Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
6

Abidin Dino, Paris’te Gustave Roussy Hastanesi’nde şu sözleri söylerken 80 yıllık ömrünün sonuna gelmişti: ”Ne buluş!” dediği ölümün ertesi gün kapısını çalacağını elbette bilmiyordu. İstanbul’da başlayan Paris’te son bulan dolu dolu yaşanmış hayatı; çizgilerle, sözcüklerle anlam bulan bu fikir adamına ölüm yakışmıyordu, kimseye yakışmadığı gibi.

Ressam, yazar, karikatürist ve yönetmen şüphesiz bunlar meziyetlerinden sadece sayabileceklerimiz, çünkü Dino çok yönlü bir sanatçıydı.

”Türk aydını öksüzdür, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmiş yönetimleri Abidin’i Türkiye’ye öksüz bıraktılar, şimdi Türkiye, Abidin öksüzü…” der 8 Aralık 1983 basımı Milliyet Gazetesi.

23 Mart 1913’de İstanbul’da doğdu. Çocukluğu İsviçre ve Fransa’da geçti. 1925’te ailesiyle birlikte İstanbul’a gitti. Resim sanatına duyduğu büyük ilgi nedeniyle Robert Koleji’ndeki orta eğitimini yarıda bırakarak yalnızca resim ve karikatürle uğraşmayı seçti. Aynı yıllarda başladığı edebiyat çalışmaları yaşamı boyunca sürdü. İlk karikatür ve desenleri 1930 yılında ”Yarın” gazetesinde, ilk yazıları da 1931’de Fikret Adil’in çıkardığı Artist dergisinde yayımlandı. 1931’de Nazım Hikmet’in “Sesini Kaybeden Şehir”, 1932’de “Bir Ölü Evi” adlı kitapları­nın kapak ve iç resimlerini yaptı. 1933’te D Grubu’nun kuruluşunda çalıştı. Atatürk’ün isteği ile sinema öğrenimi yapmak üzere 1934’te Leningrad’a gönderildi. Lenfilm Stüdyoları’nda “Türkiye’nin Kalbi Ankara” filminin yönetmeni Yutkeviç’le çalış­tı. 1937’ye kadar Leningrad, Moskova, Kiev ve Odessa’da “Madenciler” adlı bir filmin çekimini gerçekleştirdi.

1940 – 41 yıllarında kardeşi Arif Dino’yla estetikle siyasetin, soyutla somutun çelişki ve bağlarını araştırarak 2. Dünya Savaşından esinlenen büyük boyutlu desenler yaptı. 1941’de İstanbul Sıkıyönetim Komutanlı­ğı tarafından önce Mecitözü’ne, sonra da Adana’ya sürgüne gönderildi. 1945’e değin Adana’da “Türk Sözü” gazetesinde çalışırken bir yandan da ilk heykel çalışmalarına başladı. 1944’te yazdığı “Kel” adlı oyunu
toplatıldı. Siyasi görüşleri ve yazdıkları nedeniyle yaşadığı baskılar Dino’yu zor bir seçime itti. Ülkesinden ayrılmaya karar vermişti. Çok yakın bir gelecekte dönmek üzere, ülkesinden 1951 yılında ayrıldı. Ancak ülkesine ancak 20 yıl sonra dönebildi.

Dino, Paris’teki yaşamı süresince Türk kültürü ile bağlantısını hiçbir zaman koparmadan ve Avrupa’daki güncel sanat gelişmelerini yeni eğilimleri izleyerek özgü bir çizgi oluşturdu. Türkiye’deki ilk ki­şisel sergisini 1969’da açtı. Sonraki yıllarda karma sergilere de katıldı. Resimleri ABD’den Rusya’ya kadar çeşitli ülkelerdeki resmi ve özel koleksiyonlarda bulunan Abidin Dino, 1979’da Fransa’daki Görsel Sanatlar Ulusal Birliği’nin (UNAP) onur başkanlığına seçildi. Dino, son iki yıl içinde Türkiye’de ve Fransa’da açtığı sergilerinde ”Çiçekler”in yanısı­ra “Yüzler” üzerine yoğunlaşan çalışmaları­nı da sergilemişti.

 “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye soruyor, “İşin kolayına kaçmadan ama…” diye de ekliyordu. Abidin Dino da Nâzım’ın bu sorusunu yine bir şiirle cevaplıyor ve diyordu ki: ”…Bağrımıza bassaydık seni, yapardım mutluluğun resmini…”

Nazım Hikmet 13 Mart 1958’de Paris’te yazdığı şiir:

Bu adamlar, Dino,
Ellerinde ışık parçaları,
Bu karanlıkta, Dino,
Bu adamlar nereye gider?

Sen de, ben de, Dino,
Onların arasındayız,
Biz de, biz de, Dino,
Gördük açık maviyi.

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
6

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here