Fütürizm, 1909-1919 yılları arasında kendini hissettirmiş bir akımdır. Einstein’ın görelilik teorisinden çokça etkilenen akım zaman ve mekâna dair değişen algıların sanata yansımış halidir. Ancak bu akım mimaride, sanatta olduğundan farklı bir yol izlemiştir. Sanattaki fütürizm, hareketi yansıtmak ve izleyiciyi merkeze koymak üzerinedir (Fütürist Resmin Teknik Manifestosu). İzleyiciye hissettirilmek istenen yalnızca dondurulmuş bir an değil, hareketin öncesi ve sonrasıdır. Seyirci olarak biz, tüm devinimi gözleme imkânına sahip oluruz. Bu anlamda fütürist eserler oldukça soyut formlara bürünebilirler.

Mimari fütürizme gelindiğinde ise sanattaki soyutluk kendini geride bırakmak zorunda kalır. Zira ortaya çıkacak yapılar işlevsel olmalıdır. Ayrıca mimaride fütürist düşünceler incelendiğinde, Birinci Dünya Savaşı’nın ciddi bir etkisi olduğu görülecektir.

Fütürizmin Mimariye Yansımaları

Resim sanatındaki tutumun aksine fütürist mimarların kaygısı devinimi yansıtmak değildi. Onlar, yeni gelişen teknolojilerden ve bunların ortaya çıkardığı tekniklerden çok etkilenmişlerdi. Aynı zamanda yeni teknolojilerin korkutucu yanlarını da yaklaşan savaş aracılığı ile görüyorlardı. Çoğunluğu savaş yanlısı olmayan mimarlar, savaş bittiğinde dünyanın geri kalanı gibi yeni bir çağın başlayacağını düşünmüşlerdi. Sonunda toparlanma ve harap haldeki şehirlerini yeniden inşa etme vakti gelecekti. İşte fütürizm fikrini şekillendiren noktalardan biri de bu olmuştu. Tarihte yeni bir sayfa açılacağına göre, geleceğin şehirleri nasıl inşa edilmeliydi?

Fütürist mimarlar bu noktada geçmişi tamamen reddederek her şeyi yeniden inşa etme yoluna gittiler. Herkesin bu konuda farklı bir fikri vardı. Ancak fikirler hep değişen zaman mekân algısının yeniden yorumlanması ile yeni teknik-teknolojilerin baş döndüren ihtimalleri etrafında şekilleniyordu.

Sadece zaman ya da sadece mekân artık geçerli değildir. Ancak bu ikisinin bir çeşit beraberliği onların varlıklarını koruyacaktır.’  

Hermann Minkowski

Bunlar dışında en yaygın fikirlerden biri de şehirlerin aynı zamanda birer makine gibi çalışması gerektiği düşüncesiydi. Bu düşünce temelini biraz Sanayi Devrimi’nden alırken biraz da (yine) savaştan alıyordu. Zira üretim her şeydi. Özellikle de bir savaşın içindeyseniz. En çok üreten ülke en çok avantajı olan ülke olurdu. Bunun dışında dünya fabrika fikrine henüz alışıyor, bu kadar kısa sürede böyle çok ürünün ortaya çıkabileceği fikri baş döndürüyordu. Bu sebeple geleceğin şehirlerinin mutlaka ama mutlaka üretim zincirinin bir parçası olması gerekiyordu. Hatta bu şehirler üretim zincirine göre şekillenmeliydi.

‘Modern kentlerimizi muazzam bir tersane gibi yaratıp yeniden inşa etmeliyiz, her yeri hareketli ve dinamik.’

Antonio Sant’Elia

Fütüristik akımın kilit isimlerinden Antonio Sant’ Elia’nın gelecekteki bir güç istasyonunu gösteren çizimi

Geleceğin Şehirleri Nasıl Görünmeli?

Fütürist mimarlar, geleceğin konutlarını detaylı şekilde planlamak yerine etkileyici şehir siluetleri çizmeyi tercih ettiler. Çizdikleri eskizler belli ihtiyaçlar çerçevesinde çizilmiş projeler değildi, gelecekteki şehirlerin ve yapıların olası görüntüsüne dair kendilerinin fikirlerine dayanıyordu. Bu şehirlerin ortak bir özelliği, dikey yönde genişlemeleri idi. Zira çizilen eskizler genelde çok katlı yapı komplekslerini içeriyordu. Şehirler yatay düzlemde değil de yukarı doğru büyüyorlardı.

Hiçbir projesi hayata geçmemiş olan fütüristik mimar Sant’ Elia’nın çok katlı konut çizimi

Bunda, dünyada yeni görülmeye başlayan gökdelenlerin rolü olduğu oldukça açık. İlk inşa edildiklerinde teknik ve malzemenin zirvesi olan gökdelenler mimar ve mühendisleri olumlu anlamda etkilerken birçok insan onları fazla korkutucu bulmuştu. Ancak yine de şehirlerin görüntüsü daha önce görülmemiş biçimde değişirken gökdelenler herkes üzerinde ciddi bir etki bırakmayı başarmıştı.

New York’taki 241 metre yüksekliğe sahip Woolworth Building. Günümüz standartlarındaki ilk gökdelen olan yapının inşası 1913’te tamamlanmış.

Yüksek yapıların gelecek tasvirlerinde büyük yer tutmasının bir diğer sebebi ise, insanların 1900’lerin başında yaşadığı göç sorununa dayanıyordu. Fabrikalarda çalışmak için şehre çok büyük insan toplulukları geliyordu ancak onların kalması için yeterli yer yoktu. Tek bir binanın taban alanına sahip olup yüzlerce insanı içine alabilen yapılar ise düşünülebilecek en iyi çözümlerden biriydi. Bu şekilde yüksek yapılar mimarların çizimlerinde kendilerine mutlak bir yer edindiler.

Ancak geleceğe yönelik bu tahminler bugünkü şehirlerimize pek benzemiyordu. Mimarlar çok katlı yapıların hayatımızda büyük yer tutacağını tahmin etmiş olsa da etrafa serpiştirilmiş gökdelenlerden oluşan bir karmaşa hayal etmemişlerdi kuşkusuz. Onların şehirleri çok daha düzenliydi ve sınırları belliydi. Hatta bazılarının etrafına Ortaçağ şehirlerini andıracak şekilde duvar örülmüştü. Şehir planlamaya dair birçok detayın atlandığı da açıktı.

Sant’Elia’nın geleceğin şehrini planladığı eskiz serisi La Citta Nuova (Yeni Şehir)’dan bir perspektif

Fütürist Projeler Neden Hayata Geçemedi?

Fütürist projeler detayları düşünülmüş tasarımlardan ziyade yeni teknolojinin getirdiği heyecanla dışa vurulmuş işlerdir. Bu sebeple birçok can alıcı detay işlenmemiştir. Ayrıca ne kadar ileri görüşlü olurlarsa olsunlar, mimarların yakın gelecekte daha da artacak olan üretim patlamasını ve göç dalgasını hesaba katmadığı da açıktır. Zira ortaya konan şehir eskizleri, gerek altyapı gerek de kapasite olarak gerçek ihtiyaçların uzağında kalmaktadır. Bunun haricinde yapı ya da anıt planları da fazla masraflı ya da teknik açıdan zorlayıcıdır. Fütürist mimarların neredeyse hiç inşa edilmiş yapılarının bulunmayış sebebi budur. Onlar eserlerinde gelecekten bir parça göstermek istemişler ancak projeleri genelde hayata geçirilemeyecek kadar zor ya da pahalı olmuştur. Yine de fikirleri birçok kişiye ilham vermiş ve kendilerinden hemen sonraki dönemleri etkilediği gibi belki bugün sahip olduğumuz şehir siluetlerini dahi etkilemiştir. Üstelik bu ilerici fikirler bugünün edebiyat ve sinemasında da kendini sıkça göstermekte ve bizi de kendi çağımızın ilerisini düşünmeye itmektedir.

Sanat ve mimarideki fütüristik hareket sinemaya, özellikle de bilim kurgu filmlerine çokça malzeme vermiştir.

 

Kaynaklar:1,2,3, Stephen Farthing, Sanatın Tüm Öyküsü, Çin, Hayalperest Yayınevi, 2012, sf.396-399

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here