Savaşın ortasında yaşam mücadelesi veren iki kardeş Seita ve Setsuko, tatlı mı tatlı orman perisi Totoro, küçük yaşta ailesinden ayrılıp büyümeye çalışan minik cadı Kiki, insanlar ve yaratıklar arasında barış sağlayan Ashitaka ve daha niceleri. Studio Ghibli filmleri bambaşka bir dünya. Sevgi, nefret, aile, savaş, aşk, arkadaşlık vs. gibi insani temaları müthiş bir hayal gücüyle birleştirip bize sunan usta yönetmen Hayao Miyazaki ve onun kurduğu film stüdyosu Studio Ghibli’den bahsedeceğiz bu yazımızda.

Filmlerden önce filmlerin arkasındaki muhteşem hayal gücünden bahsetmek istiyorum. Stüdyoyu kuran ve çoğu filmin yönetmeni olan Hayao Miyazaki’den. Miyazaki, bu stüdyoyu kurmadan önce de film yapıyordu ama ondan da önce, Miyazaki aslında bir manga çizeriydi. 1958’de çıkan ilk renkli anime The Tale of the White Serpent’ten oldukça etkilenen Miyazaki, animasyon ile ilgilenmeye başlamış. Üniversiteden mezun olduktan sonra çeşitli şirketlerde animatör olarak çalışmış ve çizimdeki yeteneği sebebiyle kısa zamanda üstlerinin ilgisini çekerek bu sektörde yükselmiş. O zamanlarda popüler olan çeşitli animelerde ve dizilerde (hepimizin bildiği Heidi gibi) çalışmış olan Miyazaki gün geçtikçe hem kendini geliştirmiş hem de ünlenmiş. Miyazaki’yi uluslararası alanda üne kavuşturan filmi ise kendisinin çizdiği mangasından uyarlanan Nausicaa of the Valley of the Wind olmuş. Tüm bunların ardından 1985 yılında Isao Takahata ile birlikte Studio Ghibli adını verdikleri animasyon stüdyosunu kurmuşlar. Miyazaki, uçmaya veya uçaklara hayran olduğu için stüdyonun ismini, bir İtalyan uçak markası olan Ghibli koymuş. Miyazaki’yi “Japonya’nın Walt Disney’i” gibi adlandırsalar da Miyazaki, bu adlandırmalardan hoşlanmamış, her zaman orijinal eserler üretmek istemiş, çizimlerine çok önem vermiş. Tabii bu orijinalliği ve hayal gücü sayesinde ortaya harika eserler çıkarmış

Studio Ghibli filmlerinde genellikle şirin ve rengarenk karakterler kullanılıyor. Filmlerdeki bu canlılığın arkasında da insani bir temayı işliyor. Bazen üzücü bazen de tatlı temalar olsa da her film, bende bir masal kitabı okuyormuş hissi yarattı. My Neighbor Totoro oldukça tatlı, izleyeni mutlu edecek bir filmken Grave of the Fireflies, izleyeni üzüyor. Fakat tüm bunların yanında, filmlerdeki en güzel özellik bence gerçekçilik. Princess Mononoke’yi izlerken gerçekten de böyle bir dünyanın olduğu hissini verebiliyor film. Yaratıkların ve insanların özlerinde iyi olduğu, fakat olmayacak nedenlerden birbirleriyle savaşması konusu, hepimizin haberlerde veya gündelik yaşamda gördüğü bir şey. Bu konuyu öyle bir anlatıyor ki ben kanabiliyorum, film beni içine çekiyor. Başka bir filmden örnek verecek olursak Kiki’s Delivery Service, küçük yaştaki bir cadının evden ayrılıp kocaman bir şehre gelmesi ardından büyümeyi ve hayatı öğrenmesini konu ediniyor. Hepimiz büyüdükçe farklı ortamlara girdik; yeni okullar, yeni iş yerleri, yeni arkadaş grupları gibi. Bu yeni yerleri keşfetme ve alışma sürecimizi anlatıyor Kiki’s Delivery Service. Bunu da basit ve klişe bir şekilde değil, müthiş bir hayal gücüyle anlatıyor. Kısacası Studio Ghibli filmleri, hepimizin hayatta yaşadığı veya yaşayacak olduğu olayları, fantastik öğelerle sunuyor bize.

Filmlerdeki bir diğer güzellik de karakterlerin mükemmel olması. Özenle çizilmiş ve yazılmış karakterler filmleri taşıyor. Oscar da dahil bir sürü ödül almış olan Spirited Away filmindeki Chihiro, küçük bir kız fakat onun bilmediği bir diyara yaptığı yolculukta bir sürü şey gösteriyor ve öğretiyor bize. Fantastik karakterlerin sembolik anlamlar taşıması, detaylarına oldukça özenilmiş olması da iyi bir özellik.

Studio Ghibli filmlerindeki kadın karakterlere verilen önem de ayrı bir güzel detay. Miyazaki’nin kadın karakterlerle ilgili açıklaması şöyle: “Birçok filmimde güçlü kadın karakterler var. İnandıkları şey uğruna iki kere düşünmeden savaşabilecek kadınlar. Arkadaşa ihtiyaçları oldu veya bir destekçiye ama bir kurtarıcıya asla.” Günümüzde birçok film ve dizi, kadın karakterleri; güçsüz, savunmasız, aptal, her şeyi bozan ve her kadının bir erkeğe ihtiyacı varmış gibi gösteriyor. Studio Ghibli filmlerinde ise bu durum hiç yok. Aksine güçlü, kimseye ihtiyaç duymayan ve akıllı kadın karakterler var.

Özetlemek gerekirse Studio Ghibli filmleri her yaştan insanın sıkılmadan izleyebileceği, dersler çıkarabileceği ve hayal dünyasını geliştirebileceği filmler. Mükemmel görsellikte sunulan bu filmleri bir de harika müzikler destekliyor. Özenle çizilmiş canlı ve rengarenk karakterler, doğanın müthiş kullanımı, içinizi ısıtacak öyküler, bambaşka diyarlar ve güzel işlenmiş temalar bu filmleri efsane yapan nitelikler. Eğer hiç Studio Ghibli filmi izlemediyseniz kendinize bir iyilik yapıp izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here