Pek çok farklı çizerin farklı çizgi roman şirketleri bünyesinde sanatlarını icra ettiklerine tanık olmaktayız. Hatta bazı çizerlerin ortaya koydukları muhteşem işler sonucunda, hem çalıştıkları şirketle hem de çizdikleri karakterlerle bütünleşmişliği bile vardır. Marvel, DC gibi çizgi roman sektörünün en gözde şirketleri bünyesinde çalışmak, her çizgi roman sanatçısının ideali arasında yer alabilir. Ancak bir çizgi roman sanatçısı için en önemli fırsatlardan biri de kendi çizgi romanını ortaya koymaktır. Herhangi bir yayıncı şirket bünyesinde çalışıldığında çizgi roman sanatçıları, daha önceden hazırlanmış bir hikâyeyi panele yansıtırlar. Ancak yaratıcıya ait çizgi romanlarda çizgi romanı yaratan kişi, ortaya çıkan eserden bütünüyle sorumludur. Hikâyesinden karakterlerine kadar…

Skottie Young da bu isimlerden biri. 1978 yılında Illinois’te doğan Young, 2000 yılında Tennessee’den Chicago’ya taşındığında Marvel için çalışmaya hazırdı. Karikatürize çizimleriyle Marvel adına pek çok işe imza attı. Marvel adına pek çok çizgi roman kapak çizimleri üreten ünlü çizer, yine Marvel bünyesinde bazı mini serileri de panellere yansıttı. Kendisinin de sevdiği bu karakterleri hem çizmek hem de bu karakterlerin etrafında farklı hikâyeler üretmek Young’a göre bir tutkuydu. Young bununla da kalmayıp bazı edebi eserleri de kendi çizgileriyle yaşattı.

2016 yılına gelindiğinde ise Young, kendi adına daha büyük bir adım atarak kendi çizgi roman serisini oluşturmaya karar verdi. Bu, çizerin ilk yaratıcıya ait çizgi roman projesiydi. Young, bu projesinde uzun yıllardır tanıdığı Jean-Francois Beaulieu ve Nate Piekos ile birlikte çalıştı. Adını I Hate Fairyland koyduğu bu projesinde Young, altı yaşındaki Gertrude’un Periler Ülkesi’nde kayboluşuna dikkat çekti. Periler Ülkesi gibi renkli, neşeli ve pespembe bir yerde aslında 37 yaşında olan ancak bulunduğu yer gereği fiziksel olarak hep altı yaşında gibi görünen Gertrude’un, bu yerden ne kadar bunaldığını ve sıkıldığını panellere yansıtırken şiddet ve mizah unsurlarını harmanladı. Böylece ortaya pespembe bir temada geçen şiddet ve kan dolu bir hikâye çıktı. Tabi kara mizahı da unutmamak lazım.

Skottie Young, I Hate Fairyland’i ortaya çıkarmak için uygun zamanı beklemek gibi bir uğraşa girmedi. Ona göre bir çizer için uygun zamanı beklemek çok fazla zaman alabilirdi. Çünkü zamanı uygun yapan pek çok farklı etken vardı. Tüm bunların tam tamına oturmuş bir hale gelmesini beklemek biraz fazla zaman isterdi. Oysa Young’ın anlatmak istediği kendine ait pek çok hikâyesi vardı. 2016 yılına kadar pek çok farklı Marvel işinde kendi çizgisini düzene oturtmuş ve sürekli kendini geliştirmişti. Kendi çizimleriyle süslediği kendi hikâyelerini paylaşmak için bir yayıncı talebi beklemeye ya da hikâyeleri için mükemmel bir market aramaya gerek var mıydı?

Young da zaman kaybetmeden kendi çizgi romanını yaratmaya karar verdi. İlk başta aklında dört farklı konsepte sahip dört farklı hikâye vardı. Bunlar arasında seçim yapmak ise Young için bir hayli zor oldu. Haftadan haftaya hatta günden güne bazen de gün içinde bile öncelik vermesi gerektiği hikâyeyi belirlemekte kararsız kaldı. Bir gün bir arkadaşının tavsiyesi üzerine içlerinden birini seçti ve hemen çalışmaya başladı. Seçtiği hikâye altı yaşındaki Gertrude’un hikâyesiydi.

Young’ın bu hikâyeyi seçmesinin asıl sebebi ise kendi çizmeyi sevdiği kadar okumayı sevdiği hikâyelerin bir arada buluşmasıydı. Zamanında L. Frank Baum’un yazdığı OZ serisini çizgileriyle yansıtmak Young için oldukça keyifliydi. Hayal gücünün sınırsız olduğu, mucizelerle dolu bir dünyayı çizmeyi sevmişti. Aynı şekilde okumayı da… Marvel için hazırladığı Rocket Raccoon serisinde ise Rocket Raccoon’un karakteriyle özdeşleşen deli doluluk ve ofansif mizah, Young’ı oldukça keyiflendirmişti. Fakat bu ofansif mizahın biraz sınırlı kalması gerekiyordu. Çünkü her ne kadar hikâyeyi ve çizimleri Young hayata geçirmiş olsa da karakter ona ait değildi. Doğal olarak istediği gibi rahat olamıyordu.

Young çocukluğu Alice in Wonderland okuyarak ya da Labyrinth izleyerek geçmişti. Ama bu tarz pespembe eserler haricinde Lobo, Tank Girl, Trencher gibi asi, kara mizaha dayalı, şiddet dolu eserler de okumuştu. Young’a göre kendine ait ilk çizgi roman projesinin, bu iki farklı yönünü birleştirmesi gerekiyordu. I Hate Fairyland, bu sebebe uygun en iyi hikâyeydi. Hikâye toz pembe bir dünyada geçiyordu ve içerisinde bunalmış, delirmiş, asi ve bir çocuğun bedenine tıkılmış bir yetişkini barındırıyordu.

I Hate Fairyland’in panellerini çizerken Young, hem geleneksel hem de dijital çizim tekniklerinden faydalandı. Ona göre dijital teknikle çizimlerin iskeleti oluşturmak daha kolay ve hızlıydı. Dijital çizimde gizli kalmış küçük ayrıntılar daha net görülebiliyordu. Böylece ayrıntılarda görülebilecek hataları düzeltmek çok daha mümkündü. Fakat geleneksel çizim tekniği, hem daha fazla zaman hem de ekstra dikkat istiyordu.

Çizimlerin iskelet halini dijital teknikle hazırladıktan sonra Young, geleneksel teknik kullanarak fırçayla çalışmaya başladı. Mürekkeple çalışmak Young’ın hoşuna giden bir şeydi. Çünkü mürekkeple çizim yaparken kendisini daha özgür hissediyordu. Mürekkeple çalışıldıktan sonra sırada renklendirme işlemi vardı. Bunun için hem Young hem de Jean-Francois Beaulieu sanatçılıklarını konuşturdular. İkili 10 yıldır tanışıyorlardı ve birlikte pek çok işe imza atmışlardı. Young’ın çoğu eserinde renklendirmeleri Beaulieu üstlenmişti. Bu sebeple I Hate Fairyland’de de beraber çalıştılar. İki sanatçının uyumu mükemmeldi ve birbirlerini çok iyi tanıyorlardı. Bu uyum, ortaya çıkan sonuç adına fazlaca uyum teşkil etti.

Panellerdeki konuşma balonlarını yazılarla dolduran isim ise Nate Piekos’tu. Piekos, bu işte oldukça ünlüydü. Hikâyenin temasına ve konusuna uygun olarak Piekos, bolca küfürlü cümleleri seçti. Hikâye sinirli, asi ve ağzı bozuk bir karakterin etrafında şekilleniyordu. Bu sebeple ana karakter Gertrude, son derece kaba ve agresif olmalıydı. Ayrıca cümlelerin küfürlü olması, hikayenin geçtiği Periler Ülkesi’ne de son derece tezat oluşturuyordu. Böylece hikâyenin çekiciliği ve absürtlüğü daha da artıyordu.

Hikâyenin ana karakteri Gertrude, çizgi romanın yapım aşaması esnasında birkaç değişikliğe uğradı. Young, karakteri ilk başta bir erkek olarak tasarladı. İlk tasarım da Gertrude görünüş olarak da yaşını yansıtıyordu. Daha sonra, Gertrude’un yaşı küçülmeye başladı. Young’a göre küçük bedene sahip olan karakterin büyük ve şiddetli tepkiler vermesi çok daha komikti. Ayrıca bu karakterin şirin bir kız çocuğu olması da hikâyenin komikliğine büyük katkıda bulundu. Tezatlıklar ve absürtlüklerle güldürmeyi başaran bir hikâyede küçük bir kızın çocuğunun kocaman baltasıyla ortalığı kana bulaması pek aşılagelen bir şey değildi. Üstelik bu kız çocuğunun pembe bir elbisesi, sarı bir kurdelesi ve bukle bukle yeşil saçları varsa…

Young, kendi hikâyesini Image Comics aracılığıyla yayınladı. Image Comics tarafından yayınlanan çizgi romanların çoğunda şiddet yoğunluktaydı. Çizgi roman panellerinde kopan vücut uzuvları ya da oluk oluk akan kan görmek oldukça olağandı. Young da Image Comics çizgi romanlarını sıklıkla takip eden bir sanatçıydı. Hem önceki işlerinde hem de I Hate Fairyland’de Image Comics çizgi romanlarından çokça faydalandı. Ona göre bu çizgi romanlardaki şiddetin absürtlük derecesi, kendi çizgi romanı için çok uygundu. Üstelik Periler Ülkesi gibi bir yerde şiddetin lafı bile geçmesi mümkün değildi. Ancak Gertrude sayesinde Periler Ülkesi, hep bilinenin aksine pespembe değil bu sefer kıpkırmızı olacaktı.

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here