İnsanlık tarihi, savaşlarla dolu. Elbette bu savaşların da önemli aktörleri var. Bizler genelde erkek savaşçıları duymuşuz, okumuşuzdur. Ancak tarih; cesur, heybetli ve zeki kadın savaşçıları da barındırıyor. İşte değişik hikayeleriyle dönemine damgasını vurmuş 7 kadın savaşçı:

  • Joan of Arc

    İlgili resim
    Yüz Yıl Savaşları’nda ülkesi Fransa’nın kaderini değiştiren efsanevi azize. Bazı tarihçiler tarafından dönemin Fransa’sının, İngilizler’i korkutmak için uydurduğu ‘psikolojik silah’ olarak anılsa da ölümünden önce ve sonra görülen mahkeme kayıtlarının bulunması onun bir zamanlar yaşamış olduğunu kanıtlar nitelikte. İngiltere ve Fransa arasında 116 yıl süren Yüz Yıl Savaşları’nın 90. Senesinde Joan henüz 17 yaşında bir genç kız iken bazı sesler ve görüntüler alır. Bunun Tanrı kaynaklı Aziz Mikail olduğu düşüncesine kapılır. Öngörüleri ona gidip Fransa tahtı için savaşmasını söyler. O dönemde savaş Fransa’nın aleyhinde işliyordur. İngilizler başkent Paris’e kadar girmişlerdir. Ona gelen buyrukları dinleyen Joan, köyünden kaçarak Fransa kralı VII. Charles’ın huzuruna çıkar. Krala, ülkeyi İngiliz işgalinden kurtaracağına ve krallık tacını geri alacağına dair sözler verir. Hâlâ nasıl olduğu bilinmese de Kral, Fransa’nın kaderini bu genç kıza bırakır. Hiçbir askeri deneyimi olmayan Joan, 1429’da Orleans’da İngilizler’i yenerek kuşatmayı kaldırır. Şaşırtıcı gibi görünse de aslında İngilizler’in bu savaşta hazırlıksız olmaları, kendilerine olan güvenlerinden kaynaklı yalnızca 4.000 asker bulundurmaları sonucu Fransa bu savaşı daha kolay kazanmıştır. Bu başarısından cesaret alıp başkent Paris’i de kurtarmak isteyen Joan hazırlık içindeyken Burgonya Dük’üne esir düşer. Dük, para karşılığı Joan’u İngilizler’e teslim eder. Falcılık, medyumluk, cadılık gibi suçlar yüzünden Engizisyon Mahkemesi’nce yargılanır. Erkek kıyafetiyle gezmesi Tanrı’ya isyan olarak, öngörüler aldığını söylemesi ise kafirlik olarak yorumlanır. Günlerce sorgulanmasının ardından 30 Mayıs 1431 günü, elinde haçıyla odunların arasında yakılarak henüz 19 yaşındayken infaz edilir. Bu nedenle Fransa’da 30 Mayıs günü Joan d’Arc günleri olarak anılır. Yıllar sonra azize ilan edilip itibar-ı iade gerçekleşse de artık olan olmuş, masum bir genç kız canice öldürülmüştür.

  • Ching Shih

    ching shih pinterest ile ilgili görsel sonucu
    Tarihin görmüş olduğu en iyi korsanlardan Ching’in hikayesi de oldukça değişik. Gemilerle tanışması onun genç kız iken seks işçiliği yapmasıyla başlar. Kısa bir süre sonra Kırmızı Bayrak Filosu adlı korsan grubunun lideri olan Zheng Yi ile evlenir. Böylelikle evli çift korsan filosunu beraber yönetirler. Ancak 5 yıl sonra Vietnam’da yaptıkları bir savaşta Yi hayatını kaybeder ve bütün sorumluluk Ching’e kalır. Hızla büyüyen Ching’in filosu, ona büyük başarılar kazandıracaktır. Ching’in kuralları oldukça katıdır. Herhangi bir usulsüzlük gördüğünde korsanları kılıçtan geçirmekten çekinmemiştir. Gittikleri her yeri yağmalayan filo, birçok bölgeyi de vergiye tabi tutmuştur. Gittiği bölgelerde, direnenleri ayaklarından çivilemek suretiyle dövdürür. Şiddetin dozunu arttırdıkça başarılarına başarı katar. Onun denizlerdeki başarısının yanı sıra, gemilerinde uyguladığı emirler de oldukça dikkat çekicidir. Kadın komutasına giren erkek korsanları sadece katı emirler ve şiddet yoluyla bastırabileceği gerçeğini fark eder. Bu nedenle itaatsizlik, hırsızlık ya da tecavüz suçu işleyenlerin kellesini alır. Onun filosu altındaki kadınlar her zaman korunmuştur. Ele geçirdiği bölgelerden alınan kadınlara asla tecavüz edilmemiş ve bakımlarını üstlenmesi suretiyle korsanlarla evlendirilmiştir. Böylesine güçlü ve katı kuralları olan bu kadın korsanın gerçek ismi ise bilinmemektedir. Zheng’in dul karısı anlamına gelen Ching Shih ismi onun yalnızca lakabıdır. Bir süre sonra Ching’in gücü öylesine büyümüştü ki Çing hanedanı onunla baş edemiyordu. Öyle ki Çin’e yardıma gelen İngiliz ve Portekizliler fahişe amiral dedikleri Ching karşısında yenilgiye uğratılmışlardı. Ching’in kuvvetleri koca ülkeyi kolayca kuşatabilecek kadar büyüktü. Çing hanedanı zekice bir hamleyle ülkede korsanlara af çıkararak büyük tehdit olan Ching sorununu çözdü. 35 yaşında korsanlıktan emekli olup ülkesine dönen Ching 1844’e kadar yaşadı.

  • Tomris Hatun

    tomris katun ile ilgili görsel sonucu

    Alp Er Tunga’nın torunu, İskitler(Sakalar)’in hükümdarı Tomris Hatun, dünyadaki ilk kadın hükümdar olarak kabul edilir. İ.Ö. 6.yy’da yaşamış olan bu hükümdarın adı Türkçe karşılığıyla “Demir(temir) iz” anlamına gelmektedir. Ünlü Yunan tarihçi Heredot’un yazdıklarına göre kocasının ölümünden sonra Sakalar’ın başına geçmiştir. Tomris Hatun ile ilgili bilinenler bugün maalesef çok kısıtlı. Onun adını tarihe yazan en önemli olay Ahameniş Hükümdarı Kral Kiros ile arasındaki rekabet. Alp Er Tunga’dan beri genişleyen Sakalar’ın, yayılmacı politikası en sonunda Persler’i rahatsız etmeye başlamıştı. Kral Kiros barışçıl politika güden bu kadın hükümdarla savaşmadan önce ona evlenme teklifi etmişti. Amacı; evlenerek Saka topraklarını kendi imparatorluğuna katmak idi. Ancak Tomris Hatun bu hileyi gördü ve Kiros’un evlilik teklifini reddetti. Bunu hazmedemeyen Kral, büyük bir ordu toplayarak Saka topraklarına daha öncekilerden farklı olarak bütün gücüyle, eğitilmiş köpekleri ile girdi. Hatta Kiros, savaş alanına içkilerden ve kızlardan oluşan bir çadır dahi kurdurtmuştu. Böylelikle askerleri oyalama emeli içindeydi. Tomris Hatun’un oğlu ve diğer askerler birkaç Pers askerini öldürdükten sonra çadırdaki eğlenceye kendilerini kaptırırlar ve haince düzenlenen bir baskınla Kiros’un kuvvetleri tarafından öldürülürler. Bir anne olarak Tomris, Kiros’un yaptığı bu harekete tahammül edemez ve kendine şöyle söz verir:  “Kana susamış Kiros, Sen oğlumu mertlik ile değil içip içip zıvanadan çıktığın şarap ile öldürdün. Ama Güneş’e yemin ederim ki seni kana doyuracağım!”

    Kiros, Tomris’in mektupla gönderdiği bu tehdite de kulak asmayınca, Tomris Hatun askerlerin başına geçer ve mükemmel bir hücum ile Persler’e saldırır. Güç bakımından üstün olmalarına rağmen müthiş bir bozgun ile Persler mağlup edilir. Bu savaşta Tomris, turan taktiğini ve kurt oyunu adlı savaş tekniklerini ustaca kullanmıştır. Çok sayıda Pers’li öldürülmüştür. Ölenler arasında Kral Kiros da vardır. Hırs ile dolup taşan Hatun, Kiros’un kesilmiş başını kan dolu bir fıçıya atar ve şöyle der: “Hayatında kan içmeye doyamamıştın, şimdi seni kana doyuruyorum!” 

    tomyris and cyrus ile ilgili görsel sonucu

  • Tomoe Gozen

    İlgili resim

    Tarihteki en ünlü kadın samuraydır. Onun dönemindeki çok sayıda kadın ellerinde silahla mücadele etmiş olsalar da onlar kale içlerinde kalmışlardır. Ancak Gozen bizzat savaşa katılan bir savaşçıydı. Naginatayı(kadın samurayların kılıcı) kullanmada ustaydı. Genpei Savaşı’nda erkekler ile beraber savaşmıştı. Eski Japon tarihinin anlatıldığı Heike’nin Öyküsü adlı kitapta Gozen’den şöyle bahsedilir:
    “Beyaz derisi, uzun saçları ve cezbedici özellikleriyle Tomoe çok güzeldi. Olağanüstü güçlü bir okçu ve kılıç ustasıydı. O, bin kişilik savaşçıya bedeldi.  Ayakta ya da at üstünde şeytanı ya da tanrıyı karşılamaya her an hazırdı. Ne zaman bir savaş olsa, Yoshinaka onu ilk kaptan olarak göndermiş, güçlü zırhlarla donanmış, eline muhteşem bir ok ve büyük boy kılıç almıştır. Diğer savaşçılardan daha fazla yiğitlikler sergilemiştir.”

  • Karyalı I. Artemisia

    artemisia i of caria ile ilgili görsel sonucu

    Karya Kraliçesi Artemisia, kaynaklarda tarihteki ilk kadın amiral olarak geçer. Bugünkü Dalaman-Aydın bölgesine antik dönemde Karya denilirdi. M.Ö. 5 yüzyılda yaşamış olan bu kadın amiral, kocasının ölümünden sonra Persler’e bağlı Karya İmparatorluğu’nu yönetmiştir. Onun adını tarihe yazan olay ise Salamis Savaşıdır ki bu savaş tarihte bilinen ilk deniz savaşıdır. Pers Kralı Xerxes’in Yunanistan seferine gemileriyle amiral olarak katılmıştır. Ancak Artemisia’ya göre onların en büyük hedefleri Atina idi bu nedenle Salamis Boğazı’nda savaşa girmek gereksizdi ve riskliydi. Yine de Kral Xerxes ve başdanışmanı Mardonius savaşmayı uygun görmüşlerdi. Buna rağmen Artemisia, savaşta Persler’in yanında yer aldı. Başta Persler aleyhine işleyen savaşın gidişatı değişti ve Grekler, Pers gemilerini batırmaya başladılar. Tam bu noktada Artemisia’nın yaptığı kurnazlık onun adını tarihe yazdı. Grek gemisinden kaçarken kasten bir Pers gemisini batırdı ve böylelikle Yunanlılar onun kendi saflarından bir gemi olduğuna karar vererek Artemisia’nın peşini bıraktılar. Olayları geriden tahtından izleyen Xerses ise batırılanın bir Yunan gemisi olduğunu zannederek Artemisia için şöyle söylemiştir: “Bugün erkekler kadın gibi, kadınlar da erkek gibi dövüştü.”
    Savaş sonunda katıldığı 5 gemiden hiçbir kayıp vermeyen Artemisia, Yunan donanmalarını yarıp geçmeyi başarmıştır. Sonradan bir kadın tarafından hezimete uğramayı kendilerine yediremeyen Yunanlılar ise Artemisia’nın başına 10.000 drahmi ödül koymuşlardır. Ancak Artemisia’nın ölümü şüphelidir. Bazı kaynaklara göre o, Dardanus adlı bir adama aşık olmuştur ve Ege Denizi’ne atlayarak hayatına son vermiştir.

  • Anne Bonny ve Mary Red

    İlgili resim

    Küçük yaşta annesini kaybeden ve yalnız kalan Anne’in lider ve asi ruhu o dönemlerde ortaya çıkmış olmalı. Kadınların itaatkar olması gerektiği savunulan bir dönemde yaşayan Anne, içindeki deniz tutkusunu söndüremiyordu. Bu nedenle küçük yaşta kılıç ve dövüş dersleri almaya başlamıştı. Öyle ki 14 yaşında uğradığı bir cinsel saldırıda, saldırganı yatalak edecek kadar güçlüydü. İki yıl kadar sonra 16 yaşında James Bonny adlı bir gemi kaptanıyla evlendi, evini terk etti ve Nassau adlı korsanlar cenneti denilen bir adaya yerleşti. Normal bir yaşam ona göre değildi. O, denizlere açılmalıydı. Özgür ruhluydu. Bir süre sonra korsanlığı bırakmak ve yerleşik bir hayata geçmek isteyen kocasını döneklik ile suçladı ve kocasını da terk etti. Bir kadının gemide bulunması o dönemde uğursuzluk anlamına geliyordu bu yüzden erkek kılığına girerek bir korsan gemisine kaçtı. Çok iyi dövüştüğü için erkeklerin arasında göze batmıyordu. Bu sırada gemiden Jack isimli bir denizciyle aşk yaşadı. Hamile kalmasıyla herkes onun gerçek kimliğini öğrendi. Bu dönemde bebeğini de kaybederek korsanlığa ara verdi. Tekrar denizlere açıldığında ise onun gibi bir başka erkek kılığındaki kadın korsanla Mary Red ile tanıştı. Arkadaşlıkları savaş esnasında ön saflarda beraber kılıç sallayacak kadar ilerlemişti. İkili kısa sürede mürettebatın korkulu rüyası haline gelmişti. 1720’de Jamaika’da onların bulunduğu gemi diğer korsan gemilerinin saldırılarına hazırlıksız yakalandı ve savaşın içerisine düştüler. Son ana kadar savaşsalar da onlar ve bulundukları gemideki diğer korsanlar esir alındılar. Başta erkek sanıldıkları için idam cezasına çarptırıldılar ancak kadın oldukları fark edilince cezaları ömür boyu hapse çevrildi. Hapiste Mary ateşli bir hastalık sonucu öldü ancak Anne’e ne olduğu bilinmiyor.