Ama arkadaşlar iyidir…

Yönetmen: Derviş Zaim

Senaryo: Derviş Zaim

Oyuncular: Ahmet Uğurlu, Tuncel Kurtiz, Ayşen Aydemir, Fuat Onan

Görüntü: Mustafa Kuşçu

Müzik: Baba Zula, Yansımalar

Yapım: Derviş Zaim, Ezel Akay

Sinemada özgün bir kategori haline gelen ve 1900’lü yılların zirvesi sayabileceğimiz kaybedenler furyası, son birkaç senedir gözünü tekrar eski koltuğuna dikti. Bu filmler bünyesinde yalnız, melankolik, dibi görmüş, hiçbir şeyi yolunda gitmeyen karakterler, uzun bakışmalar, talihsiz hayatlar, acıtacak bir realistlik ve sağır edici bir sessizlik taşır. Hayatın ve toplumun nesnelliğinden çok kişinin içsel gerçeklerine dokunan bu tarz ekspresyonist filmler sinema izleyicisi için her zaman cesur bir seçimdir.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Derviş Zaim’in üstlendiği Tabutta Rövaşata da Rumelihisarı sokaklarında geçen gerçek bir kaybediş hikayesi. Peki neden Tabutta Rövaşata? Derviş Zaim, Mahsun karakterinin çaresizliğini ”sıkışmışlıkla” tasvir etmiştir. Rövaşata geniş bir alanda ters dönerek atılır fakat bazen hayat dar bir tabuttan ibarettir.

Tüm o falakalar üşüdüğü için mi?

– Araba mı çaldın lan yine?
– Hı hı..
– İyi bok yedin.
– Soğuktu..

Kahramanımız Mahsun (Ahmet Uğurlu), çıkma ekmek yiyerek çıkma hayat yaşayan bir evsizdir. Arada babacan tavırlarıyla ona yardım eden Reis’in (Tuncel Kurtiz) teknesinde arkadaşı Sarı ile balığa çıkıp, kazandığı parayla içki içer. Gidecek yerleri olmadığı için de akşama kadar Zeki’nin kahvesinde oturur, gece ya inşaatta ya kayıkta yatarlar. Bu tekdüzeliğin içinde Mahsun ısınmak için sık sık araba çalar ve gece çaldığı arabaları sabah temizleyerek aynı yerlerine bırakır. Bu yüzden sürekli polis tarafından dövülür ve falakaya yatırılır. Parasızlığı, açlığı ve küçük hırsızlıklarıyla Reis de, arkadaşları da, polis de söz dinlemeyen Mahsun’dan illallah etmiştir.

Bu tarz filmlerde kıyıda köşede kalmış trajedik hayatları gördükçe, İstanbul’un görkemi yerini acımasız ve çirkin yüzüne bırakır. Serseri yaftasıyla ciddiye alınmayan Mahsun’un aslında tek derdi ciddiye alınmaktır. Hayatın onu görmezden gelmesi ve bu konudaki çaresizliği onu her geçen gün sivriltir, agresif ve isyankar bir hale getirir. Yediği dayaklara rağmen araba çalmaya devam etmesi, bir isyan haline gelen davranışları, tamamen bir varolma çabasıdır.

Bu çaba ucundan kıyısından bütün insanlığı içine alır. Bu yüzden film boyunca normalde yanlış olan davranışlarda bulunan Mahsun’a kızamıyoruz.

Eroinman kız çıkmazı

Mahsun beni Taksim’ e götür n’ olur.

Mahsun bir gün arkadaşı Sarı’yı teknede ölü bulur ve bu ölüm onu içten içe daha çok belaya sürükler. Polisin Reis’i uyarması sonucunda Mahsun, Zeki’nin kahvehanesinde tuvalet temizlemeye, oradaki bir göz odada kalmaya başlar. Uzun süredir kahvede gördüğü kadınla ilk diyaloğu da bu zamanda oluşur. Adını bile bilmediği bu kadın tuvalette kendine eroin enjekte etmektedir. Bir süre sonra Mahsun kadına kaldığı odanın anahtarını verir. Eroin karşılığında birlikte olmak için odaya erkek getirmesiyle ilk iç çatışma yaşanır.

Peki Mahsun’un tanımadığı bu kadına olan aşkında var olma çabasının bir etkisi var mıdır? Kalacak bir yer ve bir iş bulmasının ardından toplum tarafından kabullenilmek için geriye bir tek aile yaşantısı kalmıştır fakat kadının düşürdüğü fuları yıkayıp ona geri vermesiyle başlayan masum hisler, filmin ilerleyen dakikalarında Mahsun’un gördüğü zararla bir kaosa dönüşür. Bu zarar sonucu Mahsun’un tekrar hırsızlığa ve eski davranışlarına dönmesi de bu iddiayı destekler niteliktedir.

Mahsun filmin masum karakteri mi?

Yalnız seni alabildim.. Seni diğerlerinden ayırdığım için özür dilerim ama izin vermiyorlar artık hiçbir şeye izin vermiyorlar.

Eroin bağımlısı kadın, eroin karşılığında odaya erkek aldıktan ve Mahsun’la kavga ettikten bir süre sonra yoksunluk krizine girip onu Taksim’e götürmesini istiyor. Mahsun kadını yaka paça kovup “orospu’’ dese de kadını istediği yere götürüyor. Aynı zamanda bir sahnede, çaldığı arabayla bir köpeğe çarptığını ve ardından köpeği veterinere götürdüğünü görüyoruz. Kuşkusuz ki Mahsun vicdanlı bir adam ama vicdanlı olduğu için ona masum diyebilir miyiz?

Kadraja polisin veya Zeki’nin açısından bakıyor olsaydık, yine de Mahsun’u haklı ve bizden görebilir miydik? Reis’in acıklı hayatı ve geçim sıkıntılarının yanında sürekli Mahsun’la uğraşması olağan karşılanır mıydı? İşte bu filmde objektifliğimizi gölgeleyen gerçekliğin ötesine geçemiyoruz. En sonunda başına gelen bütün olaylardan, dayaklardan ve açlıktan sonra Mahsun, Hisar’a gizlice girer ve açlıktan bir tavus kuşu çalar. Filmi izlerken, gündelik hayatta yasal olmayan faaliyetlerde bulunan karaktere içten içe destek olmamak işten bile değil. Bu da pekâlâ yönetmenin gerçekleri aksetmekteki başarısına yorulabilir.

Derviş Zaim’in sadece çekim ve montaj parasını karşılayabilmesi sonucu oyuncuların gönüllü olarak oynadığı bu filmde, söz dinlemeyen, dayatılanlara karşı çıkan Mahsun’un, hayatta kabul ettiği tek kavram dostluktur.

Ama arkadaşlar iyidir…