Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
53

“Nedenini bilmiyorum ama artık hissizleştim.
Boğucu yalnızlık duygusundan kimse beni çekip çıkarmıyor.”

Kurduğu her cümleyle yüreğimize dokunmayı başaran yazar Stefan Zweig, “Kızıl” eseriyle de bizi her daim olduğu gibi eserin yoğun dünyasına çekmeyi başardı. Taşradan Viyana’ya tıp öğrenimi görmek üzere gelmiş olan Berger’in hikayesinin anlatıldığı bu eser hakkında konuşmaya başlamadan önce; bu yazıda eserle ilgili bazı ipuçları vereceğimizi de belirtelim.

Yazının başlığında da belirttiğimiz gibi bu eser aslında bizlere Zweig’ın görmediğimiz bir yüzünü gösteriyor. Kızıl, genelde; Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Korku, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat isimli eserleriyle tanınan Zweig’in bahsi geçen eserlerinde sıklıkla işlediği kadın psikolojisi temasından oldukça uzak. Hatta teşbihte hata olmayacağını varsayarsak bu eser için “otobiyografik” bir nitelik taşıyor bile denebilir. Kitabın kahramanı olan Bertold Berger oldukça içine kapanık ve ezik bir yapıya sahip. Tahminimizce Zweig, Berger’i kendi üniversite yıllarında yaşadığı tecrübeler sonucu yarattı. Berger’in içinde bulunduğu durumu adeta içimize ince ince işleyerek anlatan Zweig, her zaman olduğu gibi yine karakterin psikolojik tasvirlerini yaparken usta kalemini konuşturmuş.

Hikayenin tamamı Zweig’ın doğup büyüdüğü Viyana’da geçiyor. Hatta Berger de tıpkı Stefan Zweig gibi Viyana Üniversitesi’ne gidiyor. Berger Viyana’da kendisine küçük bir oda tutuyor. Kısa süre içerisinde de yan odasında yaşayan hukuk öğrencisi Schramek ile güzel bir dostluğa başlıyor. Fakat Berger’den hem yaş hem de cüsse olarak büyük olan Schramek yüzünden Berger kendini yetersiz hissediyor. Bir süre sonra hikayeye aslında daha sonradan Berger’in hayatında büyük bir değişime yol açacak olan Karla dahil oluyor. Karla, Schramek’in kız arkadaşı olarak bu öyküde yer alıyor. Fakat daha sonradan başlarda “çocuk” olarak seslendiği Berger onun için adeta bir oyuncak haline geliyor. Berger ile yakınlaşmaya çalışan Karla, Berger’in hayattan uzaklaşmasına neden oluyor ve Berger başlarda büyük bir hevesle gittiği okuluna bir süre sonra gitmemeye başlıyor.

“İçinde milyonlarca yüreğin attığı şu kocaman kentte tek başınaydı.
Tek bir sözcük duymanın hasretini o an olduğu kadar hiç çekmemişti.”

 

Tıp öğrenimini bırakmış olan Berger’in her şeyin sonunun geldiğini düşündüğü noktada hayatına “Kızıl” giriyor. Kızıl ilk duyduğunuzda kulağa bir kadın tasviri gibi gelebilir fakat aslında kızıl; bizim “su çiçeği” olarak bildiğimiz hastalık. Berger’in, Schramek dışında iki komşusu daha var; ev sahibi ve ev sahibinin 12-13 yaşlarındaki kızı. Ev sahibinin kızı ne yazık ki “Kızıl” hastalığına yakalanmış fakat henüz çocuk sayılacak yaşta olduğu için durumu çok kritik durumda değil. Bilinen üzere bu hastalığı çocuklar daha kolay atlatırken yetişkinler için ise ölümcül olabiliyor.

Berger, tıp öğrenimini bıraktığı gerçeğini saklayarak kızıl hastalığına yakalanmış olan kızla adeta onun doktoruymuş gibi sabah akşam ilgilenmeye başlıyor. Bu küçük kız ona çok iyi geliyor ve onu içinde bulunduğu bunalımlı ruh halinden çekip kurtarıyor. Öyle ki tıp öğrenimine tekrar başlamaya karar veriyor. Fakat bu bir peri masalı olmadığından sonu da masallarda olduğu gibi bitmiyor. Tüm bunların arasında Berger’in hesaba katmadığı bir şey var; kızıl hastalığının bulaşıcı olması.

Ne yazık ki kitabın sonunda Berger’i hayata geri döndürmeyi başaran “kızıl” daha sonra onun ölümüne neden oluyor.

Kızıl, bazen insan kendi yaralarını sarmak isterken daha derin yaralar açabileceğini ve aslında her an ölümle burun buruna yaşadığımızı kanıtlar nitelikte bir eser. Bize göre bu eser, Stefan Zweig’ın en derin ve en başarılı eserlerinden biri. Dilimize yazarın diğer eserlerine göre geç çevrilen Kızıl, kesinlikle herkes tarafından okunması gereken bir kitap.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
53

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here