Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

1992 yılında Image Comics aracılığıyla çizgi roman panellerine girişini yapan Spawn, ortaya çıkışından 27 yıl sonra 2. filmiyle sinemalarda boy göstermeye hazırlanıyor. 1997 yılında ilk kez sinemalara uyarlanan Spawn, o zamanlar ne yazık ki büyük bir etki yaratamamıştı. Şunu da unutmamak gerekir ki o dönemlerde çıkan çizgi roman filmleri, günümüzdekiler kadar popüler değildi. Spawn’ın yaratıcısı Todd McFarlane’in de çok doğal bir şekilde yazar kadrosunda bulunduğu filmde başrolü ise Michael Jai White üstlenmişti.

2019 yılındaki yeni filmde ise Todd McFarlane, sadece yazarlık değil aynı zamanda yönetmenlik koltuğunda da oturacak. Bu bazı eleştirmenlerin aklında bazı soru işaretleri bırakıyor. Çünkü McFarlane’in daha önce kapsamlı bir yönetmenlik deneyimi bulunmuyor. Ama yine de Spawn karakterinin yaratıcısı olduğu için McFarlane’in, büyük bir özenle çalışacağından pek şüphe yok. Üstelik bu sefer Spawn karakterini canlandıracak isim ise oldukça tanıdık. Django Unchained, Law Abiding Citizen ve Baby Driver gibi filmlerde yer alan, sinema kadar müzik kariyeriyle de adından söz ettiren Jamie Foxx, McFarlane’in Spawn filminin başrolü olacak.

Spawn’ın sinemalarda yeniden yer almasına daha biraz vakit varken biz de sizler için bu anti-kahramanın çizgi roman panellerinde nasıl yer aldığını araştırdık. Spawn karakterini daha önce hiç duymamış ve gelecek filminden önce Spawn’ı merak edenlerin bu yazıyı okumalarını şiddetle tavsiye ederiz.

Marvel ve DC’nin çizgi roman sektöründeki popülariteleri tartışılmaz bir boyutta. Amerikan çizgi romanı denilince akıllara ilk bu iki şirket gelse de daha başka çizgi roman şirketleri de yok değil. Image Comics de bunlardan biri… 1992 yılında kurulan Image Comics’i yaratan kişiler ise çizgi roman dünyasında oldukça tanınan isimler. O dönemlerde Marvel için çalışan Jim Lee, Erik Larsen, Jim Valentino gibi çizerler, daha sonra bir araya gelerek Marvel’dan ayrılıp Image Comics’in tohumlarını attılar. Bu isimler arasındaki bir diğer önemli isim ise Todd Mcfarlane’di. Daha öncelerde hem DC hem de Marvel adına çizimler yapmış olan Mcfarlane, çizgi roman dünyasının elit isimleri Jack Kirby, Frank Miller ve Alan Moore’dan oldukça etkilenmiş bir çizerdi. Marvel’dan ayrılıp Image Comics’i kurduğunda ise aklında yepyeni bir karakter yaratmaya başlamıştı bile.

Image Comics’in çizgi roman dükkanlarındaki ilk işleri arasında bulunan Spawn, Mcfarlane’in aklında bulunan karakterdi. Tıpkı Jim Lee’nin WildC.A.T.s gibi Spawn da Image’in çizgi roman dünyasına bomba gibi girmesini sağladı. Çizgi roman hayranları bu anti-kahramanı o kadar sevdi ki Spawn’ın ilk sayısı satış rakamlarında pek çok Marvel ve DC işlerini bir hayli geride bıraktı. Artık Mcfarlane’in Manhattan çatılarında gezen mistik ve gizemli karakteri Spawn, çizgi roman panellerinde kısa sürede büyük bir kalıcılık kazanmaya hazırdı. Üstelik gelecekte sadece çizgi romanlarda değil aynı zamanda televizyon dizilerinde hatta sinemalarda da görünmeye başlayacaktı.

Her ne kadar kendi hayran kitlesini oluşturmuş olsa da 2000’li yıllara kadar Spawn, hak ettiği değeri pek göremedi. Satışlarda her zaman ilk 10’da yer alıyordu ancak hala daha Spawn’ı bilmeyen çizgi roman hayranları vardı. Geniş kitlelere yayılamamıştı. Mcfarlane’in ünü tartışılmazdı. Ancak buna rağmen Spawn, yapılan incelemelerde bir hayli eleştiriye maruz kaldı. Bu eleştiriler Spawn’ın yükleşinin önüne geçmeye başladı. Eleştirilere göre Spawn’ın hikayeleri artık okuyucular tarafından değer görmeyen unsurlarla yaratılıyordu. Çizgi roman sektörü değişiyordu ve incelemelerde görülüyordu ki Spawn bu değişime daha uyum sağlayamamıştı. Yine de bazı incelemeler, Spawn’ın neden çizgi roman sektöründe var olması gerektiğine dair cümlelere yer vermekteydi.

2000’li yıllara gelindiğinde ise Spawn, yapılan eleştirilere rağmen satışlarını devam ettiriyordu. Bir şekilde sektörde yer almayı başaran Spawn, ne de olsa Image’in çok satan çizgi romanlarından biriydi ve eleştirilere rağmen istikrarını korumayı başarmıştı. Mcfarlane ise eleştirilerin beraberinde getirdiği değişim fikrine pek sıcak bakmıyordu. Bazı çizgi roman serilerinin yazarları ve çizerleri, satışları artırmak için değişime uğramıştı. Fakat Spawn’ı yaratan Mcfarlane’di ve sırf satışların daha yükselmesi için bundan vazgeçmeyecekti. Bu, Mcfarlane’in karakterine olan sadakatini gösterir nitelikteydi. Her ne kadar doğru ve mantıklı bir davranış olsa da bu durum, tanıtımlar için pek de iç açıcı değildi. Hiçbir değişikliğe uğramayan bir çizgi roman serisi, medya için ilgi çekici nitelikte değildi. Spawn’ı haber yapmak ya da onunla ilgili yazılar yazmak medya açısından pek de değerli değildi. Küçük bir parantez açalım, Mcfarlane’in daha o zamanlarda karakterine olan bu sadakati, 2019 yılındaki film için bir umut niteliğinde olarak görülmekte. Açıkça görülüyor ki Mcfarlane, Spawn’a adeta hayatını adamış bir vaziyette ve bu da ortaya konacak film adına oldukça olumlu bir gerçek.

Spawn’a yönelik bu eleştirilerde Mcfarlane’in sanatı da payını almıştı. Seri tema olarak karanlık ve korku üzerine yöneliyordu ancak Mcfarlane’in çizgileri yumuşaktı. Bu durum serinin teması ve Mcfarlane’in stili adına tezatlık oluşturuyordu. Panellerde çok fazla kan, şiddet vardı fakat Mcfarlane’in karikatürize stili oldukça eğlenceliydi. Bu tezatlık elbette satışlar adına oldukça olumlu bir nedendi. Çünkü daha önce okuyucular böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. Nitekim bu durum, hayran kitlesinin artışına belli bir yerden sonra engel teşkil ediyordu. Ortalama 12 yaşındaki okuyucular için Spawn, mükemmel bir materyaldi fakat okuyucu yaşı ortalama olarak yükseldikçe Spawn değer kaybediyordu.

Aradan geçen birkaç yıl sonrasında Spawn’ın çizer ekibine yeni bir isim dahil oldu. Bu isim X-Force serisiyle ünlenmiş Greg Capullo’ydu. Mcfarlane ilerde Batman çizgileriyle ününe ün katacak olan Capullo için büyük destekçim diye bahsedecekti. Capullo’nun çizgileriyle Spawn, temasıyla paralel olarak daha fazla karanlığa ve gölgelere kavuştu. Ancak ışık altında hala eğlenceli bir stile sahipti. Bu durum, Spawn’ı sanatsallık adına daha karmaşık ve dağınık hale getirmişti. Artık Spawn’ın içinde bulunan aykırılık iyice ön plana çıkmıştı.

Spawn hayranları bu aykırılıktan oldukça memnunlardı. Hatta bazı sıradan okuyucular da bu aykırılık sayesinde Spawn’a ilgi duymaya başlamışlardı. Geçmişte olan tezatlık, yeterince ilgi çekici değildi. Çünkü bu tezatlık adına ortak nokta pek hissedilmiyordu. Ancak bu sefer tezatlıkların arasında orta noktalar da vardı ve bu denge oldukça ilgi çekiciydi. Nitekim Capullo, seriden ayrılınca artan bu ilgi de yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Bunun sebebi de Spawn’ın sıradanlaşmaya başlaması olarak öne sürüldü. Her çizgi roman kapağında Spawn, arka planında bir kilise veya ürkütücü bir orman ile beraber görülüyordu ve okuyucular bu durumu sıradan olarak karşılıyorlardı. Eski temasal çekiciliği kalmamıştı. Bu durum aslında ilk değildi. Zamanında X-Men ve Superman serileri de bu sıradanlığa uğramışlardı. Ancak bu iki seri de bu sıradanlıktan kurtulmayı başarmış ve çizgi roman hayatlarına devam etmeyi başarmışlardı. Bu elbette ki yapılan değişimler sayesinde olmuştu. Spawn için ise bu durum o kadar kolay olmadı. Bir süre bu sıradanlık sebebiyle tıpkı Image Süper Kahraman Evreni gibi neredeyse ölü olarak nitelendirildi.

Spawn’ın bu kötü giden kaderine karşılık Mcfarlane, bunu değiştirmek için ekstra bir çabaya girişmedi. Kendisi oyuncak imparatorluğu ve ünlülerle olan yakın ilişkileri sebebiyle bir hayli göz önündeydi ancak Spawn yavaş yavaş unutulmaya yüz tutuyordu. Nitekim Mcfarlane görünürde çok fazla çabaya girişmese de Spawn’ı bir şekilde hayatta tutmayı başardı. Hiçbir değişim hamlesi yapmasa da Mcfarlane, daha önceki işlerinin hala çizgi roman dükkanlarında yer almasını sağlıyordu. Bu durum Spawn’a gizemlilik katmayı başarmıştı. Üstelik tema olarak da bu durum, Spawn ile oldukça örtüşüyordu. Artık 12 yaşındakiler çizgi roman dükkanlarında zaman geçirmiyorlardı ve eski okuyucular Spawn’a olan ilgilerini kaybetmişlerdi. Ancak bu gizem, yeni okuyucuların Spawn’ı keşfetmelerini sağladı. Nitekim bu durum Spawn’ın ilk çıktığı yıllardaki kadar hızla artan bir şöhret anlamına gelmiyordu.

2012 yılında Spawn’ın aylık satışları yavaş yavaş ilgiyi kaybediyordu. Bunun sebebi kuşkusuz Mcfarlane’in değişim karşıtlığına dayandırıldı. Mcfarlane için de bu durum bir hayli sinir bozucu hale gelmişti. Artık bir şeyler yapması gerekiyordu. Bunun üzerine Mcfarlane, okuyuculara muhteşem bir şekilde geri döneceğinin sözünü verdi. Bunu da başardı. Yeni çıkan kitaplarda Spawn adına daha önce hiç karşılaşılmamış bir özellik vardı. Artık Spawn hikayeleri şaka içeriyordu. Mcfarlane, hikayelere mizahı da dahil etmişti.  1992 yılından itibaren değişime yer verilmeyen Spawn adına bu değişiklik, panzehir niteliğindeydi.

Elbette mizah unsurları Spawn’ı dünyevi anlamda alevlendirmedi ancak aylık satışları canlandırdı. Artık çizgi roman raflarında örümcek ağları arasında yer alan Spawn çizgi romanları azalmıştı. Daha önceden sıradanlıkla nitelendirilen kapaklar bile ilgi çekici konuma gelmişti. Artık okuyuculara göre kapaklar bir kişiliğe sahipti. Üstelik 90’lı yılların çizgi roman hayranları için bu bir ilkti. Mcfarlane’in sanatı artık daha çok göz dolduruyodu.

Spawn 250. yıl dönümü sayısına yaklaştığında ki bu, bağımsız bir çizgi roman için nadir bir özellikti, Mcfarlane bir başka yenilik için düğmeye bastı. Aklında hikayelerdeki en gizemli karakterlerden biri olan Jim Downing’i ana karakter Al Simmons’ın yerine getirmek vardı. Spawn’ın sanatçı ekibi uzun yıllardır hiç değişikliğe uğramasa da Szymon Kudranski ile beraber çizim stili değişmiş ve daha gerçekçi bir hale gelmişti. Bu stil, modern çizgi romanlarda oldukça sık kullanılıyordu. Ancak Mcfarlane, ilgiyi artırmak için çağa ayak uydurmak olduğunu düşünmeye başlamıştı. Uzun zamandır yapmamaya yemin ettiği bir şey yapacaktı. Yeni okuyucular ve değişen çizgi roman sektörüne karşılık yeni yaratıcıları ekibe dahil etmeye çalışacaktı.

Mcfarlane’in aklında değişime uğramış bir Spawn ve yeni bir başlık vardı. Bu başlık Spawn: Resurrection’dı. Yaratıcı ekibin uğradığı bu değişimin mesajını vermek için başlık, oldukça uygundu. Nitekim okuyucular her ne kadar sıradanlıktan dolayı daha önceki “Spawn” başlıklı seriye karşı ilgilerini kaybetseler de Spawn: Resurrection’ın ilk sayısından sonra bir anda eski seriye ilgi duymaya başladılar. Böylece Spawn: Resurrection başlığı yerini yeniden Spawn’a bıraktı ve seri 251. sayıdan yeni ekibi ve yeni içerikleriyle devam etti. Yeni ekip, eleştirmenler tarafından beğenilen yazar Brian Wood ve manga ilhamına sahip Jonboy Meyers’i içeriyordu. Bu ikili tanıtım için bir hayli fazla efor sarfetti. İkilinin bu çabası, işe yaradı ve insanlar yeniden Spawn’ı konuşmaya başladı. Geçmişinden dolayı gelen nostalji etkisi ve yeni okuyucuların ilgisi Spawn’ın momentumuna hız verebilirdi.

Nitekim işler biraz zorlaştı. Çünkü Brian Wood, ekipten ayrılmak zorunda kalmıştı. Yerine ise Paul Jenkins dahil oldu. Spawn ticari anlamda değer kaybetmeye başladığı sıralarda Jenkins, Spawn’ın spin-off hikayelerinden birine yazmaktaydı. Kısaca Spawn ile geçmişi olan bir yazardı. Jenkins’in aklında yeni Spawn’ı şekillendirmek adına bazı sorular vardı. Bu sorulardan en önemlisi karakterin motivasyonunun ne olduğuydu. Diğer popüler çizgi roman karakterlerine bakıldığında Batman’in ailesini kaybetmesi ve bu sebeple intikam adına suçla savaşması ve Superman’in Amerikan değerlerine sahip bir uzaylı olarak umudu temsil etmesi büyük motivasyonlardı. Spawn’ın da böyle bir motivasyona ihtiyacı vardı.

Spawn’a genel olarak bakıldığında ise karısını çok seven bir adam olmasıydı. Ancak karısı onun öldüğünü düşünmekteydi ve artık başka bir adamla evliydi. Üstelik bu kişi, ana karakter Al Simmons’ın en yakın arkadaşıydı. Simmons insan olarak gerçekten de ölmüştü. Ancak farklı bir yaratık olarak geri dönmüştü. Bu sebeple cildi cürük içindeydi. Bu da sosyal anlamda bir hayat kurmasının önüne geçiyordu. Onunla iletişime geçen tek grup bir dizi sarhoş ve evsiz adamdan oluşuyordu. Her ne kadar bazı mistik ajanlarla ve mafyayla başa çıkmayı başarsa da Spawn bir kahramandan çok anti-kahraman olarak nitelendiriliyordu. Üstelik kendi dünyası dışında dışarıdaki dünya hakkında pek de ilgisi yoktu. Bu da onun kahraman sorumluluğu olmadığı anlamına geliyordu. Bu önermelerle nasıl bir hikaye oluşturabilirdi?

Spawn: Resurrection projesi her ne kadar klasik Spawn’ı tekrar hatırlatsa da bazı üstü kapalı anlayışları da beraberinde getiriyordu. Okuyucu tekrar Spawn’a yöneltmek için bu gerekliydi. Yeni hikayelerde Simmons’ın çok sevdiği eşi siyas bir protesto esnasında öldürülüyordu. Arafta hapsolmuş olan Spawn için itici güç ise doğmamış çocuğunun ruhunu aramaktı. Üstelik bu yolda ona rehberlik eden kişi ise kendisini Tanrı olarak tanıtan ve konuşan bir köpekti. Artık Spawn’ın yeni bir motivasyonu vardı. Doğmamış çocuğu ve çok sevdiği eşiyle yeniden bir araya gelmek ve bunun için de kötülükle savaşmak…

Bu fikirler Jenkins tarafından sunulmuştu. Jenkins’in amacı ana karakteri yeni bir göreve yönlendirmek ve okuyucuya daha derin olarak sunmaktı. Uygulamaya konuldu ancak başarılı olamadı. Jenkins’in fikri sonrasında Mcfarlane bu fikrin devamlılığı için pek çok farklı yazarla çalıştı. Bu, fikre tam olarak adapte olunamadığı anlamına geliyordu. Mcfarlane bu anlamda zor anlar yaşıyordu. İstikrar tutturamaz hale gelmişti. Yine de Jonboy Meyers’in absürtlük ve karanlık temaya sahip çizgileriyle devam ederek bir şeyler yapmaya çalıştı. Ancak kurtuluş böyle sağlanamazdı. Jenkins ile yollar ayrıldı ve Szymon Kudranski ekibe dahil oldu. Kudranski’nin aklında ise Spawn’ı devasa bir savaş için cehenneme gönderme fikri vardı.

Böylece serinin başka bir cesur dönem başlamış oldu. Image Comics’in kurucu ortaklarından Erik Larsen de ekibe dahil oldu. Yeni projede Spawn, cehennemde pek çok yaratıkla savaşırken bu savaşları Larsen çizgileriyle betimliyor, Mcfarlane de mürekkepliyordu. İkilinin iş birliği oldukça etkiliydi. Mcfarlane Spawn’ı gerilim türüne yakın görürken Larsen de deliliği ve aksiyonu ön planda tutuyordu. Bu iki farklı düşünce birbiriyle bir hayli örtüşüyordu.

Birkaç sayı boyunca pek çok şeytani yaratıkla savaşan Spawn, bir başka güncellemeye uğradı. Bu güncellemede Spawn, çok sevdiği eşiyle tekrar karşı karşıya geldi. Eşiyle tekrar bir arada olmak isteyen Spawn, eşinden bunun gerçekleşemeyeceğini öğrendi. Ancak eşinin Spawn’dan istediği bir şey vardı. Tekrar geri dönüp onun anısına savaşmasını ve bir kahraman olmasını istiyordu. Spawn, duyduğu bu haberle yıkılmasına karşın eşinin isteğini yerine getireceğine söz verdi. Böylece ana karakterin yeni motivasyonu, Dünya’daki kötülükle eşinin onuru adına savaşmak olmuştu. Üstelik artık çürümüş bir cilde de sahip değildi. Bu sebeple artık insan içine çıkabilir ve kendine bir hayat kurabilirdi. Hem misyonu hem de yeni görüntüsüyle Spawn artık hikayelerde bir bakıma bir kahraman olarak yer alıyordu.

Traji komik bir şekilde bu plan da istikrarlı olmadı. Larsen 9 sayı sonunda projeden ayrıldığını açıkladı. Sebep olarak ise kendi yarattığı materyallerin Mcfarlane tarafından sürekli kontrol edilmesini ve değiştirilmesini gösterdi. Kendisi de projede yer almasına rağmen Kudranski ve Mcfarlane ön plandaydı. Sonuç olarak ise Spawn, başladığı noktaya geri dönmüştü. Tüm bu zaman boyunca yapılan değişiklikler uzun süreli olmamış ve bir şekilde beklenmedik sonuçlar doğurmuştu.

Mcfarlane ise yaşananlardan bir ders almışa benziyordu. İlgiyi artırmak için değişiklikler yapmayı denemiş ama başarılı olamamıştı. Belki de içindeki o gelenekselliğe duyduğu arzu buna engel olmuştu. Ancak sonuç olarak daha önce ısrar ettiği konuyu devam ettirmekte karar kılmıştı. Kudranski ise sanatında büyük bir geri dönüşüm yaşadı. Spawn’ın tüm bu değişiklik süresince geldiği gerçekçiliği bir kenara bırakıp Mcfarlane’in karikatüristik, eğlenceli çizimlerine yoğunlaştı. Mcfarlane de bu geri dönüşe olumlu yanıt verdi ve ikili beraber Spawn’ın ilk yıllarında okuyucu kendine çeken stille yeniden okuyucuyla iletişim kurmaya çalıştı.

Adeta küllerinden doğma fikriyle hareket eden Mcfarlane’in gelenekselliğe dönüş macerasının nasıl sonuçlanacağı da gelecekteki sayılarla belli olacak. Her ne kadar günümüzün çizgi roman sektörü geçmişe nazaran biraz daha görselliğe dayansa da yine de popüleritesinden bir şey kaybetmiş değil. Bakalım Spawn, bu popülaritede kendine yer bulabilecek mi? Uzun ve yoğun bir süreç ardından pek çok kez değişime uğrayan Manhattan çatılarındaki bu gizemli karakter, önümüzdeki yıllarda varlığını devam ettirebilecek mi? Bunu elbette belli bir zaman sonunda göreceğiz. Ancak şu kesin ki Mcfarlane, kendi yarattığı bu karakterden kolay kolay vazgeçmeye hazır değil. Üstelik yeni akıma ayak uydurmuş olacak ki Spawn’ı sinemalarda da göstermeye hazır. Belki de Mcfarlane değişime o kadar da kapalı biri değildir. Belki de Spawn’ın ünü Jamie Foxx ile daha da artar. Daha da artar da Mcfarlane’in sadakati ve kararlılığı hak ettiği ödülü en sonunda kazanır.

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here