” Classical ballet will never die. ”
Ninette de Valois

Fransa ve İtalya’da doğan bale, figürlere ve adımlara dayalı dans ve müzik gösterisidir. Ne yazık ki günümüzde gereken değerin verilmediği sanat dallarından yalnızca bir tanesi.

1940’larda aldığı davet üzerine ülkemize bale sanatını getiren ve devletin ilk resmi bale okulunu kuran değerli sanatçıyı tanıyarak, Türkiye’de balenin yolculuğuna bir göz atalım.

İngiltere balesinin kurucusu ve 20.yy İngiltere kültür dünyasının dev şahsiyeti Ninette de Valois, 6 Haziran 1898 İrlanda doğumlu dansçı, öğretmen, koreograf ve sanat yönetmeni. 7 yaşındayken ailesi ile İngiltere’ye taşınan Valois, 10 yaşındayken bale eğitimine, 13 yaşındayken ise profesyonel bale eğitimine başladı. Edris Stannus olan adını da bu dönemde değiştirdi. Ninette de Valois sahne ismi annesinin fikriydi.

İlk kez 16 yaşındayken Londra’da Lyceum Tiyatrosu‘nda bir pandomimde başrol olarak sahne aldı. Daha sonra Enrico Cecchetti ve Edouard Espinosa gibi tanınmış başarılı öğretmenlerle eğitimine devam etti. Klasik baleye kendini adayana dek pandomim, revü ve operalarda dansçı olarak çalıştı. 1923’te Diaghilev topluluğuna katıldı.  Burada konuk sanatçı iken 3 yıl sonra solist olarak dans etmeye başladı. Tam da bu sıralarda meşhur İngiliz balerini Alicia Markova‘yı yetiştirdi. Valois’nın küçükken atlattığı çocuk felci nedeniyle ağrıları her dönem devam etse de buna rağmen solo kariyerini sürdürdü.

KOREOGRAFİK SANATLAR AKADEMİSİ VE JOB BALESİ

1926’da Londra’daki Koreografik Sanatlar Akademisi adlı ilk okulunu açtı. 1930’ların başına kadar öğrencilerin deneyim kazanması için Old Vic Tiyatrosu’nun yöneticisi Lillian Bayliss ile anlaştı ve hem burada sahnelenen opera ve Sheakespeare oyunları için baleler sahneledi, hem de Old Vic için küçük koreografiler hazırladı.

1931’de koreografisini Ninette Valois’nin yaptığı Job (Eyub) adlı tek perdelik bale, tamamı İngilizlerden oluşan bir ekibin yarattığı ilk bale eseri.


Ninette de Valois’nın 1931’de kurduğu, ll. Dünya Savaşı’ndan sonra günümüzdeki evi Covent Garden’a taşınan Royal Ballet/Londra Kraliyet Balesi, 1949’da New York’a gerçekleştirdiği müthiş turneyle kendini kanıtladığından beri dünyanın en saygın ve başarılı dans topluluklarından biri olmayı sürdürüyor. Ninette b
ir koreograf olarak çok deney yaptı. Klasik baleyi dans eğitiminin temeli olarak görüyordu. Eserleri sıklıkla ekspresyonist ya da grotesk olarak adlandırıldı.

TÜRK BALESİ VE NINETTE

1947 yılına gelindiğinde Ninette de Valois, Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı tarafından aldığı davet üzerine İstanbul’a geldi ve Yeşilköy‘de bir bale okulu açtı. Okul 2 yıl sonra Ankara’ya taşındı ve devlet konservatuarının da bir parçası haline geldi. Valois Türkiye’de ”Madam” olarak tanınıyordu. Eğitimlerine devam ederken Molly Lake, Travis Kemp, Joy Newton, Audrey Knight ve Lorna Mossfort gibi birçok başarılı asistan, koreograf ve eğitmeni Ankara’ya göndererek buradaki öğrencilerin eğitim kalitesini arttırdı. Aynı zamanda onlara Kraliyet Balesi’nde staj ve eğitim olanakları sundu.

İlk Türk balesi olan Çeşmebaşı Ninette de Valois tarafından Türk folklöründen esinlenerek yaratıldı ve ilk defa 1965’te sahnelendi. Valois’nın toplamda 12 eseri bulunuyor.

1967’de devrin Cumhurbaşkanı tarafından “Teşekkür Plaketi”, 1972’de Kültür Bakanlığı tarafından “Devlet Kültür Nişanı”, 1986’da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından ”Fahri Profesörlük Beratı”, Ocak 1998’de ise Türk balesinin 50. ve Madam’ın da 100. yaşı nedeniyle kendisine “Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı” takdim edildi.

Sadece birinci sınıf bir ulusal şirket ve okul kurma konusunda değil, aynı zamanda benzersiz bir ulusal dans tarzı ve bir bale izleyici kitlesi yaratma konusundaki rolünün önemi oldukça büyük. Ona göre bale, “birkaç sanat dalını bir araya toplayan bir olgu.”

Ninette de Valois 1935’te doktor Arthur Connell ile evlendi. Evlilikleri 1986’da doctor Connell’in ölümüne kadar sürdü. Çiftin hiç çocuğu olmadı.

Valois, 1963’te Kraliyet Balesi baş yönetmenliğinden emekliye ayrıldı. İngiltere White Lodge’da yeni bir bale okulu açtı. Emekli olmasına rağmen bale dünyasında bir güç olarak kalmaya devam etti. Ninette ömrünün geri kalanını şiir yazarak geçirdi ve 8 Mart 2001’de 103 yaşında hayatını kaybetti.

Türk balesinin kurucususunuz. İlk günler nasıldı?

– Benden bu topluluğa, daha doğrusu geleceğe bale dansçıları yetiştirecek bir okul kurmamı istediklerinde bu iş bana oldukça ilginç ve romantik geldi. Birçok ilkokulu dolaşarak topladığım 25 kız ve erkek seçme öğrenciyle Yeşilköy yakınındaki bir ilkokulda işe başladık. Onları 4 yıl eğitmek üzere iki de İngiliz öğretmen getirdik.

Başlangıç günlerinde karşılaştığınız güçlükler nelerdi? Okul başladığında Türk çocuklarının klasik baleye karşı tutumları neydi?

– Çocuklar çok küçüktü. Aslında ne olduğunun farkında bile değillerdi. Gerek sanat dünyası gerek bale okuluyla yakından ilgilenen yetkililer her bakımdan çok yardımcı oldular. O kadar çok sanat hareketi vardı ki, bizim hiç haberimiz yoktu bunlardan. Unutmayalım o günkü Türkiye bugünkü Türkiye de değildi. Sonra ilginç olan bazı sorunlar da vardı. İngiltere’nin tersine bir erkek çocuğunun dans etmesi Türkiye’de kimsenin garibine gitmedi. Türk kızlarına gelince iş daha güçtü. Zira aileleri bale dansçılığını bir meslek olarak hoş karşılamıyordu. Bugün gibi aklımda, çok tatlı bir kızımız vardı. 12 yaşına gelince okulu bırakacağını söyledi. Neden dediğimizde dans edersem kocasız kalırım derlerdi.

Ailelerin görüşleri de oldukça değişti zamanımızda..

– Bugün herkes hayatından son derece memnun. Okula gelen çocuklar mutlu olduğu gibi, aileleri de bundan çok büyük gurur duyuyorlar.

Türkiye’ye sık sık gidiyor musunuz? Yetiyor mu?

– Yılda 2 kez. Her gittiğimde 3 hafta kalıyorum. Yetmiyor ama yapabileceğim bir şey yok. Konservatuar tamamiyle İngiliz öğretmenler tarafından yönetiliyor. 18 yıldır oradalar. Benim iftihar ettiğim başka bir şey daha var ki, opera ve baleyle yakından ilgilenmeyenler pek bilmez, biz aynı zamanda İngiliz uzmanların yerini alacak Türk elemanlar yetiştirdik. Tabii yabancı öğretmenlere hala ihtiyaç var, zira Türk bale öğretmenlerinin kendi okulları dışında bale eğitimi görecekleri başka topluluk yok. O yüzden yıl içinde tanınmış sanatçıların gelip bale kursları düzenlemeleri çok önemli.

İstanbul hâlâ en sevdiğiniz şehirlerden biri mi?

– İstanbul çok güzel gerçekten. Yalnız ben Ankara’ya çok bağlandım. 1947’de gördüğümde hemen hemen hiçbir şey yoktu. Ağaçlar yoktu, yollar yapılmamıştı. Şimdi çok güzel, mütemadiyen de büyüyor. Ben Ankara’yı çok severim. İstanbul’daki eşsiz hazinelere rağmen Ankara’da daha bir Türkiye havası buluyorum. Tek dileğim Ankara’ya yakışan bir opera binası yapmaları.

(1973, BBC Türkçe-Sabih Aykoler söyleşisi)