Çizgi roman sektörü var olmaya başladığı günden  bu yana pek çok yazar ve çizeri bünyesinde barındırmakta. Çizgi roman sanatçıları gerek yazdıkları hikayelerle gerek çizdikleri panellerle çizgi roman sektörünü yaşatmaya devam ediyorlar. Bu sanatçılar arasında öyle isimler var ki ortaya koydukları eserlerle isimlerini sektöre altın harflerle yazdırmış durumdalar. Alex Ross da bu isimlerden biri.

Çizgi roman sektörünün en büyük sanatçıları arasında kabul edilen Alex Ross, çizdiği panellerde guaj boya kullanmasıyla klasik süper kahramanları adeta bir sanat eserine dönüştürüyor. Jack Kirby, Steve Ditko, John Romita ve Neal Adams gibi çizerlerden sonra sektöre giriş yapan Ross, tabloları andıran panelleriyle çizgi roman sektöründe bir devrime imza attı.

Ross, yeteneğinin daha üç yaşındayken farkına vardı. O yıllarda akıldan çizdiği televizyon reklamları ile daha çok küçük yaşta kendisinde bulunan cevheri gösterdi. 13 yaşına geldiğinde ise orjinal çizgi romanların çizimlerini yapıyordu. On yıl sonra Ross, Marvel Comics’in çığır açan Marvels etkinliği kapsamında, Marvel karakterlerinin geçmişlerini resmetti. 1996 yılında efsaneler arasında yer alan Kingdom Come serisiyle çizgi roman endüstrisine büyük bir etkide bulunan Ross, çizgi roman sektörünün karamsar, şiddet dolu, cesur hikayelerin hüküm sürdüğü “Karanlık Çağ” evresini kapatıp iyimserliğin ve güçlü süper kahramanların ön planda olduğu “Modern Çağ”ı başlattı.

Usta sanatçının çocukluğundaki yalnızlığı onun yaratılıcığını oldukça geliştirdi. Çok fazla arkadaşı olmadığı için zamanının çoğunu televizyona ve çizgi romanlara ayıran Ross; DC Comics karakterlerini barındıran Super Friends ve Spider-Man’i canlı olarak ekranlara taşıyan Electric Company programlarını izleyerek çizgi roman sektörüyle tanıştı.

İzlediği programlardan oldukça etkilenen Ross, henüz 4 yaşındayken favori süper kahramanlarını -Superman, Captain Marvel, Plastic Man- çizmeye başladı. Çizmeye başladığından beri orjinal çizgi romanları yeniden dizayn eden Ross, ilk çizmeye başladığı tarihten itibaren kendi çizimlerini sürekli yenileyerek kendine özgü bir stil yarattı. 11 yaşına geldiğinde, süper kahramanları hayata geçirirken renkli kartonlardan ve selo bantlardan fazlasıyla yararlandı. Gençlik yıllarında yaptığı sanat projeleri, Ross’u orijinal karakter tasarımlarının yanı sıra ayrıntılı grafik roman tasarımına yönlendirdi.

Ross, Chicago’daki Amerikan Sanat Akademisi’nde kendini geliştirirken Andrew Loomis’in öğretici kitaplarına da çalıştı. Loomis, Ross’un okuldan bir arkadaşıydı ama ondan farklı olarak mezundu. Loomis’in kitapları Ross’a kendi stilini oluşturması için ilham kaynağı oldu. Loomis’e ek olarak Ross, Norman Rockwell’in eserlerinden de oldukça etkilendi. Rockwell’in Ross’a etkileri oldukça fazlaydı. Rockwell’in eserlerindeki kompozisyon ve gölgelendirme, Ross’un Kingdom Come ve Justice serilerinin kapaklarının temelini oluşturdu.

Ross 20 yaşına geldiğinde, çizgi roman sektörüne yaptığı en büyük etkiye sahip olan projesini planlamaya başladı. Ross ve iş arkadaşı Kurt Busiek, kurgusal fotoğrafçı Phil Sheldon’ın gözünden 1939 ve 1973 yılları arasında Marvel Evreni’nin tarihini yansıtan bir hikaye tasarladılar. Marvels serisinde Sheldon, 1939 yılında Human Torch’un doğuşuna, II. Dünya Savaşı’nda Naziler’e karşı savaşan Captain America’ya ve 1960’lı yıllarda Fantastic Four, Avengers ve X-Men ekiplerinin kurulmasına tanıklık etti.

Ross’un bu eseri oldukça beğenildi ve yüksek satış rakamlarına ulaştı. Bu sebeple Ross, benzer bir projeyi DC Comics için de hazırlamaya karar verdi. Marvels serisinin DC Comics’teki karşılığı olan Kingdom Come, yakın gelecekte geçmekteydi. Bu gelecekte Superman emekli olmuş, Wonder Woman uzaklara gitmiş ve artık yıpranmış bir adam olan Batman ise sahip olduğu robot sentineller yardımıyla Gotham Şehri’nin güvenliğini sağlamaktaydı. Dünya’nın en güçlü kahramanlarının rehberliği olmadan yeni jenerasyon kahramanlar, kendi kibirlerine teslim olmuş bir şekilde güçlerini kötüye kullanmaktaydılar. Bu yeni nesil kahramanlar süper kahramanlık felsefesinden çok uzakta, kötü adamlar ve kahramanlar arasındaki dengeyi sağlayamamaktaydı. Durumun kötüye gitmesi sebebiyle gelecekte yaşanacak kıyamet hissinden dolayı hem bir kahraman hem de bir ruh olan Spectre, bir papaz olan Norman McCay’den yardım istedi. Norman McCay’in görüntüsü bizzat Ross’un öz babasından esinlenildi. Tıpkı Marvels gibi Kingdom Come da oldukça beğenildi ve hızla popüler bir çalışma halini aldı. Bu sayede sektöre kendini kalıcı şekilde tanıtan Ross, bu iki efsane seriyle kariyerini kolayca şekillendirdi.

1994 yılındaki Marvels serisi ile yaşadığı büyük başarıdan itibaren Ross, Star Wars ve Kirby: Genesis gibi çizgi romanlarda da sanatını icra etti. Ayrıca Marvel’ın 75. yılı kutlamaları kapsamında yaptığı kapak çizimleriyle Amerikan çizgi romanının güç ve iyimserliğini tekrar tekrar yaşatan sanatçı, yaptığı işlerle çizgi roman okuyucularına ve yeni nesil çizerlere ilham kaynağı olmaya devam etmekte.