“Romantik yanın, seni suyun üstünde dalgalandırır ama her an düşebilme tehliken vardır. Bu da seni incitebilir. Nihilizmle ise daha az incinirsin; ama bu sefer de yaşıyor olmazsın.” 

Bu sözlerin sahibi olan 1996 doğumlu TaminoIndependent röportajında belirttiği üzere, şarkılarının odak noktasını romantizm ve nihilizm arasındaki dengede buluyor. Henüz 17 yaşındayken Amsterdam Kraliyet Konservatuvarı’nda eğitim görebilecek seviyeye çıkmış olan müzisyen, bu yeteneğinin üzerine yarı Mısırlı yarı Belçikalı kimliğini de ekleyerek oldukça orijinal bir sanatçı haline bürünüyor.

Tamino’nun büyük dedesi olan müzisyen ve aktör Muharram Fouad, zamanında Mısır’dan çıkan en ünlü sanatçılardan biriymiş. Aynı zamanda, genç müzisyenin annesi de -genetikten dolayı olması mümkün- tam bir müzik ve sanat aşığıymış; hatta oğlunun ismini de Mozart’ın meşhur operası The Magic Flute’un baş karakteri olan Prens Tamino’dan koymuş. Tam adı Tamino-Amir Moharam Fouad olan sanatçının ilk stüdyo albümünün ismi ise hem kendi adından bir iz taşıyor hem de aynı zamanda Arapça “prens” anlamına geliyor: Amir (2018).

Dilimize kısmen “aşkım” olarak çevirebileceğimiz Habibi, daha adından bile belli ettiği üzere her bir sözü ve melodisiyle Tamino’nun doğrudan kalbinden çıkmış bir eser. Şarkı, Ekşi’de 700 sayfayı aşmış olan o malum ilk dinleyişte aşık olunan şarkılar entry’sine kolayca girebilecek bir nitelikte. Aynı zamanda, elektro gitar ağırlıklı bir altyapıya sahip olması, naif vokalleri ve hüzünlü falsetto’larıyla bizlere hemen Jeff Buckley’i hatırlatıyor. Aslında, Tamino’yu da hem ülkemiz basınında hem de dünya genelinde ilk olarak bu sıfatla tanıyoruz: “Jeff Buckley’nin Varisi”. Onun tanrısallığına çıkabilmesi pek mümkün olmasa da dinleyiciye doğrudan hislerini aktarabilme yeteneği sayesinde Tamino’nun geleceği inanılmaz umut vadediyor.

Şarkının açılışındaki “Something hides in every night. Brings desire from the deep.” bölümünde hemen fark edilebildiği gibi sanatçı öyle bir “desire” diyor ki o doğu kültürü nağmesini tatmamak elde değil. Genç müzisyenin eserlerini oluşturan en önemli özellik de tam olarak bu: Doğu ve Batı’nın kendine özgü bir harmanı! Sanatçı, Batı’daki singer-songwriter kalıplarına doğudaki ezgileri yerleştirerek, tıpkı Habibi’de ve albümün genelinde olduğu gibi kendi dünyasını yaratıyor. Parça ise nakaratının duygusallığının sadeliği ve özellikle son bölümündeki vokal yükselişinin hemen ardından gelen o muazzam falsetto ile dinleyiciyi derinden etkileyen bir eser oluyor.

Ardından gelen parça olan Sun May Shine, yazımızın başında değindiğimiz o “her an düşebilecekmiş gibi olan kırılganlığının” en değerli örneklerinden biri. Bunu aynı zamanda şarkının klibinde de görebiliyoruz; çünkü orada resmen uçuyor. Özellikle, “Soon our love will flow over the gloom. Yeah it’s getting closer to you. Over your shoulder, yeah…” nakaratındaki vokal ve altyapılarda da Lorde tarzı minimalist indie-pop beat’leriyle birlikte şarkı, akıllara kazınmayı başarıyor.

Tummy, her ne kadar enstrümantal olarak çok derin olmasa da ve sürekli aynı melodilerle akıp gitse de kendini zamanla dinleyiciye bağlayabilen bir Tamino eseri. Bunun dışında, sanatçının Mısır kökenlerinin müziğini en fazla etkilediği eserlerden olan So It Goes ve Each Time ise “Arabic” ezgilerin yoğunlukta olduğu altyapılarıyla birlikte albümün orijinal eserlerinden oluyorlar.

Albümde gitarların en fazla ön plana çıktığı parça olan Indigo Night ise aynı zamanda ilk dinleyişte dinleyiciyi sarıp sarmalayan eserlerden biri. Usulce akan gitar riff’leri ve basların uyumunun üzerine, bir de Tamino’nun vokalindeki o muazzam duyguyla birlikte şarkı, tekrar tekrar dinlemek isteyeceğiniz bir işe dönüşüyor.

Cigar, sanatçının Amsterdam’daki o meşhur Van Gogh Müzesi’ni gezerken hayran kaldığı Skull of a Skeleton with a Burning Cigarette tablosundan esinlenilen bir parça. Bu resmen akıp giden eseri dinlerken ise aklınıza sizin için çok özel olan insanları getirip tatlı tatlı düşünebilirsiniz. Sanki bir şeye dalıp bakarsınız, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız, sonra o durumun içinden birden çıkarsınız ya, işte Cigar da albümde tam öyle bir yerde.

Arpejlerin adeta sakince konuştuğu eserler olan Verses ve Persephone, albümün dikkat çeken balad’ları oluyorlar. W.o.t.h ise Tamino’nun buradaki tiz vokallerle ne kadar da Chet Faker’a yani Nick Murphy’a benzediğini hissedebildiğiniz bir eser. Açılımı “Will of This Heart” olan parça, elektronik atmosferiyle birlikte albümün diğer işlerine göre daha özgür bir eser

Amir, prodüksiyonunun özenli tutulmaması ve ikinci yarısındaki şarkıların ilk yarısına kıyasla zayıf eserler içermesi nedeniyle ufak sıkıntıları olan bir kayıt. Albümün en değerli parçalarının zaten Tamino’nun ilk albümü olan 2017 çıkışlı Habibi EP’de de olması ise sanatçıyı albümden daha önceden bilenler için tatlı bir sorun. Özetle, doğu kültürünün Jeff Buckley hüznüyle harmanlandığı bu albümü bir daha dinleyin, Tamino’nun ileride çok daha değerli yerlerde olacağını öngörebileceksiniz!

 

Kaynak:12.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here