Çok temel birkaç soruyla başlayalım.

Bulunduğun bedenin içinde kendini nasıl hissediyorsun?

Kendinle barışık olduğunu söyleyebilir misin?

Bedeninde bir şeyleri değiştirme fırsatın olsaydı, nereden başlamak isterdin? Burun, dudak, kaş, kulak, yanak, çene, hepsi, hiçbiri?

Kendim de dahil olmak üzere neredeyse hiçbirimizin son soruya “hiçbiri” yanıtını vereceğini düşünmüyorum. İnsanın kendiyle barışık olması, bulunduğu beden içerisinde kendini rahat hissetmesi muhteşem bir his olmalı. Ama ne yazık ki etrafta doldurmamız gereken o kadar çok güzellik standardı var ki, neremize odaklanacağımızı şaşırıyoruz.

Ancak güzellik standartları deyince bir soru daha geliyor aklıma.

Dünya genelinde tek bir güzellik standardı olduğuna inanıyor musunuz?

Herkes kendinde olmayanın peşinden koşarken nasıl olur da tek bir güzellik ölçütü geçerli olabilir ki? Sarışınlar koyu renk saçlara özenirken, saçları koyu renk olanlar da sarışın olmak ister. Kahverengi gözlüler mavi lens takarken, mavi gözlü bir arkadaşım ise yıllarca kahverengi lens ile gezdi. Herkes burun estetiği yaptırırken, Meryl Streep kemerli burnuyla, güzellik standartlarının en ağır koşullara sahip olduğu Hollywood Bulvarı’nda kariyerinde gelebileceği en yüksek noktaya ulaştı. Harika yüz hatlarına sahip olduğu halde henüz adı duyulmamış o kadar oyuncu için gerekli olan şey, demek ki güzel bir dudak yapısından birazcık daha fazlası sanki, ne dersiniz?

İnsanın dış görünüşünde gerçekten hayatı boyunca özgüvensizlik yaratacak şeyler varsa, değiştirip daha özgüvenli ve daha mutlu bir şekilde yaşamasına tabii ki kimse hiçbir söz söyleyemez, hele ki bu kadar imkanın olduğu günümüz dünyasında. Benim sözünü ettiğim durum, hayatını tamamen dış görünüşüne odaklı yaşayan ve başkalarına kendini beğendirmeyi amaç haline getirmiş insanların, bazı özgüvensizliklerinden dolayı hayatını sürdürmekte sorun yaşaması.

Son zamanlarda özellikle Twitter üzerinden çok eleştirilen, yukarıda gördüğünüz bu görselin çeşitli versiyonları da çıktı. Görselin eleştirilmesinin amacı ise, zekayı dış görünüşe göre sınıflandıramazsınız yargısıydı. Tabii ki kimse zekayı dış görünüşe bakarak sınıflandıramaz; ancak şu ünlü söz de unutulmamalıdır ki, Zamanını en çok neye harcarsan ona dönüşürsün.” Bu görselde anlatılmak istenen de tam olarak bu bence. Hepimizin de bildiği gibi, ne kadar kolay gözükürse gözüksün, güzellik standartlarına uymak çok zaman alan bir iş. Standart bakım ve güzellik rutinlerinin yanı sıra ortaya çıkan her türlü güzellik akımını takip edip uygulamaya ne zaman, ne de para yeter (Bu işten para kazanmıyorsanız tabii).

2000’lerin başında skinny modası varken şu an Kardashian fiziği moda olmuş durumda. Zamanında sıfır beden gezen insanlar birer birer silikon taktırarak Kardashian ailesine benzemeye çalışıyor. Peki ya tekrar sıfır beden moda olunca ne olacak? Geri dönüşü olmayan bir biçimde, sadece moda olduğu için vücudunda aşırı değişikliklere gidenlerin doğalarından bu kadar uzaklaşması, benliklerini reddetmeleri, oldukları insandan kaçmaları sizce ne zaman son bulacak? Bu insanlar ne zaman kendileriyle barışık olmayı öğrenecekler?

Bana kalırsa bu durum, sürekli olarak dış görünüşe odaklı yaşayarak değil, ruhunu doyurarak mümkündür. İçinde bulunduğumuz dönem akılcılık devri, pratiklik ve hız devri. Ancak beynimizi ve ruhumuzu doyurarak, aklımızı kullanarak, bir yerlere gelerek tatmin olma duygusunu hissedebiliriz; çünkü klişe ama doğru bir söz: “Güzellik geçici ama bilgi kalıcıdır.” İç doyuma ulaştıktan sonra dış görünüşün sandığımız kadar da değerli olmadığını yavaşça anlayabileceğimizi düşünüyorum. Klasik rutinlerin dışında sürekli dahanın peşinden koşmak, kendi benliğimizden kaçmak yerine, sahip olduklarımızı avantaja çevirebilmenin birçok yolu var, size en çok uyanı seçerek hem orijinalliğinizi koruyabilir, hem de içten içe doyum ve mutluluk hissine ulaşabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here