2009 yılının en çok iz bırakan filmlerinden (500) Days of Summer, başta senaryosu ile, oyunculukları ve yönetmenliğinin sayesinde modern bir klasik haline geldi. Film, ilk saniyesinden finaline kadarki ince detaylarıyla buram buram emek kokuyordu. Sebebi de belliydi: Film, senaristler Scott Neustadter ile Michael H. Weber ikilisinin ve yönetmen Marc Webb’in ilk deneyimiydi.

Bunun sayesinde de sanki debut albümünü çıkaran bir müzik grubu gibi her şeylerini ortaya koyarak özenin en üst seviyede olduğu bir iş sunuldu. Müzik demişken yönetmen Webb, bu filmin öncesinde My Chemical Romance ve AFI gibi birçok emo-punk grubunun videolarını çekmiş bir klip yönetmeniydi.

Bu nedenle yönetmenin müzikle ayrı bir bağı da vardı. Bunun bir getirisi olarak da 500 Days’deki müzik kullanımı çok yoğun ve özenli oldu. Hatta film, sanki aralarında replikler olan 1 saat 35 dakikalık bir müzik klibi gibiydi. Bu da kendine özgü tarzının ve başarısının anahtarlarından biri.

Filmin soundtrack albümü birbirinden değerli ismin eserlerinden oluşuyor. Hem eski zamanlardan “klasik” olarak tabir ettiğimiz sanatçılar hem de piyasanın yeni yüzlerinden kaliteli gruplar var. Bu sayede de albümde olağanüstü bir denge var. Neredeyse her yaştan dinleyiciye hitap eden bir albüm bu. Özellikle de indie müziğe ilgili izleyiciler ve dinleyiciler için yeri ayrı.

Albümün tamamının bu tarz bağımsız ve alternatif müzisyenlerden oluşması ise bunun en büyük sebebi. Bununla birlikte kayıttaki her parça birbirinden ayrı hikayeye sahip güzellikte. Hepsinin büyük bir özenle seçildiği belli. En önemlisi de albümü baştan sona 1 defa bile dinlediğinizde filmi kafanızda canlandırabiliyorsunuz. Neredeyse her önemli sahnesinde bir şarkının kullanıldığı filmdeki müzikler, aslında gizli kahramanlar.

(Spoiler) Albümün henüz ilk saniyesinden filmi yaşamaya başlıyorsunuz; A Story of Boy Meets Girl ile hikayeye giriş yapıyoruz. Karakterlerin özetle tanıtıldığı bu konuşma sonrası gelen Us ise bir Regina Spektor güzelliği. Piyanosuyla meşhur sanatçının her zamanki optimistliğini konuşturduğu şarkı, filmin kahramanları Tom ve Summer’ın küçüklük sahnelerini bizlere hatırlatıyor. Ardından gelen The Smiths klasiği There Is a Light That Never Goes Out ise filmin neredeyse en önemli sahnesinin kalbi. Meşhur asansör sahnesine eşlik eden efsane şarkı, Morrissey’in sözleriyle ve Johnny Marr’ın gitarlarıyla aşkı en dramatik şeklinde yorumluyor.

Filmde Tom’un Summer’ın dikkatini çekmek için açtığı bir başka The Smiths klasiği Please, Please, Please Let Me Get What I Want ise özellikle şarkı sözleriyle o sahneye mükemmel bir şekilde yakışıyor. Ayrıca filmde Summer’a hayat veren Zooey Deschanel, müzik grubu She & Him ile bu parçayı albüm için tatlı bir şekilde cover’lıyor. Hatta Marc Webb yönetmenliğinde grubun en ünlü işlerinden Why Do You Let Me Stay Here? şarkısına alternatif bir klip de çekilmiş. Burada Deschanel’e danslarıyla eşlik eden ise filmde Tom’u canlandıran başarılı aktör Joseph Gordon-Levitt oluyor.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi, müzikler filmin gizli kahramanları. Hatta bir adım da öteye gidelim, onlar bu filmin kalbi. Soundtrack albümünü dinleyince aklımızda o sahneleri yaşamaya devam ediyoruz. Örneğin; Wolfmother’dan Vagabond’un çaldığı top sektirme sahnesi, şarkının hemen başındaki davul kick’leri ve gitarlarıyla gözümüzün önüne geliyor.

Bununla birlikte filmdeki çiftimizin, Tom’un işaretiyle, binaların yüksek yerlerine baktıkları sahnede de indie rock grubu The Temper Trap’ten Sweet Disposition çalıyor. Parçadaki ince vokaller ve gitar riff’leri ise hala kulaklarımızda. Ayrıca filmin en tatlı sahnelerinden olan, Tom’un kendisini Harrison Ford kadar havalı hissettiği bandolu dans sahnesinin de yeri ayrı. Orada çalan Hall & Oates klasiği You Make My Dreams’in pozitif enerjisi filme fazlasıyla renk katıyor.

500 Days’in duygusal anlarında arka planda çalan eserlerden Quelqu’un m’a dit ise belki de Nicholas Sarkozy’nin eşi Carla Bruni’nin en özel şarkısı. Elliott Smith-vari bir dinginliğe sahip. Huzurun zirvelerindeki bir başka eser olan Simon & Garfunkel klasiği Bookends ise kısacık süresine rağmen inanılmaz etkili bir şarkı. Hatta bu şarkı, Deschanel’in daha önce rol aldığı unutumaz film Almost Famous (2000) ile bağlantılı! Hem de Deschanel’in, annesini oynayan Frances McDormand’la tartıştığı şu sahnede elinde tuttuğu albüm, bu şarkıyla aynı adı taşıyan eser: Simon & Garfunkel- Bookends.

Bunların yanı sıra filmin bir başka meşhur sahnesi Expectations / Reality‘de yer alan albümdeki ikinci Regina Spektor parçası Hero ise o sahneyi gözlerimizin önüne getiriyor. Ayrıca Tom’un karaoke sahnesindeki Pixies klasiği Here Comes Your Man de Meaghan Smith yorumuyla albümde yer alıyor. Böylelikle albümün indie grupları dinlemekten keyif alan müzikseverler için gerçekten çok başarılı bir derleme olduğunu söyleyebiliriz. Neredeyse her şarkının da filmde “hakkıyla” kullanılması başka bir detay.

Bu nedenlerle Tom ve Summer’ın hikayesine eşlik eden bu muazzam albüm, hiç sıkılmadan zevkle dinleyebileceğiniz bir eser. En önemlisi de şarkıları dinlerken kendinizi birden o sahnelerde bulacağınız bir şekilde film ile bağlılar. Filmi izleyin, sonra da albümle filmi yaşayın!

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here