Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
81

Suçlu olduğunu bildiği halde, bir tanışıklığı olsun ya da olmasın kendini alıkoyan, işkence eden ve psikolojik olarak kendini yıpratan insana yardım etme çabasında bulunan insanların sahip olduğu bir sendromdur Stockholm Sendromu. Bu sendroma sahip olan insanların zaman içinde köleleşme ve şiddete alışma eğilimi gösterdiği de gözlenmiştir. Bir çeşit bağlılık ve özdeşleşmeye yatkınlık durumu olarak da görebileceğimiz bu sendrom tarihte ve sanat dünyasında birçok örneğe sahiptir.

Stockholm Sendromunun Oluşma ve Gelişme Süreci

Stockholm Sendromu temeline yaşamını sürdürme içgüdüsünü almış, birtakım ihtiyaçlar ve eksiklikler açısından bağımlı olduğu kişiye yakınlık duymayı sağlayan bir sendromdur. Alıkoyanın bir süreliğine temel haklarından yoksun bıraktığı birey, bir süre sonra haklarını kısıtlayan bu şahsın yaptığı ufak tefek iyilikleri gözünde büyütür ve hatta bir süre sonra empati ve sempatiyle beslediği duygularıyla alıkoyucuyu anlamaya başlar. Mağdur birey, kendisini bu duruma sürükleyen kişiyi aklında şiddetinden arındırır ve bu ilişkinin sahip olduğu tek ilişki olduğu sanrısına kapılır. Bu düşünceler sonucunda da kendini kurtarmaya çalışan ya da lehine davranmaya çalışan insanlardansa kendini kısıtlayan ve zorlayan şahsın yanında yer alır.

Stockholm Sendromuna Sebep Olan Etkenler

Stockholm Sendromu özellikle içinde bulunulan durumlar hayati tehlike barındırıyorsa, mağdur bireyin dış dünyayla herhangi bir bağlantısı yoksa, içinde bulunulan yerden kaçmak için mağdur kişinin herhangi bir umudu yoksa ve suçlu nadiren de olsa kurbanına iyi davranıyorsa görülmektedir. Bu sendrom özellikle geçmişinde aile içi şiddete ya da istismara uğramış bireylerde, savaş esirlerinde ve psikolojik olarak baskı altında tutulan -dini ya da psikolojik anlamda- kişilerde görülmektedir.

Neden Stockholm Sendromu?

Stockholm Sendromu, ismini bu tanının koyulmasına sebep olan olayın gerçekleştiği şehirden almaktadır. 1973 yılında Stockholm’de meydana gelen bir banka soygunu sırasında rehin alınan bankacı bir kadının, soyguncuya duyduğu sempati ve hissettiği duygusal yakınlığı milat kabul eden bu sendrom, ilerleyen yıllarda dünyanın başka yerlerinde de görülmeye başlamıştır.

Yönetmenler ve yazarlar tarafından ilgi çekici bulunan bu sendrom, değişik mağduriyet dereceleri ve hikayeleriyle okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde ve hatta dinlediğimiz masallarda da zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.

En ilgi çekici örneklerden biri olarak George Orwell’in 1984 isimli romanı gösterilebilir. Henüz Stockholm Sendromu’nun ismi anılmazken, 1949 senesinde yazılan bu kitapta, Winston karakterinin kendine işkence eden kişiye duyduğu sempati konu olmuştur.

Diğer çarpıcı örnek ise, hemen hemen herkesin büyüklerinden dinlediği, kitaplarda okuduğu, animasyonunu ya da filmini izlediği Güzel ve Çirkin (Beauty and The Beast) masalıdır. Bu masalda anlatılana göre genç kız, zorla alıkonulduğu kalenin sahibi canavara, canavarın kendisine iyi davranmasıyla beraber aşık olmuştur fakat bu masalın Stockholm Sendromu’nu anlatıp anlatmadığı konusunda düşünce çatışmaları hala sürmektedir.

Uzmanlara göre ise Stockholm Sendromu, mağdur kişinin iradesiyle yaşadığı bir durum olmamakla birlikte, yaşanılan anksiyete ve tedirginliğin bir sonucudur ve mağduriyet sona erdiğinde kişinin günlük hayata adapte olması için yapılacak terapiler ve yeterli zamanla tedavi edilecek bir durumdur.

 

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
81

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here