Ünlü sürrealist ressam René Magritte, 21 Kasım 1898’de Belçika Lessines’te dünyaya gelmiştir. René Magritte, ailenin en büyük çocuğudur. Babası tüccardır, bu yüzden sık sık şehir değiştirmek zorunda kalmıştır. Châtelet’te yaşadıkları sırada, 12 Mart 1912’de Annesi, Sambre Nehri’ne atlayarak intihar eder. Annesinin daha sonra yüzünde bir örtü ile bulunması, Magritte’in hayatı boyunca bu imgenin etkisinden kurtulamamasına ve resimlerinde sıkça yüzü örtülü figürler ve nehir tasvirleri kullanmasına neden olmuştur.

Sanat eğitimine 1917-1918 yılları arasında Brüksel Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayan sanatçı yaşamının farklı dönemlerinde birbirinden farklı ekollerde ürün vermiştir. Akademi’deyken çok etkilendiği hocalarından Pierre-Louis Flouquet ile aynı atölyeyi paylaşan Magritte fütürist ve kübik eserlerini bu dönemde verir.

Magritte’in Akademi sonrasında arayışları sürerken, Victor Servranckx ile çeşitli soyut resimler dener, ancak kısa sürede uyum sağlayamadığını anlar. Aynı yıl sanat anlayışını bütünüyle değiştirecek olan Giorgio de Chirico’nun resimleri ile tanışır.1925 yılı profesyonelliğini iyice arttırarak zamanının tamamını resim yapmaya ayırdığı bir dönemdir. Resimlerinde nesneler üzerinde yaptığı soyutlama ve sadeleştirmelerin yerini titiz bir detaycılık alır. Nesneleri izleyenin alışık olmadığı konumlarda resmederek gerçek dünyaya meydan okumayı amaçlamaktadır.

1927-1930 yılları arasında Paris’e yerleşen Magritte, bu süre içerisinde sanat çevresini genişleterek, André Breton, Louis Aragon, Max Ernst ve Salvador Dali gibi gerçeküstücü sanatçılarla tanışır. René Magritte gerçeküstücülüğe getirdiği farklı bakış açısını, kullandığı üslup zenginliğiyle çeşitlendirir. Sanatının özünü oluşturan gizem temasıyla bütünleşerek felsefi bir üslup geliştirir.

Magritte, Aşıklar isimli tablolarında beyaz bir kumaş ile başları örtülü bir kadın ve erkeği betimlemektedir. Resimlerden bir tanesi, kadın ve erkeği mavi gökyüzü ve ormandan oluşan bir manzaranın önünde yanak yanağa gösterir. Diğerinde ise kadın ve erkek bir odanın içinde öpüşmektedirler. Kullandığı örtülü tarz hakkında birçok görüş vardır fakat bizce annesinin intiharı bu çalışmaların ilham kaynağı olmuş olabilir.

Magritte, bu ünlü tablosunun izleyici tarafından yalnızca bir görüntü olarak görülmesini de istememiştir. Çünkü o görüntülerin değil, her zaman için göstergelerin daha önemli olduğunu kabul etmiş ve eserlerinde de daima bunu vurgulamaya çalışmıştır. Bir taraftan pipo tanımıyla objenin ismini belirtirken, diğer taraftan da bunu olumsuz şekilde ifade ederek dil ile imgelem arasındaki ilişkiyi bozmuştur. Magritte, kullandığı objeyle tablosuna koyduğu isim arasında mantıksal bir ilişki bulunmayan büyük bir imaj yaratıcısıdır ve görünen dünyanın bilinmezliğinden kaynaklanan sürprizleriyle, izleyenlerin geleneksel görme alışkanlıklarından farklı boyutta, akıl ve mantık dışı olanı kavramaya zorlamıştır.  Sanatçının eserleri, izleyici düşünmeye algılamaya zorlar niteliktedir ne var ki daha sonra kendisine hayran bıraktıracak kadar güzel eserlerdir.

İmgelerin İhaneti

“Şu pipo için bana ne çok soru soruldu. Siz benim tablomdaki pipomu doldurabilir misiniz? Yapamazsınız, değil mi? O sadece bir röprezantasyon (temsil). Eğer tablomun altına “Bu bir pipodur” diye yazsaydım, size yalan söylemiş olurdum.”

Adamın Oğlu

The Lovers

The false mirror

The Mysteries of the Horizon

The Voice of Space