“Kötü bir herif olayım ama süper bir aşk şarkısı yazayım. Bu beni belki de gerçek anlamda sanatçı yapardı ama ben tam insanların tahmin ettiği gibi biriyim… Şimdi aşk acısı çekmiyorum ama eskiden çektim. Ne yapıyorum, alıyorum kağıdı kalemi elime o anı düşünüp şarkı yazıyorum.”

20. yılını aşmış kariyerinin devamında çıkardığı Koyu Antoloji albümü incelememizde de değindiğimiz gibi Fazlı Teoman Yakupoğlu, her şeyin ötesinde bu topraklardan nadir çıkmış ‘gerçek’ rock yıldızlarından biri.

Bu mertebeye erişmeden önce ise attığı ilk adımlar olan Teoman (1996) ve O (1998) albümleri, onun piyasaya sansasyonel bir şekilde girebilmesini sağlamıştı: Bu kayıtlardaki Ne Ekmek Ne De SuPapatyaBazı Yalanlar ve Gemiler gibi birçok hit sayesinde Teo, o dönemin furyasındaki pop-rock gemisinin dümenine geçen isimlerden biri olmuştu.

Ardından, 2000 yılında ise (TDK’ye göre On Yedi olması gerekirken) albüm kapağındaki yazılışı ile ismi Onyedi olan, ya da halk arasında 17 olarak rakamla da ifade edilen muazzam albüm piyasaya sürüldü. Bu arada belirtelim: Günümüzde bile Google’a hangi yazılışıyla yazarsanız yazın (Onyedi, 17 vs.) aramada ilk çıkan kişi tabii ki Teoman oluyor. Bunun sebebi ise albümün -neredeyse- baştan sona bütün şarkılarının ölümsüz birer Türkçe pop hiti olması ile açıklanabilir.

Zamanın gerçekten ötesine geçen bu şarkıların, bizim popüler kültürümüz için öneminin yanı sıra elbette Teoman’ın kendi kariyeri için de çok özel bir anlamı var. Hatta müzisyenin 2004 yılında piyasaya sürdüğü Best of Teoman albümünde bile sırf bu albümden 5 parça yer almıştı. Hatta sanatçı, hala konser setlistlerine 17‘den birçok şarkıyı eklemeyi ihmal etmiyor.

Bu anlamda kolaylıkla dile getirebiliriz ki bu kayıt, Teo’nun en başarılı işlerinden biri. Hit bolluğunun yanında albümün en fazla ön plana çıkan özelliği ise hiç şüphesiz Teoman’ın şairane şarkı yazarlığı yeteneği oluyor.

Paramparça ile açılan albüm, henüz ilk saniyelerinden itibaren dinleyicisini anında etkilemeyi rahatlıkla başarıyor. Şair ise kalemini konuşturmaya başladı bile:

“Nasıl oluyor; vakit bir türlü geçmezken

Yıllar, hayatlar geçiyor?”

Bize bu can alıcı soruyu sorduktan az bir süre sonra ise şarkının hiç düşmeyen enerjisinin zirve yaptığı nakarata gidiyoruz:

“Bugün benim doğum günüm

Hem sarhoşum, hem yastayım

Bir bar taburesi üstünde

Babamın öldüğü yaştayım.”

Teoman, burada kendini inanılmaz derecede açık bir şekilde ifade etmesine rağmen sanki kelimeler, metaforlar içinde yüzüyor gibi hissettiriyor.

Zamanında Müslüm Baba da parçanın sözlerini kendisine acayip yakıştırmış ve esere kendi yorumunu katıp şarkıyı bambaşka bir biçimde ölümsüzleştirmişti.

Aslında, şarkı sözlerinin yanı sıra enstrümanların kullanım şekli ve prodüksiyonun kalitesi de parçaya ayrı bir yönden seviye atlatıyor: Özellikle piyanonun ve telli çalgıların, sözler es verdiğindeki kullanımı oldukça yerinde düzenlenmiş. Nakarattaki tempo değişimi ve en son kelime olan “Paramparçaaa!” kısmı ise parçanın prodüksiyonuna ayrı bir özen katıyor.

Sonrasında gelen şarkı ise albüme adını veren 17. Bu şarkının hikayesine denk gelmeyenler, Teoman’ın kaleme aldığı eserlerin yüzde 80’i gibi bunun da bir kadına ithaf edildiğini düşünebilirler.

Aslında eser, sanatçının daha önce hiç tanışmadığı (ya da maalesef tanışamadığı), amcasının eşinin yeğeni olan Erdal Eren hakkındadır. 12 Eylül 1980 darbesinde yaşı büyütülerek idam edilmiş olan bu gencin katledilmesinin ardından akrabası olan müzisyen de yıllar sonra onu bu eseriyle bir kez daha ölümsüz kılıyor:

 “Ömrü kelebek kadardı…”

Ayrıca dinleyen çoğu kişi fark etmese de “Söylediği son şarkı, Elveda Zalim Dünyaymış” dizeleri, Pink Floyd’un Goodbye Cruel World’üne bir göndermedir.

Albümün ilk parçasına göre -haliyle- daha naif bir tempoda olan şarkı, sözlerinin hüznünün yanı sıra yaylı enstrümanların da bolca kullanımı sayesinde de dinleyiciyi adeta avucunun içine alıyor.

Rüzgar Gülü ise albümün başlangıcındaki eserlere göre daha çok alternatif rock sularında yüzen bir eser. “Bir yaz günü / Rüzgar gülü” gibi şairlere yakışır kelime seçimlerinin yanında, özellikle nakarattaki vokal ve gitar performansları da parçayı adeta taşıyan nitelikler oluyorlar.

Bu parçadan bahsedince sonlarında dinlediğimiz keman solosundan da söz etmemek olmaz. 17 kaydının genelinde olduğu gibi bu şarkıda da yaylı çalgıların gitarlarla olan narin uyumunu tatlı bir şekilde hissedebilmeniz mümkün.

Sonraki şarkı Uykusuz Her Gece ise Türkçe Pop’un aranjman furyası döneminden arda kalan bir Ajda klasiği cover’ı. Albümün de en hard rock işi diyebileceğimiz bu elektro gitar ağırlıklı eser, Teoman’ın neden ülkemizde pop-rock denildiğinde akıllara gelen ilk isim olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Intro’dan itibaren dinleyiciyi saran gitar riff’i ve verse’lerde bile duyduğumuz vokal iniş-çıkışları sayesinde parça, akıllara sadece bir cover olarak değil de bir Teoman şarkısı olarak da kazınabiliyor.

İki Yabancı, hiç şüphesiz söyleyebiliriz ki Türk müzik tarihinin en başarılı düet çalışmalarından biri.

Özellikle Teoman’ın da Şebnem Ferah’ın da kendi alanlarında zirvede olduğu o dönemde, ortak bir proje içinde yer almaları başlı başına acayip etkileyici bir durum. Enstrümantal açıdan ise fazlaca eleştirilebilecek derecede “basit” bir şarkıyla karşı karşıya olsak da Şebnem Ferah’ın son bölümde parçaya dahil olduktan sonra eserin değerinin katlandığını kolayca dile getirebiliriz. Ayrıca her nakaratın iki farklı tempoda söylenmesi fikri ise eserin kesinlikle sıra dışı bir güzelliği.

Gündüz Tarifesi, altyapısı ve piyanolarıyla pozitif ruh haline sahip bir “nakarat şarkısı”: “Soy beni yatır uykuya. Şu an sanki evimdeyim. Bul beni aramana gerek yok. Beni koyduğun yerdeyim.” sözlerinin Teoman’ın kaleminden çıktığına hiç şaşırmamışızdır herhalde. Keza albümün kapanışındaki Sürpriz de nakarat anlamında aynı mantaliteye sahip başka bir Teoman parçası.

Bir Zerrin Özer klasiği olan O Yaz’ın Teoman yorumu ise Uykusuz Her Gece cover’ının biraz gerisinde kalmış gözüküyor. Ancak yine de “Nasıl da koşuşurduk bahçelerde” bölümünde vites yükselten vokallerin akıllarda yer aldığını söyleyebiliriz.

İlk dinleyişte Queen’in ortalama altı parçalarını andıran Yarından Bana Ne de albümün sonlarına doğru geldiğimizde pek akılda kalmayacak işlerden biri.

Buna rağmen, hemen ardından gelen Zamparanın Ölümü ise tam anlamıyla klasikleşmiş bir Teoman hiti. “Çok kadın hiç kadındır oğlum, yalnızlıktır sonu” gibi bir ses kaydının bulunduğu, “alaycı hikaye anlatımı”nı kendine yol benimsemiş parça, aslında günümüzdeki çoğu Türk Indie Rock grubunun yapmaya “çalıştığı” anlatım tarzının ilk örneklerinden biri. Ertesi yıl çıkan bir başka efsane albüm olan Gönülçelen (2001) kaydında ise Pamela katkılı Zamparanın Ölümü 2‘yi dinleyebilirsiniz!

Genel hatlarıyla 17, Teoman’ın en iyi albümü mü? Bu sorunun cevabını verebilmek pek kolay olmasa da onun kesinlikle en iyi albümlerinden biri sıfatını hemen dile getirebiliriz. Aslında, kaydın ilk bölümü kadar ikinci bölümü de onunla benzer hit seviyesinde olsaydı, sorduğumuz soruya vereceğimiz yanıt belliydi. Ancak, Teoman’ın yazarlık yeteneğinin doruklarında bize sunmuş olduğu mükemmele yakın bu eser için ne söylesek gerçekten az; çünkü Teo, yüzde yüz yerli ve gerçek bir rockstar!

Kaynak:12.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here