Stranger Things’in 3. sezonunu da geride bıraktık. İyi miydi, kötü müydü, tatmin etti mi, neler eksikti gibi sorular konuşulur zaten ama benim bu sezon bir şey dikkatimi çekti. Bu yüzden bu yazı 3. sezonun incelemesi olmayacak. Hatta 3. sezonla ilgili çok az şey yazacağım, yine de izlememişseniz yazıda spoiler olabilir. Karanlık tarafa geçmeyin, dikkatli olun.

Başlıkta da belirttiğim üzere büyümek ve çocuk kalmak hakkında yazacağım bu yazıda. Bu konuda ise Stranger Things’in 3. sezonu beni oldukça düşündürttü. Çünkü dizinin başrolleri çocuk ve müthiş oynuyorlar. Karakterleri, karakter gelişimleri, ilişkileri vs. var. Sezonun başında görüyoruz ki miniklerimiz biraz büyümüş ve aşk hayatına dalmışlar. Her gece buluşup Hopper’ı çıldırtan Mike ve Eleven, garip bir ilişkiye sahip Max ve Lucas, anne(!) oğul ilişkisine sahip tatlı mı tatlı Steve ve Dustin, her geek çocuk gibi oyunlarla dost olmuş olan Will ve oyunları… Bu ilişkiler bize uzak değil aslında. Hepimiz büyüme aşamasında geçtik bu ilişkilerden. Önce oyuncaklarımız ve oyunlarımız vardı sonra arkadaşlarımız ve onlarla oynadığımız oyunlar sonra sadece arkadaşlarımız kaldı, oyunlar şimdilik bir kenara atıldı. Arkadaşlarımızla hayata atıldık, hayata dair birçok şey öğrendik. Sonra “o”geldi. İlk aşkımız… Onun için arkadaşlarımızı sattık çünkü çok heyecanlıydık. Sonra da o heyecan bitti ve arkadaşlarımıza geri dönüp aramızı düzelttik. Yalnız kaldığımızda da oyunlarımıza, oyuncaklarımıza, çizgi romanlarımıza döndük. Tüm bunlar tecrübe oldu, büyüme aşamasında bize hayatı öğrettiler. Peki en sonunda ne oldu? Büyüdük mü?

“Artık çocuk değiliz. Ne sanıyordun ki? Tüm gün bodrumda oturup hayatımız boyunca oyun oynamayı mı?” Sezonun bir yerinde hep oyun oynamak isteyen Will’e Mike bu cümleleri söylüyor. Bu tür cümlelere hayatım boyunca maruz kalan biri olarak Mike’a kızdım. Büyümek ne demek ki? Küçükken yaptığımız şeyler büyüyünce saçma mı oluyor? Bunlara tamamen karşıyım. Yani ben ne kadar büyürsem büyüyeyim oyuncaklarımdan, oyunlarımdan, çizgi filmlerden, çizgi romanlardan yani tüm “çocukça” şeylerden uzaklaşmayacağım. Babam bana bir keresinde demişti ki: “Büyüdüğümün farkına 40 yaşıma gelince varmıştım.” Kaç yaşına gelmiş bir adamdan bunu duymak beni çok mutlu etmişti. Çünkü çevreme göre yaşıma uygun davranmalıymışım. Yaşa uygun davranmak ne demekti ki? Her zaman ciddi bir şekilde durup, ciddi şeyler konuşup gömlek giymek mi yaşa uygun oluyor? Bunları hiçbir zaman anlamadım açıkçası ve bana saçma geldi. Bazen çocukluğumda yaptığım şeyleri yaparım bazen ciddi şeyler konuşurum. Bunların yaşla alakası yok fikrimce.

Diziden örnek vermek gerekirse gönlümüzde anneliğiyle taht kurmuş Steve benim favori karakterim. Yaşıtları arasında popüler biriyken mutsuzdu çünkü istediği hayat aslında o değildi. Çocuklarla kaynaşıp onların arasına katılınca -özellikle Dustin- o zaman mutlu oldu. Aradığı mutluluğu ‘çocuk’ olmakta buldu. Çünkü kendi yaşıtlarının muhabbetinden, sıkıntılarından bunalmıştı. Çocuklarla çocuk olduktan sonra da yargılanmaya, garip bakışlara maruz kalmaya devam etti ama önemli değildi çünkü mutluydu.

Diyeceğim şu ki; büyümek istemiyorsanız büyümeyin. Çocuk kalmak kötü bir şey değil, yargılaynlar, kötü kötü bakanlar tabii olacak ama ne yapalım? Onlara da “büyümüş” ve sıkıcı hayatlarında başarılar.