Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Andrei Tarkovski’nin kendi yaşamına bir ayna tutarak sinemaya uyarladığı film, yönetmenin anılarına ait bir düş perdesini sunmaktadır. Filmin kurgusu bir rüyanın içinde seyirciyi savururken anlamayı güçleştirmekte. Ancak yine içinizde bir yerlerde sizi yakalamayı başarmaktadır.

Şiirsel ve derinlikli bir anlayışla sürüp giden film, bunu yalnızca diyaloglarla değil görüntülerle de desteklemiştir. Filmin oluşturduğu atmosfer, kullanılan ışık, mekan, renkler şiirsel havayı destekler nitelikte olduğu gibi geçmişin izini taşıdığını kanıtlar. Filmin kimi sahnelerinde siyah beyaz görüntü sunulması da o an için anlatılan hikayenin kompozisyonuna uygun niteliktedir. Rüyalarına filmlerinde sıkça yer veren Tarkovski, bu sıra dışı görüntüleri seyirciye ustalıkla sunar. Filmi izlerken zaman ve mekan kaybolur. Bir rüyanın içine hapsedildiğiniz düşüncesi sizi alır.

Hasta yatağında yatan Aleksei, Tarkovski’nin kendisidir. Filmdeki çocuk ve kadın kendi çocukluğu ve annesinin yansımasıdır. Dikkat çekici nokta şudur ki filmde karısını ve annesini canlandıran kadının aynı oyuncu tarafından canlandırılmasıdır. Yine aynı şekilde çocukluğu ve oğul rolündeki oyuncu da aynı kişi tarafından canlandırılır. Kadının ve çocuğun acısını, terk edilmişliğini ve yalnızlığını anlatır film. Savaşın ve terk edilmişliğin geride bıraktığı bir kadın ve çocuktur ana hikayeyi ayakta tutan. Baba figürü filmde topu topu iki sahnede gözükür. Buna ek olarak birkaç sahnede de sesini duyarız ancak onu görmeyiz.

Tarkovski, çocukluğuna ait birçok sesi filmlerine yansıtabilmiş ve bütün işe yaramaz belki rahatsızlık hissettirecek o seslerden şairane bir şeyler yaratabilmiştir. Özellikle filmde, Aleksi ve annesinin başka bir kadının evine gittiklerinde Aleksi’nin ayna önünde oturduğu ve o sahnede dolabın kapağının kapatılırken çıkardığı ses ile birlikte fona giren “Purcell – The Indian Queen” parçası, eşyanın sesi ve müziğin sesinin ustalıkla harmanlanışının eseridir. Yine çocukluğuna ait olan ve diğer filmlerinde de yer verdiği evin yanması, çatıdan akan su gibi ögeler hepimizi yakalayabilecek duygulara tercüman olabilme gücüne sahiptir.

Fantastik ögeleri de içinde barındıran film, rüya akışında sunulurken aslında fantastikliği gerçekçi boyutlarda işlemektedir. Tarkovski’nin filmlerinde olağanüstü görüntülerin gerçeklik paydası mevcuttur. Bu sebepten daha fazla kişiyi etkisi altına alabiliyorken aynı zamanda benim gibi fantastik filmlere ilgi duymayanları bu tarz dünyaya ikna etmeyi başarır.

Tarkovski, doğanın sesi ve görüntüsü olmayı başarmış bir yönetmendir. Doğanın size kendini sunduğu gibi yansıtır onu filmlerine. Bu sebepten birçok ses, birçok görüntü size tanıdık geldiği gibi, yarattığı dünyaya da yabancılık hissetmeden zaman ve mekanın kayboluşuna aldırmadan filmi bitirmeyi başarırsınız.

Bütün bu şairane tarafını bir yana bırakacak olursak filmin belgesel niteliği taşıyan görüntülere de yer verdiğini görmek mümkün. Çocukluğu 2. Dünya Savaşı’na denk gelmiş olan yönetmen, bir yandan çocukluğuna ayna tutarken bir yandan da savaşın gerçek görüntülerine filmde yer vermiştir. Askerleri ve sivil halkın durumunu da yine şairane bir kurgulayış ile bizlere sunar.

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here