“Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün”

Başlığın nereden geldiğini düşünenler olacaktır muhakkak. Behçet Necatigil’in şair İlhan Berk için kullandığı terimdir “Uç beyi”. Bu yakıştırma, İlhan Berk’in şiir ile kurduğu bağı özetleyen cümlesiyle birebir örtüşür.

“Ben şiirin en uç noktalarını sevdim. Hep oralarda olmak istedim. Bilinen şiirin hep dışında, ayrı bir yer seçtim kendime. Oralarda yaşadım ve oralarda kalmak istedim.”

Kısaca hayatından bahsedecek olursak eğer; 1918’de Manisa’da doğar, çocukluğu burada geçer.  Bu tarihler, kurtuluş mücadelesinin verildiği yokluk zamanlarıdır. Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’ndan mezun olur. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitiren şair, sonrasında Zonguldak, Kırşehir ve Samsun’da Fransızca öğretmenliği yapar. Yaklaşık 10 yıl süren öğretmenlik kariyeri, Ziraat Bankası’nın Yayın Bürosu’nda çevirmenlik görevine geçmesiyle son bulur. Bu süre zarfında, Ezra Pound, Arthur Rimbaud gibi önemli isimlerin çevirilerini kitaplaştırır. Sonrasında kendini tümüyle yazmaya adar ve şiire ilişkin eserler vermeye başlar. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Fransızca öğretmenliğini bitirdikten hemen sonra evlenen şairin bir yıl sonra da oğlu dünyaya gelir. Bahsi geçen dönemler; İstanbul, Günaydın Yeryüzü, Türkiye Şarkısı ve Köroğlu kitaplarını yayımladığı yıllardır.

“Fakirdik. Onun için annemle küçük bir odada büyüdüm. Çocukluğum oyuncağı bilmeden geçti.”

Edebiyata dair ilk çalışmaları ilkokul yıllarında başlar. İlk şiirleri Manisa Halkevi’nin dergisi Uyanış’ta yayınlanır. İlk kitabı “Güneşi Yakanların Selamı” 1935 yılında basılır. İlk şiirlerinde destansı anlatım vardır. Bu zamanlar ayrıca Nazım Hikmet’in şiirinden etkilendiğini söylediği yıllardır.

“Basılıp elime geldiği zamanki sevincimi unutamam. O zamanlar ortaokulun son sınıfında idim.”
Bu kitabında hece vezni kullanır.

“Günlerin birinde öğle üstü, kahvede Yahya Kemal’in oturduğunu gördüm. Yahya Kemal’i tabi fotoğraflarda görmüştüm hemen yanına gittim. Ortaokul son sınıflarındaydım. Özellikle de onun şiirlerini bir deftere yazdığımı söyleyince korkunç sevindi. Bunu hiç unutmuyorum.”

1953’ten sonra çıkan kitapları İkinci Yeni akımıyla bağdaşan, dilin kalıplarının dışına çıktığı eserleri barındıran kitaplardır. Bu tarih ayrıca İstanbul’a yerleştiği tarihtir. Kendini tümüyle yazmaya adadığı yıllar 55-56 yıllarına dayanır. İstanbul’daki kiliseleri çok seven İlhan Berk, “Saint Antoine’ın Güvercinleri” şiirini yazar. Bu şiir İkinci Yeni’nin habercisidir. Bu akımı sahiplenmesinin sebebi ise Türk şiirinin değişime ihtiyacı olduğunu düşünmesine dayanır ve İlhan Berk, şiirin harcında sürekli farklı teknikler ve kelimeler kullanmıştır.

“Eleni geliyor
Dünyaya bakıyorum
Dünya sanıldığı kadar küçük değil o gün anlıyorum
Sanıldığı kadar üzgün değiliz dünyada
O gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum

Brise Marine’i yeniden
Yeniden Annabel Lee’yi.
Eleni ile anlıyoruz
Bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş
Deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.
…”

Bu dönemle ilgili şu cümleyi kurar: “Konu olarak şimdiye kadar yazdığım şiirlerin dışında bir konuydu bu. Dili ilk orada kırdım. Dizenin yapısını orada kırdım.”

Neredeyse her şairin gönül bağı kurduğu bir şehir olduğunu biliyoruz. İlhan Berk için bu şehir İstanbul’du. Hatta alanı biraz daha daraltacak olursak Beyoğlu ve Galata’ya özel bir ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağı şiirlerinde de göstermekten kaçınmaz.

“Pera’nın eski bir sokağını tepiyorum ben böyle her akşam 
Her akşam tabanımda senin çamurun.”

İlk olarak Kül isimli kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü kazanır. Bu ödülü Behçet Necatigil Şiir Ödülü, Yedi Tepe Şiir Armağanı ve Sedat Simavi Edebiyat Ödülü izler.

Emekli olunca “benim yazı odam” dediği Bodrum’a yerleşir ve burada yazmaya devam eder.  Şiir ve Türk şiirinden bir röportajında bahsederken; Türk şiirinin Avrupa şiirinden aşağı olmadığını belki birçok alanda daha da iyi olduğunu söyler. Şiirin araştırma işi olduğunu düşünür. Başka bir röportajında “Galata” kitabı için yaklaşık bir buçuk yıl araştırma yaptığını söyler ve ekler; “Şairlik bir meslektir, hayatımı bu işe verdim.”

İlhan Berk şiiri tekdüzeliğin sınırlarını belki de en çok zorlayan şiirdir. Sürekli değişen ve evrilen bir derinlik görülür. Eserlerinde anlamsızlığı savunduğu dönem hiç de az değildir. Dil bakımından ise zenginliğin başkenti desek hiç yanlış olmaz. Şiirin bir araştırma işi olduğunu savunduğundan çok fazla okur, elde ettiği kelime dağarcığını da şiirlerinde hissettirir çoğu zaman. Şiirde anlam aranmaması gerektiğini söylediği zamanlar 1950 sonrasına denk düşer. Bu dönem ayrıca İkinci Yeni akımına bağlı kaldığı zamanlardır. Bir çıkarım yaparak İlhan Berk’in İkinci Yeni şiirini anlamsız bulduğu söylenebilir. Zaten şaire göre şiirde güzelliği sağlayan anlam değildir.

Süreyya Berfe, şair için “Şiir deneycisi” tabirini kullanır. Şiiri bir laboratuvar gibi kullanmasıyla ilgilidir bu. Başka bir şair Gülten Akın ise, İlhan Berk için; “Sanatın yalnız bir yönüyle değil, birçok yönleriyle de ilgilenen, özellikle kara kalem resim yapan usta, incelikli bir insan.” cümlesini kurar.

İlhan Berk birçoğumuzun içinde bulunduğu ruh halini, derdi, İstanbul’u ve bizim kelimelerle ifade edemediğimiz türlü yaşanmışlıkları dizelere döken Türk şiirinin önemli şairlerinden biri olarak kabul görür. Bugün dahi yaşasaydı ben bu yazıyı yazarken onun başka bir kitabı için türlü araştırmalara girdiğini yazsam yanlış olmazdı. Olur da bir gün bu yazılarım gereğinden fazla okunur da benim fikrimi merak eden olursa söylemeden geçmiş olmayayım; İlhan Berk şiiri, dimağın kâğıda izdüşümünü gösteren, altı dolu ama üstü kapalı toplama işlemidir.

Bir de naçizane bir şiir seslendirmesi iliştiriyorum buraya. İyi dinlemeler.

Şiir: İlhan Berk – Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım
Fon: Schubert – Serenade

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here