Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
61

“Bir şeyi öğrenmem gerekiyordu: herkes gibi ben de bir bit miydim, yoksa bir insan mı?

O anda öğrenmeliydim bunu, hemen o anda öğrenmeliydim…

Sınırı aşacak gücüm var mıydı?

Eğilip alabilir miydim iktidarı?

Korkudan tir tir titreyen zavallı bir yaratık mıydım, yoksa ‘hakkım’ var mıydı?”

Gezegenimizin çatısı Everest’e tam donanımlı dağcılar dahi yerel halk Şerpalar’ın ekipmanlarını ve oksijen tüplerini taşıması gibi yardımlarla ancak tırmanabiliyor.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, şüphesiz edebiyat dünyasının çatısındaki yazarların başında geliyor.

Kitapların ”gerçekten” okunabildiği, anlaşılabildiği bir ütopya var mıdır bilemiyoruz, fakat, Dostoyevski’yi yüzeysel bir şekilde anlayabilmek için bile nitelikli okumalar yapmak şart!

Bu tıpkı şu soruya cevap vermek gibi bir şey: ”Markete gidip çok sevdiğin o çikolatadan aldın ve onu market reyonundan evindeki dolaba ‘aktardın’ diyelim, dolabındaki çikolatayı tüketip kanına karıştırmadığın sürece gerçek anlamıyla çikolataya sahip olmuş olur musun?

Elbette hayır.

İyi bir Dostoyevski okuru olabilmek için de onun yazım tekniğini araştırmak, hikayelerindeki motifleri, sembolleri, ince ayrıntıları yakalamak, ayıklamak ve karakterlerinin derinliklerine sakladığı radikal düşüncelerin farkına varmak gerekiyor.

Ancak o zaman edebiyat dünyasının çatısı hakkında bir bilgi sahibi olabiliriz.

Ufaktan konumuza giriş yapalım artık.

Suç ve Ceza’nın ana tematopluma yabancılaşma kadar basit bir tabirle açıklanabilir aslında. Kendisini tüm insanlardan üstün gören bir karakterin ”kişisel felsefesi için başkalarını araç olarak kullanması” ile de yüzeysel bir detay verilebilir.

Üzerinde biraz kafa yorulduğunda ise suçta çevrenin etkisinin, cezanın kaçınılmaz bir gerçek olmasının, adalet kavramının karşısında bir süper kahraman olup olmayacağının derinden sorgulandığını görmek mümkün.

Nihilizm’e, daha fazlasını reddetmeye göndermeler yaparken aşkın kişide uyandırdığı takıntılı hislerin işlendiği; Fransız Devrim Savaşları’nın, Napolyon Savaşları’nın, dolayısıyla doğrudan savaşların ve Napolyon’un Dostoyevski üzerindeki etkisini gözlemleyebileceğimiz bir kitap bir yandan da.

Böylesine güçlü bir altyapıyı ise yoksulluk gibi bir motifle; insan ruhu üzerinde karamsar, sert, tuhaf bir etkisi olan şehir St. Petersburg ve haç, balta gibi sembollerle işlemiş yazar.

Aslında, tüm bunların öncesinde Dostoyevski’nin yazım tekniğinden bahsetmek gerekiyor.

Dostoyevski, yaratıcı düşünme sürecinde yazmaktan, notlar almaktan pek hoşlanan biri değildi.

Bu sebeple bir steno bile tutmuştu, sonra evlendi sevgili yazıcısı Anna ile ama orası şimdilik bizi ilgilendirmiyor.

O, kelimelerin anlamının ve öneminin hayal gücünü harekete geçirip görsellikle etkileşim içerisinde olmasını tercih ediyordu.

Yine de mektuplarla, kalemler ve mürekkep ile ilginç derecede uğraştığını görebiliyoruz ondan hatıra kalanları incelediğimizde.

Hikayesinin taslağını aktardığı el yazmalarında karakterlere ait karalamalar dikkat çekiyor, bu, bir çeşit edebi yöntem sayılabilir.

Elbette çizimler zihin karışıklığından daha fazlasını içeriyor, doğrudan yazısı ile ilişkili çünkü. İlham aldığı hayal gücünün, derinden görsel ve mimari bir yapıda, analitik düşünce mekanizmasının olmasını mühendislik eğitimi almış olması ile de açıklayabiliriz belki.

Çizimleri enteresan, karakterlerin yüzleri donuk olsa da çok net bir tasvir var.

Tüm bunlar, şöyle bir soruya işaret ediyor: ”Kitaptaki karakterlerin, mekanların gerçek hayatta bir yansıması var mıydı?

Birçok Dostoyevski edebiyatı bilgini, mekanların, sokakların gerçekte de var olduğunu düşünüyor.

Raskolnikov’un temmuz başında, çok sıcak bir yaz günü akşamüzeri yürüdüğü dar S. Sokağına götürüyoruz şimdi sizi.

Buraya tıklayıp Suç ve Ceza’yı gün gün okuyabilirsiniz St. Petersburg haritası üzerinden!

Madem yerleri belli, birkaç da fotoğraf gösterelim size, öyle değil mi?

Bakın, Alyona İvanovna’nın, yani yaşlı kocakarının evinin bu olduğu düşünülüyor.

Üçüncü kata çıkan Raskolnikov’u hayal ettiğinizde sizin de tüyleriniz ürpermedi mi?

Sonya’nın olduğu tahmin edilen ev de kitapta anlatılana bir hayli benziyor.

Dolaba benzetilen, köşesinde, döşemeye yakın yerde, duvar kağıdı yırtık evin de burası olduğu düşünülüyor.

Biraz korkutuyor, biraz da iç gıdıklıyor bu bilgiler.

Kitaptaki karakterlerin gerçek hayatta yansımalarının olup olmaması ise büyük bir gizem konusu olarak onun ile birlite bu dünyadan göçüp gitti.

Dostoyevski’yi tanımış olmak ne güzel şey, okumak ne büyük bir keyif!

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
61

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here