“Tiyatro seyirciyi rahatsız ettikçe canlı kalır.”                                                                             -Sarah Kane

Suratına tiyatro demek insanları rahatsız eden ve maalesef ki dünyadaki varlığını her şekilde sürdüren tecavüz, şiddet, işkence, ırkçılık ve benzeri olayları tüm çıplaklığıyla, tabuları yıkarak, açık ve kışkırtıcı bir şekilde insanların yüzüne bir tokat gibi çarpan tiyatro demektir. Bu tür tiyatrolar dönemindeki siyasal, politik olayların yanı sıra, insanlık bitmiş denilen türden olayları da barındırır. Seyirciler o kadar boğucu olaylarla karşılaşır ki bu tür oyunları izlerken, oyun esnasında da bittikten sonra da ağlayan, kızan, öfkelenen, tepki gösteren birçok insana rastlanır. Çünkü sahnede oyuncular soyunup, sevişir, birbirlerine küfreder, kusarlar, tecavüz ederler, birbirlerine şiddet, işkence uygularlar. İnsanlara bir nevi farkındalık kazandırmak için yapılan bu tiyatrolar, bir şeylere karşı kayıtsız kalma ya da umursamama lüksünüzü elinizden alır, götürür, sizi gerçeklerle baş başa bırakır.

İşte bu tiyatronun en önemli yazarlarından olan Sarah Kane, 1971 yılında İngiltere’de doğuyor. 1999 yılında, daha yirmi sekiz yaşındayken, önce antidepresanlar ve uyku ilaçları alarak intihara teşebbüs ediyor, ardından bir hastane odasında iki gün sonra gözlerini yeniden açınca, kimse görmeden o hastanenin iğrenç tuvaletinde, kendini ayakkabı bağcıklarıyla, pis bir tuvalet kapısına asınca bu seferki girişimi başarılı oluyor. Böylesine iyi bir tiyatro yazarının hayatı ayakkabı bağcıklarıyla son buluyor. O kadar acı bir ölüm ki onunkisi, kurtarılmasına rağmen, yeniden dönebilecek olmasına rağmen, yine de istemiyor. Bizim suratımıza suratımıza şiddetin çağın vebası olduğunu gösteren ve toplumun bu sorununa ışık tutmayı, seyircinin düşünmesini aynı zamanda değişmesini sağlamak isteyen, daha huzur dolu bir dünya yaratmayı amaçlayan Kane’i kaybetmek, insanların hala onu anlamadığı anlamına geliyor olabilir çünkü çıktığı bu yolda, kurduğu bu dünyayı yine insanlar ütopikleştiriyor aslında.

Kendisi gerçekten çok başarılı bir öğrenci. İngiltere’de Bristol Üniversitesi’nin drama bölümünden yüksek dereceyle mezun olur, hatta öğrenciyken acemi oyunlar da yazar ve bu oyunları İskoçya Tiyatro Festivali’nde seyirciyle buluşunca, yazarlık kariyerine ilk adımını atmış olur. Onu, ikon diyebileceğimiz hale getiren ilk oyunun adı Paramparça (Blasted)’dır. Hala okuyorken yazdığı bu oyun, okulun yıl sonu gösterisinde küçük bir topluluğa sergilenmiş daha sonra daha büyük kitlelere ulaşmıştır. İğrenç ve mide bulandırıcı eleştirilerine maruz kalmış olan bu oyunun amacı zaten tam olarak da insanlarda bu etkiyi yaratmaktır çünkü bu tiyatronun diğer adı yüzevurumcu tiyatrodur ve belki de bazılarının hayatı boyunca hiç görmeyeceği, yaşamayacağı olayları, bazılarının her zaman yaşıyor olmasını, herkesin yüzüne en iğrenç yanlarıyla vurur. Kane, bu tür oyunlarıyla insanlara adeta bir uyanın çağrısı yapar.

Blasted oyunundan bir kare

Leeds’te çok pahalı bir otel odasında Cate adında masum bir kadın, Ian adında bir gazeteci ve bir asker arasında geçen dehşet dolu bir hikâyeyi anlatan oyunu Paramparçadan sonra Phaedra’nın Aşkı, yine aynı şekilde tecavüz, intihar, işkence gibi olaylar barındırsa da eleştirmenlerden çok olumlu eleştiriler alır, önceki gibi o da akılda kalıcıdır çünkü. Üçüncü oyunu Arınmış (Cleansed)’ta aşk aracılığıyla kendilerini kurtarmaya çalışan bir grup gencin, okuyunca gerçekten şaşıracağınız ilginç olaylarını konu alır ve sonu yeniden intiharla biten oyun Kane’i daha da ünlendirmiştir. A, B, C ve M adlı karakterlerden oluşan ve  A’nın yaşlı bir pedofiliyi, C’nin taciz edilmiş genç bir kız çocuğunu,  M’nin çocuk sahibi olmak istediği için genç bir oğlanı baştan çıkarmaya çalışan bir kadını, B karakterinin ise genç bir fırsatçıyı temsil ettiği Tutku (Crave) oyunu ile sınırların ötesinde sanatsal bir ün kazanmış olur çünkü bu oyunu bu sefer İngiltere’nin yanı sıra Edinburgh Festivali’nde, Fransa’da, Almanya’da da sahnelenmiştir. Şöhret basamaklarını hızla tırmanırken, depresyonun kurbanı olan Kane, kendi isteğiyle kliniğe yatar. Bu zaman diliminde, karşılıklı şiirsel konuşmalardan oluşan, başlığını karakterin en umutsuz olduğu ve intihar etmek için seçtiği zamandan alan 4.48 Psikozu oyununu yazar. Bu oyununu, eleştirmenler de seyirciler de, Kane’in kendi yardım arayışı mı yoksa değil mi diye düşünmekten kendilerini alamamışlardır, ne yazık ki, o bu oyunun sahnelenişini bile görememiştir. Bazılarına göre, belki de bu oyun Kane’nin intihar notudur, tıpkı gerçek hayattaki Kane gibi, yardımına karşılık bulamayan oyundaki hasta da modern toplumda kendine yer edinemediğini, bir şeylere tutunamadığını düşünüp intihar etmiştir.

Yirmi sekiz yaşında, artık hiçbir şeyin onu mutlu edemediğini düşünüp kendini ayakkabı bağcıklarıyla bir hastane tuvaletinin kapısına asan Sarah Kane, yüzleştirmeci/suratına tiyatro için yazdığı bu beş oyunuyla tiyatro sanatına çok şey katmış ve eserleri bu türün öncüsü olarak kabul edilip İngiliz tiyatrosunun edepsiz kızını da ölümsüzleştirmiştir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here