Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
113

Ve birden her şey yerle bir olur. Tuzla buz. Perdeler çekilir, karanlık çöker. İpsiz botları giyme zamanı gelmiştir. İyi bir kız olma zamanı.

Sezonun en umutsuz bölümünden merhaba sevgili okur! Bu hafta da The Handmaid’s Tale’in yeni bölümünü tüm ayrıntılarıyla Wannart sayfalarında birlikte inceleyeceğiz.

Hazırsanız başlıyoruz. Lütfen kemerlerinizi bağlayın ve umutlarınızı geride bırakın.

The Handmaid’s Tale 2. Sezon 4. Bölüm: “Other Women”

3. bölümünün sonunda Gilead’dan kurtulmanın hiç de o kadar kolay olmadığını öğrenen June’un belirsizliklerle dolu gelecek günlere bakakalmıştık. Adeta bir “tersine doğum” metaforuyla kaçış helikopterinden sürüklenerek çıkarılan June’u 4. bölümün açılışında kulağı yeniden “damızlık” damgası ile damgalanırken izleriyoruz. Ve ardından deliliğin sınırlarında gezinen muhteşem bir sahne geliyor karşımıza. Teyzeler’in gözetiminde tek ayağından zincirli bir şekilde oryantal desenli bir halının ortasındaki yatağın kenarına dayanarak diz çökmüş bir June. “Diz çökmüş” bir June. Ama yine de “June”. Yatak örtüsündeki çiçekleri tek tek sayan, gözlerinde soğuk kanlı bir katilinkine bezer pırıltısıyla kendinin Gilead için bir besi domuzundan farkı olmadığını bir kez daha iliklerine kadar hisseden June. Ve bu Viktoryen saykodelik atmosferi otoritesi ile titreten Lydia Teyze’nin içeri girmesiyle başlayan kişilik bölünmesi. “Suçlu olan Offred değil, suçlu olan June!” derken tüm bölüm sürecek kademeli bir psikolojik işkencenın ilk adımlarınız izliyoruz aslında. Gilead’ın June’la baş edemeyeceğini anladığında ona neler yapabileceğini fark ediyoruz böylece. Çünkü ölümden bile kötü şeyler vardır.

Ve bazen tüm yaşananlar ört bas edilir. Patriyarka, başarısızlık hikâyelerini kahramanlığa dönüştürür. June’un özgürlüğe giden zorluklarla dolu macerası bir “terör eylemi”ne dönüştürülür. Ve Komutanlar kendi yarattıkları savaşı kazanırlar. Kapalı kapılar ardında ise işler hiç öyle değildir. Uzun süredir görmediğimiz Komutan’ın eşi Serena’yı June’a adım adım yaklaşırken görünce anlarız bunu. Tam o anda Serena, June’un gırtlağına yapışıp “92 gün!” der. Her şeyin farkında olan bir ikiyüzlülüğün zulmünden daha fazla ne acı verebilir?

Tüm bunlar olurken biz umut diye yalvarırız ekrana bakıp. June da bize istediğimizi verir o anda. Otoriteye gülerek bakar, tam gözlerinin içine… İçine düştüğü dehlizin daha derini olmadığına inanıp tehdit savurmaktan çekinmeyerek. İşte June’u June yapan budur. Asi ruhu ve delişmen bakışları.

Ancak June umutsuzlukla sonlanan macerasından sonra döndüğü ev değişmiştir artık. Ve bu değişimin sebebi de yine kendisi olur. O artık “halka açık” bir gebelik “nesnesi”dir. Banyo yaparken bile neresini nasıl “ovacağı” emredilir ona. Zorla yedirilir, zorla içirilir. Bir domuzdur o artık. Törensel bir domuz. Serena hayali hamileliğin tadını çıkarırken kenarda bekleyecek bir nesne.

June bebeğinin ilk tekmesini hissettiğinde içini bir umut ışığı kaplar. Perdelerin ardında varılacak bir yerin olduğu hissi geri gelir. Sonra geçtiğimiz sezondan beri görmediğimiz Rita girer içerir, June’un ona evden ayrılmadan önce teslim ettiği mektupları geri verir. Gilead’ın dört bir tarafından umut ışığı arayan kadınların mektupları hala ordadır. Kırık dökük hayaller yatağın üzerine fırlatılır. Ve o bir anlık umut ışığını da kaybeder June. Yalnızdır artık. Gerçek anlamda yalnız.

Sonra tüm zamanların en sinir bozucu “baby shower”ını izleriz. Hanımlar’ın ne kadar zavallı durumda olduğunu görmeye asla alışamayacağımızı anlarız bizler de June’la birlikte. Yarattıkları törensel hayallerin içinde zayıf egolarına mastürbasyon yapan yolunu kaybetmiş kadınlardır onlar. Kim olduklarını asla ve asla hatırlamayan zavallılar. İktidarın onlara verdiklerine şükretmeyi borç bilen mavi korkuluklar. June bu ürkütücü gariplikteki sahneyi, bebeğinin ilk tekmesini hissettiğini söyleyerek parçalar adeta. Ve sonra tedirgin gülümsemesiyle Lydia Teyze’nin dinlenme önerisine cevap verir: “Teşekkürler, burada çok iyi zaman geçiriyorum!”

Ve o kırılma noktası gelip çatar sonunda. June aynı kaderi paylaştığı “damızlık” arkadaşlarıyla karşılaşır. Birinin dili koparılmış, diğerinin kolu dağlanmıştır. “Senin suçun değildi, en azından bunlar.” June titrer. June o anda asla çıkamayacağı bir girdaba doğru yol almaya başlar. Ve bu girdabın sonsuzluğunun başlangıcı o sahnenin zamanı gelir. Geçtiğimiz bölüm June’a yardım eden “Econopeople” ailenin korkunç sonuna şahit olur June. Lydia Teyze onu “utanç” yürüyüşüne çıkarmıştır aslında. Ve çoktan başlattığı psikolojik işkencenin dozunu arttırır. Baş edilemeyen June artık Gilead için yok edilecek bir personadır. Offred yaşayacak, June ölecektir. June’un zihni deliliğe adım adım yaklaştırılır. O bencil bir kızdır. Ve etrafına yaşattığı acıların tek sebebi kendisidir. June tüm bu işkencenin ortasında geçmişini de hatırlar, Luke’la olan ilişkisinin de aslında yuva yıkmaktan başka bir şey olmadığına inandırır kendini. Girdap döner, döner ve döner.

Bir gece yatağında yatarken Serena gelir yanı başına ve sarılıverir karnına. İçinde taşıdığı bebeğin sahibi başkasıdır. O ise günahkar bir bedenden başka bir şey değildir. Her zamanki sığınağına uzanıverir, anne kucağı misali en kara günlerinde onu sarıp sarmalamış izbe dolaba. Ve girdabın dibi. “Nolite te bastardes carborundurum” yazısı silinmiştir oradan. Artık umut ne gelecektedir ne de geçmişte. Ve June karar verir. Piçlerin kendini ezmesine izin verecektir.

Ve bizi bölümün sonunda yeni bir günle selamlar. Tanrı ne güzel bir hava bahşetmiştir öyle. Güzel güneşli bir günde hep olmak istediği o “cahil olduğunun farkında bile olmayan cahillerden” olmuştur artık. Girdap işini çoktan tamamlamıştır.

Yeniden görüşünceye dek, tanrı meyvenizi kutsasın!

***Önceki bölüm incelemelerimize ulaşmak isterseniz buraya tıklamanız yeterli!***

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
113

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here