Sadizm deyince aklınıza ilk gelen şeyin ne olduğunu az çok tahmin edebiliyoruz. Fakat aslında olması gereken diyalektiğin farklı olması taraftarıyız. Sadizm deyince Marquis de Sade’ın sadece cinsel şiddet arzusunun hatırlanmaması gerekirdi.

Çocukluk ve gençliğinin ilk yılları boyunca dini ve askeri eğitim almış bir insandan bahsediyoruz.
Çocukluğunda Katolik bir rahip olan amcasının yanında eğitim gördü ve ardından lycée Jésuit (erkekler okulu)’de askeri eğitim almaya başladı. Kendisi sadece hovarda biri değil, aynı zamanda Yedi Yıl Savaşları’nda süvari sınıfının komutanıydı. 1763’te savaştan dönünce zengin bir devlet adamının kızına aşık oldu. Ancak bu ilişki babası tarafından reddedildi ve kızın ablası Renée-Pélagie de Montreuil ile evlendirilmek istendi.

Tamam kabul ediyoruz, kendisi biraz hovarda. Fakat ahlaki değerlerinizi bir kenara bırakınca eserlerindeki alt metinler şaşırtıcı derecede ilginç.

Yatak Odasında Felsefe isimli kitabından bir alıntı paylaşalım. Kitabın bütünü yüksek derecede pornografik, fakat siz neyi görmek istiyorsanız onu da görebiliyorsunuz. Örneğin kadınlar ile ilgili bir bölüm var bu kitapta, mesela her saat savunduğumuz ve konuştuğumuz bir durum;

“İnsanların gözünün açılacağını, herkese özgürlük sağlanacağını, zavallı kadınların kaderinin unutulmayacağını umalım; ama onlar kendilerini unutturmayacak kadar şikayet ederlerse, kendilerini geleneğin ve önyargının üstüne yerleştirirlerse, onları köleleştirdiği varsayılan utanç verici prangaları ayakları altında cesurca çiğnerlerse; ancak o zaman, gelenek ve kamu karşısında zafer kazanırlar; daha özgür olacağı için daha akıllı olacak erkek, kadınları küçümseyişindeki adaletsizliği hissedecektir. tutsak bir halkın suç olarak gördüğü doğanın itkilerine kendini bırakma edimini özgür bir halk suç olarak görmez.”

Bakın kötü ve ahlaksız diye nitelendirdiğimiz bu adamın bizlere de bir mesajı var, Aşkın Suçları kitabından;

“Dürüst insanlar kendilerinin yapamayacakları namussuzluklardan kuşkulanmazlar, bunun içinde ilk fırsatta boş bulunurlar, karşılarına çıkan ilk düzenbaza paçayı kaptırırlar.”
Çok tanıdık geldi değil mi? Bize çok tanıdık geldi.

Mesela aynı kitapta şu da var;
“Örfler ve adetler insanda ikinci bir tutum meydana getirmektedir, sahte bir davranış bütününün yapılaşmasına sebep olmaktadır.”

O kötü adamın Aşkın Suçları kitabından bir mesaj daha var. Tanıdık gelecek biliyoruz.
“Biz nice duyguluysak, bizi aldatanlar o kadar rahat oluyorlar… Düzenbazlar! Onların bizi bırakırken dayandıkları nedenler, bizim onları elimizde tutarkenki nedenlerden ne kadar da yavan oluyor.”

Tarihin bize kötü niteliği ile tanıttığı bu adamın tek derdi doğal yaşamaktı. Belki de bir hayvan gibi, bir bitki gibi… Doğanın işleyişine bırakmak istiyordu kendisini. “Doğa canidir.” diyen de Sade, o caniliğin aslında bizim de içimizde olduğunun bilincindeydi: Kimi zaman yapay, kimi zaman doğal yollarla. Doğal diyoruz çünkü doğanın getirilerinden bahsediyoruz. Doğa ile insan ne kadar uyumlu, ne kadar ayak uydurabilir birbirine bilmiyoruz fakat insanın bu savaşı kazanamayacağının ve teslim olması gerektiğinin asırlar önce bilincindeydi de Sade. Bunu minimalize edersek, o sadece içinde bulunduğu durumu sanat ile birleştiriyordu ve ona göre doğal olan şey, zaten doğal olması gereken şeydi. Doğada var olan her şey mübahtı. İki erkek güvercinin çiftleşmesi de doğaldı, dişi peygamber devesinin çiftleşme sonrası erkek peygamber devesinin yemesi de. Hatta yemek yemeniz kadar basit eylemler ve aşık olmanız bile…

O aslında bizim konum ve itibarımız için söyleyemediklerimizin vücut diliydi. Yatak Odasında Felsefe kitabından bir alıntı daha;
“Tersine, iftira erdemli bir insana mı yöneldi? Telaşa düşmesin: Kendini ortaya koyar koymaz iftiracının tüm zehri anında kendi üzerine akacaktır. İftira, böyle insanlar için, arındırıcı bir seçimde başka bir şey değildir ve onların erdemleri bu seçimden daha da parlayarak çıkacaktır.”

Sanıyoruz ki aynı kitaptan şu sözleri de feminist kişiliğinin bir göstergesidir diyebiliriz;
“Aşk ateşiyle kavrulan şefkatli kadınlar, kendi zararınızı çekinmeden telafi edin artık; doğanın itkilerini izlemenin asla kötülük olmadığına, doğanın sizi tek bir erkek için yaratmadığına, herkesi ayrımsız memnun etmek için yaratıldığınıza ikna olun! Hiçbir fren sizi durdurmasın.”

Döneminde cezalandırılmasının nedeni ise genellikle cinsel şiddeti değil, bu sadece klasik ahlaksızlaştırma politikası idi. Din adamları tarafından sürekli hedef haline getirilen de Sade, basit sorular sormanın da adil olduğunu düşünüyordu. Bu hedeflemeler hayatının 29 yılını hapiste, 12 yılını ise akıl hastanesinde geçirmesine neden oldu. İşte genellikle din adamlarını kızdıran o basit sorulardan bir tanesi. Tanrıya Karşı Söylev kitabından:
“Evren kendi gücüyle hareket etmektedir ve doğanın doğaya içkin sonsuz yasaları, bir ilk neden (Tanrı) olmadan da, gördüğümüz her şeyi üretmeye yeterlidir; maddenin sürekli hareketi her şeyi açıklıyor: Daima hareket halinde olan şeye bir devindirici arama ihtimali nereden kaynaklanıyor?·”

“Her ilke bir yargıdır, her yargı bir deneyimin sonucudur ve deneyim ancak duyuların harekete geçirilmesi yoluyla elde edilebilir; dolayısıyla, dini ilkeler kesinlikle hiçbir şeye dayanmaz ve asla doğuştan değildir. Anlaşılması en güç şeyin en önemli şey olduğuna aklı başında insanları nasıl oldu da ikna edebildik? Onları müthiş korkutarak; insan korktuğunda akıl yürütemez; çünkü bu insanlara özellikle kendi akıllarından sakınmaları öğütlendi ve insanın bir kez aklı karıştığında her şeye inanır ve hiçbir şeyi incelemez. Tüm dinlerin iki temeli cehalet ve korkudur. İnsanın Tanrı karşısındaki kararsızlığı onu tam da dine bağlayan güdüdür. İnsan karanlık içindeyken hem fiziksel hem moral olarak korkar; korku onda alışkanlık halini alır ve ihtiyaca dönüşür: ümit edeceği ve endişe duyacağı bir şey kalmadığında kendinde bir şeylerin eksik olduğuna inanır.”

Bu adamdan tiksinti duymak şaşırtıcı derecede garip. Cinsel şiddetinin boyutunu, işkenceci kişiliğini bir kenara bırakınca aslında ne kadar doğal bir kişilik olduğu da aşikâr.

İşte bazı sözleri ve söylemleri:

“İnsanın anlaşılmayan şeye inanması tamamen imkansızdır çünkü kavramak ile inanmak arasında dolaylı ilişkiler olmalıdır; kavramak inancın besinidir.”

-Tanrıya Karşı Söylev.

“Ölmek, düşünmeyi, hissetmeyi, zevk almayı, acı çekmeyi bırakmaktır: fikirlerin de seninle birlikte yok olacaktır; acıların ve zevklerin mezarda senin peşinden asla gelmez. Dolayısıyla ölümü, kaygılarını besleyecek şekilde huzurlu düşün, ölümü sakin bir gözle görmeye kendine alıştır, huzurunun düşmanlarının sana aşılamaya çalıştıkları sahte korkulara karşı kendini teskin et.”
-Tanrıya Karşı Söylev.

“Hakim olmama izin vermediği bir tercihin sonucunda beni cezalandırıyor. Beni sırf cezalandırmanın zevkine varabilmek için yaratmış gibi gözüküyor.”

-Tanrıya Karşı Söylev.

“Ceza almamış ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur.”

Sodom – Sodomun 120 Günü·

ve işlediği suçlardan(!) dolayı, hayatının 40 yılını hapiste geçiren adamın özeti.
“Beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhize mahkum ederek mükemmel bir iş yaptığınızı düşündünüz, ama yanıldınız, beynimi coşturdunuz, bana can vermek zorunda kalacağım hayaletler yarattırdınız.”
-Justine