“Bir şeyi yarım yapmak, yahut yarım söylemek 
hiçbir zaman iyi değildir. Zaten yeryüzündeki bütün kötülükler de bundan doğar.”

Sabırsız Yürek (Acımak), Stefan Zweig

Günümüz dünyasında tamamlanıp topluma sunulan muhteşem sanat eserlerinin yanında, ne yazık ki bir o kadar da çeşitli sebeplerden ötürü bitirilememiş ve dünyanın talihsiz bir kaybı haline gelmiş sanat eserleri de var. Çoğundan haberimizin bile olmadığı bu eserlerin yarım bırakılmasının elbette birçok sebebi olabiliyor. Bazen, sanatçıların sağlığı bu eserlere devam etmelerine izin vermiyor, bazen de bu sanatçılar ilgilerini başka alanlara kaydırıyorlar, çoğu zamansa bu eserlerin neden yarım kaldığını maalesef bilemiyoruz. Ancak hemen hemen hepsinde eğer bu eserler yarım kalmasaydı ne olurdu diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz ve kendimizi bu durumu sorgularken buluyoruz.

“Belki başka bi’ zaman, başka bi’ yerde. Sonuçta yarım kalan her şey tamamlanmaya muhtaçtır.”

Leyla ile Mecnun, Burak Aksak

Biz de sizler için bizlere bu durumu yaşatan, yarım bırakılmaları sebebiyle daha çok popülerleşen önemli sanat eserlerinden birkaçını listeledik. Keyifli okumalar.

1. St. Jerome In The Wilderness – Leonardo da Vinci

Kendini bir ressamdan çok bir mühendis olarak gören Leonardo Da Vinci, bu sebeple maalesef ki çoğu eserini yarıda bırakmıştır. 1480’lerde yapmaya başladığı St. Jerome In The Wilderness tablosu da bu yarım bıraktığı eserlerinden birisi. Ressamın ölümüne kadar onda kaldığı düşünülen tablo, bir ara kaybolmuş hatta parçalara ayrılmış fakat daha sonraları birleştirilip restore edilerek bir müzede sergilenmeye başlanmıştır. Eser, gerek Vinci’nin sanatsal tarzını yansıtmasıyla gerek sadeliğiyle sanatın mükemmel oluşumlarından biri, tamamlanmamış olsa bile…  

2. Symphony No. 8 In B Minor – Franz Schubert

Unfinished Symphony (Tamamlanmamış Senfoni) olarak da bilinen, allegro moderato ve andante con moto olmak üzere iki makamdan oluşan Symphony No. 8 In B Minor, 1822 yılında henüz 25 yaşındayken Schubert tarafından bestelenmeye başlanmıştır. Franz Schubert‘in en cesur eseri olan bu bestenin kalan bölümünün geri kalan altı yıllık süresi içinde neden tamamlanamadığı maalesef ki sanat tarihinin karanlık yönlerinden biri olarak kalmıştır. Sanatçının yakın arkadaşı Hüttenbrenner bu tamamlanmamış parçayı saklamış, yaşlılığında Viyana Müzik Dostları Derneği yöneticisi Johann Herbeck‘e bahsetmiştir. Nihayet Herbeck 1865’te parçanın yayımlamasına izin verince beste, Viena Müzik Orkestrası tarafından ilk kez çalınmıştır. Ne yazık ki 1828’te henüz 31 yaşında hayatını kaybeden Schubert, Unfinished Symphony’nin yayımlanmış halini hiç dinleyememiştir.

 3. Requiem – Mozart

Belki de bitirilmeyen en ünlü sanat eseri ünlü müzisyen Mozart’ın Requiem in D minor’üdur. Dinsel bir ağıt olan ve dilimize ölüm duası olarak çevrilen Requiem, 1791’de bestelenmeye başlamış ancak eser ne yazık ki sanatçının hastalığı ve ardından gelen ölümüyle tamamlanamamıştır. Mozart belki de onun şaheseri olacak bu bestenin sadece intro kısmını bitirebilmiştir.

4. The Other Side of the Wind – Orson Welles

Dünyanın en iyi film yapımcılarından biri olarak görülen Orson Wellesin kariyeri bir dizi unutulmuş ve terk edilmiş projeyle doluydu. 1985 yılındaki üzücü ölümünün ardında ise üzerinde çalışmakta olduğu iki film çalışması bıraktı. Bu iki filmden en dikkat çekeni, The Other Side of the Wind oldu. Dennis Hopper ve John Huston‘un başrollerini paylaştığı bu film, Welles’in 60’ların sonlarından beri üzerinde çalıştığı bir projeydi. Film, 1979’da neredeyse tamamlanıyordu ki, bu süreçte yaşanan büyük mali ve yasal krizler filmin yayımlanamamasına yol açtı. Filmin hak mülkiyeti konusunda da uzun süredir tartışmalara bir son verilemedi ve film rafa kaldırıldı. Welles’in ölümünden şimdiye dek, filmi düzenlemek ve yayınlamak için bir dizi girişimde bulunuldu ancak somut bir sonuca ulaşılamadı. Duruma el atan online içerik platformu Netflix, geçtiğimiz yıl filmi yeniden düzenleyip yayına soktu.

5. The Mystery of Edwin Drood – Charles Dickens

Türkçe‘ye Edwin Drood’un Gizemi olarak çevrilen kitap, ünlü İngiliz yazar Charles Dickensın son romanıdır. Roman Dickens’ın ölümü nedeniyle tamamlanamamıştır ve nasıl sona erdiği bilinmemektedir. Roman adını Edwin Drood’dan alsa da, daha çok onun bir öğrencisine aşık olan amcası John Jasperın hikayesini anlatır. Sonunda katili öğrenemediğimiz bu kitap, uzun yıllar edebiyat alanında bir çılgınlığa sebep olmuş birçok genç yazar kendi tarzlarıyla kitaba farklı bir son yazmışlardır. Bunlardan en bilineni içine Charles Dickens’ın hayaletinin girdiğini ve kitabın  sonunu bu şekilde yazdığını söyleyen Thomas Jonestur. Jones’un yazdığı kısım, Dickens’ın tarzına ve üslubuna o kadar çok benzetilmiştir ki, bir süre için kitap Amerika’da gerçekten bu sonla bitiyormuş gibi basılmıştır.

6. First Rays of the New Rising Sun – Jimi Hendrix

Gelmiş geçmiş en yetenekli gitaristlerden biri olan Jimi Hendrix, kendi adını taşıyan grubu The Jimi Hendrix Experienceten ayrıldıktan sonra First Rays of the New Rising Sun adlı bir double albüm üzerinde çalışmaya başlamıştır. Ancak albüm çalışmaları henüz bitmeden Hendrix, 1970 yılında ne yazık ki aşırı doz uyuşturucudan hayata gözlerini yummuştur. Ünlü sanatçının bu ani ölümünden sonra ailesi ve menajeri arasında başlayan telif hakkı tartışması sebebiyle o yıllarda albüm çıkarılamamış ve tozlu raflarda unutulmaya yüz tutmuştur. Aile nihayet 1995’te kazandığı telif davasıyla demoların kurtarılması için harekete geçmiştir ancak bu demoların kalite düşüklüğü sebebiyle istenilen olay bir türlü gerçekleşememiştir. 1997’de albümün kısa bir versiyonunu müzikseverlerle paylaşan aile, bu versiyonun Hendrix’in orijinal kaydına en yakın kayıt olduğunu söylemiştir.

7.  George Washington (The Athenaem Portrait) – Gilbert Stuart

George Washington (The Athenaeum Portrait) ile ilgili görsel sonucu

Amerika’nın en önde gelen portre ressamlarından biri olan Gilbert Stuart‘ın en bilinen çalışması The Athenaeum olarak da bilinen, 1796’da yapmaya başlayıp 1828’deki ölümüyle birlikte tamamlayamadığı eski Amerika başkanı George Washingtonun portresidir. Bu portre o kadar popüler hale gelmiştir ki uzun yıllar boyunca Amerika Birleşik Devletler’inin bir dolarlık kağıt parasının arkasında yer almıştır.

8.  Sagrada Família – Barselona

sagrada familia ile ilgili görsel sonucu

Sagrada Familia, yapımına mimar Francesc del Vilların farklı tasarımıyla 1882 yılında başlanan Katolik kilisesi. Bu kiliseyi farklı kılan şey ise yüzyıllardır tamamlanamamış olması. İlk zamanlar mimarla kiliseyi yaptıran vakıf yöneticileri arasında çıkan anlaşmazlıklardan, sonraları yapının büyüklüğü ve planların zorluğundan kaynaklanan sebeplerden ötürü iyice ertelenen kilise Gaudinin projeye dahil olmasıyla bambaşka bir hal almış tüm tasarımın değişmesi sebebiyle bir bekleme sürecine girmiştir. Hayatının son 14 yılını burada yaşayarak ve çalışarak geçiren Gaudi, 1926 yılında öldüğünde kilisenin çok az bir kısmı kullanılabilir duruma gelmiştir. 1936 yılında İspanyol İç Savaşı çıktığında kilisenin yapımı da haliyle duraklamış ve 1950’li yıllarda bir grup mimarla birlikte tekrar başlanmıştır. Her ne kadar kilise 2010 yılında Papa tarafından kutsanarak ibadete açılmış olsa da tümüyle bitmesinin ve tam açılışının Gaudi’nin 100. ölüm yıl dönümü olan 2026‘da yapılacağı konuşulmaktadır.

Kaynak: 1, 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here