Türkiye’de en çok okunan yayınlardan birinin gazete olduğunu düşünürsek, günümüzde sosyal medya kullanmadan fikrini en çok yayabilen kişilerin de köşe yazarları olduğunu söylememiz doğru olur. Türkiye’de tanınan, kendine ait bir kitle edinmiş, düzenli olarak takip edilen birçok köşe yazarı vardır. Bunların yanında, (daha) az bilinen bir kesime dahil olan köşe yazarları vardır: Edebiyatçı köşe yazarları. Edebiyat alanına bir ya da daha fazla eserle katkıda bulunan yazarların, herhangi bir alanda köşe yazarlığı yapması akımından oluşan bu kuşak Türkiye’de çok fazla devam etmemiş ve güncel köşe yazarları kadar ilgi görmemiştir. Yine de, Türk edebiyatında yer alan ve hayali karakter olan bir edebiyatçı köşe yazarı, gerçekte var olmamasına rağmen kendine bir kitle oluşturmayı başarmıştır.

Orhan Pamuk’un edebiyat dünyasına kazandırdığı Kara Kitap ve Masumiyet Müzesi’nde karşımıza çıkan karakterlerden biri de Celal Salik’tir. Celal Salik, Masumiyet Müzesi’nde bir figüran olarak yer alırken; Kara Kitap’ta çok önemli bir yere sahiptir. Kitabın baş kahramanı Galip’in üvey kuzeni olmasının yanı sıra; kitap akışında iki bölümde bir kendisinin köşe yazıları vardır. Bu bölümlerden de anladığımız gibi kendisi bir köşe yazarıdır.

Celal Salik, kitapta yer alan kurguya göre sıradan bir köşe yazarı değildir; kitabın olay örgüsünü belirleyecek kadar karışık, gizemli ve ilginç bir hayatı vardır. Olay örgüsünden kısaca bahsetmek gerekirse, Galip’in üvey kuzeni olan Celal Salik; kendisinin üvey kardeşi, Galip’in ise eşi olan Rüya ile kaçar. Galip, köşe yazılarından çıkarmaya çalıştığı şifreler ile Celal Salik’in yerini bulmaya çalışırken zamanla onun gibi davranmaya ve hatta yaşamaya başladığını fark eder. Bu durum onda kimine göre normal kimine göre de hastalıklı bir şeye dönüşür, günün birinde Galip kendisini Celal Salik olarak, onun yerine röportaj verirken görür. Onun yazılarını ve şifrelerini o kadar çok incelemiştir ki; Celal Salik gibi konuşmak, sorulara onun bakış açısından doğru cevaplar vermek Galip’e çok kolay gelir. Postmodernizm akımının oldukça ağır bastığı bu kitapta, Celal Salik’in köşe yazıları Orhan Pamuk tarafından o kadar başarılı bir şekilde yazılmıştır ki; Türkiye’de Kara Kitap okuyucularının belli bir kısmından oluşan Celal Salik Hayranları kitlesi mevcuttur. Romanla ve Celal Salik’le ilgilenen bazı kişilere göre Orhan Pamuk bu karakteri oluştururken, edebiyatçı köşe yazarı olan Çetin Altan’ı baz almıştır. Bu tahminlerden sonra Orhan Pamuk, Celal Salik’in üzerinde olan Çetin Altan etkisini verdiği bir röportajda şu şekilde açıklamıştır:

“Celal Salik’de Çetin Altan’dan biraz etki vardır. Çünkü Çetin Altan köşe yazarlarımızın en hümanistidir; insani bilgilerinin hepsiyle ilgilenir. İşte sosyoloji, edebiyat… Bütün bunlara sırf insanla ilgili bilgi olduğu için saygı duyar, hatıralara meraklıdır. Alaycılığını dengeleyen ciddi bir merakı vardır. Celal Salik de, geçmiş kültüre meraklıdır. Birazcık Reşat Ekrem Koçu da vardır onda. Her şeyi özetleyen, hüküm veren bir köşe yazarı değil; her yere burnunu sokup kimi zaman nostaljik, kimi zaman hüzünlü, melankolik, kimi zaman öfkeli hatıra tadında, kimi zaman başkalarına takılan, hiciv yapan ama hep kültürün bir köşesini görüp ondan zevk alan ansiklopedik bir yazardır. Benim kafam da o bakımdan Celal Salik’e yakındır.”

Celal Salik’in en beğenilen ve tartışılan köşe yazıları, Boğaz’ın Suları Çekildiğinde (2. bölüm), Üç Silahşörler (8. bölüm), Öpüş (12. bölüm) ve Apartman Karanlığı (18. Bölüm)’dır. Tüm bu köşe yazılarında, şifre vermesinin yanı sıra kendisine ve gündeme dair o kadar iyi olay örgüleri oluşturmuştur ki; yazdığı yazılardaki hikayeler okuyucuyu romandaki akıştan bambaşka bir dünyaya götürebilir. Kitapta ilk geçen yazısı olan Boğaz’ın Suları Çekildiğinde’de tıpkı diğer yazılan çoğu gibi anlatmaya halk arasında duyulan bir hikaye ile başlar, ardından bu hikayeye kendi yorumunu katar, ve son olarak da kendine dair bir mesaj vererek yazıyı bitirir. Celal Salik, kitaptaki kurguya göre öldürülmeden önce yazdığı son yazıları güncel olarak değil, stoktan yayınlamıştır. Köşe yazarlığının değerini artıran, kısa metin okumayı sevdiren bu karakter gerçek olmamasına rağmen ölümünden yıllar geçse de onu saygıyla anıyor, adının başka romanlarda da geçmesini umuyoruz.

1 YORUM

  1. Bir kurgu karakter yaratıp onu kendi elinden ve dilinden seslendirebilmek… ”Yaratı” kavramını gerçekleştirmek işte bu olmalı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here