Öte yandan, yıldız statüsündeki yabancı oyuncuların bir Türk’e hayat vermesi de çok seyrek karşımıza çıksa da enteresan bir durum. İşte yabancı filmlerde karşımıza çıkan “Türk whitewashing’ine” birkaç örnek.

Orson Welles (Journey Into Fear)

Orson Welles, en önemli filmi Citizen Kane‘i tamamladıktan bir sene sonra, 1942 yılında rol aldığı “Journey Into Fear” filminde Hakkı isminde Türk bir albayı canlandırdı. Başrolünde Joseph Kotten’ın yer aldığı kara filmde Welles birkaç cümle Türkçe de konuşuyordu, ağır aksanından dolayı dediklerini pek anlamasak da. Göründüğü ilk sahnede çevresini saran kalabalıktan birinin “Akşam, efendim” deyişinden repliklerin Türkçe’ye çevrilmesinde Türkçe bilen birinden yardım alınmadığı aşağı yukarı belli oluyor zaten (evening, sir). Öte yandan, Welles enteresan personası ve mimikleriyle dili bilmeyen seyircileri Türk olduğuna kolaylıkla ikna edebilecek kapasitede bir oyuncu.

Audrey Tautou (Dirty Pretty Things)

Amelie’miz Audrey Tautou, 2002 tarihli İngiliz filmi Dirty Pretty Things‘te Şenay Gelik adlı bir karaktere hayat veriyordu. Londra’da hayata tutunmaya çalışan göçmenleri anlatan filmde Tautou’nun canlandırdığı Türk temizlikçinin yolu, geçtiğimiz sene Doctor Strange’de izlediğimiz Chiwetel Ejiofor’un canlandırdığı Nijerya göçmeni Okwe ile kesişir. Tautou Türkçe repliğinin olmamasının da etkisiyle inandırıcı bir Türk kadını portresi ortaya koyuyordu. Yönetmen Stephen Frears’ın rol için Tautou’dan önce Meltem Cumbul‘u düşündüğünü de ekleyelim.

Dominic Cooper (Dracula Untold)

Bram Stoker‘ın yarattığı dünyanın en ünlü vampiri Dracula, Romanya prensi Vlad Tepeş‘ten uyarlanmıştır. Kazıklı Voyvoda ismiyle bilinen Vlad, efsanelere göre Romanya’da hüküm sürdüğü dönemde kurbanlarını kazığa oturtmaktan kanlarını içmeye, fakirleri odalara doldurup yakmaya kadar çok sayıda acımasız icraatta bulunmuştur. Hikayenin Hollywood dokunuşu içeren “Dracula Untold“, Dracula ile Vlad Tepeş’i birleştiren bir ‘alternatif tarih’ filmiydi. Filmde Dominic Cooper’ın canlandırdığı Mehmed adlı Türk hükümdar (bildiğimiz Fatih Sultan Mehmet) Kont Dracula’nın topraklarını işgal eder ve Osmanlı ordusunun işgali Kont’un kahramanlığı sayesinde püskürtülür. Mehmed iyi dövüşen bir kötü adam, Dracula ise süper kahramandır kısaca. Zayıf bir film olsa da Cooper’ın Türk aksanı konusunda başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Arnold Schwarzenegger (Around the World in 80 Days)

Jules Verne’in ünlü eseri “80 Günde Devr-i Alem”in 2004 tarihli Disney yapımı uyarlamasında, Jean Passepartout rolünde Jackie Chan, ünlü gezgin Phileas Fogg rolünde de Steve Coogan vardı. Film Walt Disney Pictures’ın büyük zarar eden işlerinden biriydi, gelen eleştiriler de hiç parlak değildi. Bizi ilgilendiren kısmı ise, Avusturya aygırı Arnold Schwarzenegger‘i “Hapiisminde bir Türk prensi olarak görmemiz. Filmde Hapi ud çalıyor, tuhaf danslar ediyor ve Arnie’nin üstüne yapışmış Alman aksanıyla konuşuyor. Schwarzenegger’i Türk rolünde oynatmak kimin fikriydi bilmiyoruz, ancak enteresan sonuçlar doğurduğu kesin.

 

Image result for Prince Hapi

Kevin Spacey (The Usual Suspects)

Geldik sinema tarihinin belki de en meşhur Türk karakterine. Kevin Spacey’nin “The Usual Suspects” (Olağan Şüpheliler) filminde canlandırdığı korkutucu gangster Keyser Söze, yarı Türktür. Filmin senaristi Christopher McQuarrie, “Söze” kelimesini Türkçe bir deyimler sözlüğünü karıştırırken gördüğü “söze boğmak” deyiminden bulmuş. Filmde de bahsedildiği üzere Keyser Türkiye’de uyuşturucu işine girdikten sonra gittikçe büyüyen yarı Alman yarı Türk bir mafya babası. “Keyser” kelimesinin Almanca’da kral anlamına gelen “kaiser” sözcüğünden geldiği de söyleniyor; üstelik karakterin takma adı, Verbal da “sözlü“nün İngilizcesi. Spacey Altın Portakal Film Festivali’ne davetli olarak geldiği Antalya’da kürsüye çıkarken Keyser Söze gibi topallayarak karakterin kökenine küçük ama hoş bir atıfta bulunmuştu.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here