Mick Jagger ve Keith Richards’ın birlikte yazdığı, 1966 yılında piyasaya çıkan, dinlemeye doyamadığımız nadide bir The Rolling Stones parçası: Paint It, Black.

Önce 45’lik plakta single olarak çıkarılan şarkı, daha sonrasında “Aftermath” albümünün açılış parçası olarak görev aldı. Birleşik Krallık’ta “Sitar” içeren ve listelerde bir numara olarak kalan ilk şarkıydı ve herkes onu konuşuyordu. İlk başta pop aranjmanıyla yazılan şarkı, grubun lideri Brian Jones’un Fas’ın geleneksel müziğine ilgi duymasıyla adeta evrim geçirdi.

Grubun kurucu üyelerinden olmasına rağmen zamanla Mick Jagger ve Keith Richards’ın gölgesinde kalmaktan sıkılan ve biraz kabuğuna çekilen Jones, bu sürede klasik gitar melodileri yerine yeni bir soluk getirecek şeylerin peşine düştü. Doğu müziğinin tınıları ve enstrümanlarıyla ilgili çok araştırma yaptı. Grubun müzikal zenginliğini arttırmak ve kendi ününü yine yükseltmek için aradığı tadı sitarda buldu. Yakın zamanda “Norvegian Wood” şarkısında sitarı kullanan George Harrison’la yaptığı birkaç görüşmeden sonra enstrümanı eline alıp icraata geçti. Kısa sürede geliştirdiği melodiyi Paint It Black’e yerleştirdi. Vokalde Mick Jagger, gitarda Keith Richards, sitarda Brian Jones, bas gitar ve orgda Bill Wyman, davulda Charlie Watts ile şarkı kaydedildi.

Sol alt, Brian Jones sitar çalarken

Şarkının bu kadar sevilmesinin tek nedeni müzikal yanı değildi üstelik, şarkıda insanların bulduğu depresif ruh hali onları belki nahoş aşırılıklara, belki de derin sorgulamalara itiyordu.

Yaşamını yitiren bir sevgiliye yazılan şarkıda, bu durumun insana getirdiği acı, kabullenememişlik, beklenmedik bir ölümün hissettirdiği adaletsizlik, inancını kaybedip karamsarlıkla sarılmanın dile getirildiğini işitiyoruz. Bir yasın dile getirilişi ve çekilen acının isyanı.

Paint It Black

I see a red door and I want it painted black //
Kırmızı bir kapı gördüğüm zaman siyaha boyalı olmasını isterim

Söylediği kırmızı kapı bir kilise kapısı, onu siyaha boyanmış olmasını istemesiyle hem renkler üzerinden çökmüşlüğünü hem de tanrıya karşı çıktığını anlıyoruz.

No colors anymore I want them to turn black //
Artık renkler yok, onların siyaha dönüşmesini istiyorum

Renklerin varoluşunun insanlara çeşit çeşit şeyler hissetirdiğini, onunsa bu bunalımda yalnız olduğunu kendisine hatırlatıyor. Her görülen şeyin siyah olduğu zaman yalnız olmayacağını ve herkes gibi hissederek acısının hafifleyeceğini düşünüyor.

I see the girls walk by dressed in their summer clothes //
Yazlık giysileriyle yürüyen kızlar gördüm

I have to turn my head until my darkness goes //
Karanlığım gidene kadar başımı döndürmek zorundayım

Rengarenk olan yazlık giysiler ve yaz mevsiminden kaçışını onları görmeyerek ve reddederek yapıyor. Ayrıca James Joyce’un 1922’de çıkan Ulysses kitabına selam çakıyor, aynı cümleyi değiştirmeden kullanarak.

I see a line of cars and theyre all painted black //
Siyaha boyalı bir dizi araba gördüm

With flowers and my love both never to come back //
Çiçekler ve sevgilim, hiçbiri geri dönmeyecek

Siyah arabaların bir cenaze konvoyunu anlatıyor ve onun için kopan çiçeklerin ölmesi gibi, sevgilisi de geri gelmeyecek.

I see people turn their heads and quickly look away //
Başlarını döndüren ve hızlıca bakışan insanları gördüm

Like a new born baby it just happens every day //
Yeni doğmuş bebeğin hergün yaptığı gibi

Cenazede birbirinden bakışlarını kaçıran insanları gördüğünü söylüyor ve kabul edemese de ölümün hayatın en doğal gerçeklerinden biri olduğunu içten içe düşünüyor.

I look inside myself and see my heart is black //
Kendime baktım ve kalbimin siyah olduğunu gördüm

I see my red door and it has been painted black //
Siyaha boyalı kırmızı kapımı gördüm

Artık inancının eskisi gibi olmadığı, bütün benliğinin tükenmişliği hissettiği fark ediliyor.

Maybe then Ill fade away and not have to face the facts //
Belki yavaş yavaş yok olacağım ve gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmayacağım

Its not easy facin up when your whole world is black //
Tüm dünyan karanlık olduğunda yüzleşmek kolay değildir

No more will my green sea go turn a deeper blue //
Yeşil denizim artık koyu maviye dönmeyecek

I could not foresee this thing happening to you //
Sana bu olanları önceden kestiremedim

If I look hard enough into the settin sun //
Batan günese yeterince sert bakarsam

My love will laugh with me before the mornin comes //
Aşkım benimle sabaha kadar gülecek

I see a red door and I want it painted black //
Kırmızı bir kapı gördüğüm zaman siyaha boyalı olmasını isterim

No colors anymore I want them to turn black //
Siyaha dönüşmesini istediğim başka bir renk yok

I see the girls walk by dressed in their summer clothes //
Yazlık giysileriyle yürüyen kızlar gördüm

I have to turn my head until my darkness goes //
Karanlığım gidene kadar başımı döndürmek zorundayım

I wanna see it painted, painted black //
Siyaha boyalı olmasın isterim, siyaha boyalı

Black as night, black as coal //
Gece gibi kömür gibi siyah

I wanna see the sun blotted out from the sky //
Güneşi gökyüzünden silinmiş halde görmek istiyorum

I wanna see it painted, painted, painted, painted black //
Onu siyaha boyanmış, boyanmış, boyanmış görmek istiyorum

Yaşadığı anda artık onunla birlikte olamayacağının farkında olduğu için, ne bu dünya ne de diğer dünyadan medet umuyor. Her şeyi reddedince, tamamen bir illüzyon olsa da, kendisine ait olan bu arafta gerçekleri yönetebiliyor.

Umudun tükendiği ve her şeyin reddedildiği, hiçbir ışık huzmesinin olmadığı yerde siyah görmeye başlarsın; ya da siyah gördüğün için umudu bitirir, ışığını kapatırsın.

“Paint It, Black”, yaşamla uyuşması eksik, hiçbir büyüklüğü ve hiçbir köleliği kabul etmeyen bir adamın düşünceleri…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here