Geçtiğimiz sene ölen Stan Lee’nin çizgi roman severler için apayrı bir yeri vardır. Hikayeleriyle, karakterleriyle, kendi yaşamıyla başlı başına bir ilham kaynağı olan Stan Lee’nin dünyaya katkıları günümüzde de hala çok seviliyor ve ilgi görüyor. Bu yazı serisinde de onun yarattığı bazı karakterlere göz atacağız. Karakterler nasıl yaratılmış, kim kimdir detaylı şekilde irdeleyeceğiz. Yazıya başlamadan önce Stan Lee’nin bir röportajından alıntı yapmak istiyorum: Bence herkes hayattan daha büyük şeyleri sever. Onları (karakterleri) yetişkinler için masallar olarak düşünüyorum. Hepimiz devlerle, canavarlarla, cadılarla büyüdük. Evet büyüdünüz ve masal okumak için yaşlısınız. Fakat bu tür şeylere; hayattan daha büyük, büyülü ve yaratıcı şeylere olan aşkınız için büyüdüğünüzü sanmıyorum.”

Hazırsanız Stan Lee’nin muhteşem hayal gücünün derinlerine dalalım.

Thing (1961)

Stan Lee’nin çizgi roman dünyasını değiştirdiği gerçeği aşikar. Stan Lee’den önce çizgi romanlar çocuklara hitap eden, içinde sadece aşırı güçlü karakterlerin savaştığı bir takım öykülerdi. Fakat Stan Lee ile birlikte bu değişti. Bu değişimdeki en büyük faktör de karakterlerin gerçek sorunları olmasıydı.

Benjamin Grimm yoksulluk içinde büyümüştü. Babası alkolikti ve abisi bir mafyanın lideriydi. Abisinin illegal işleri, bu ailenin tek gelir kaynağıydı. Benjamin her zaman abisini örnek aldı ve onun gibi olmak istedi. Fakat abisi bir çete savaşında öldürüldü ve Benjamin’in dünyaya bakış açısı değişti. Benjamin’in ebeveynleri de ölünce onu, başarılı bir doktor olan amcası aldı ve yetiştirdi. Eski hayatını geride bırakmıştı. Artık düzenli şekilde okula gidiyordu hatta okulunun futbol takımının yıldızı olmuştu. Arkadaşları ona Azrail anlamına gelen Grimm Reaper lakabını bile takmıştı. Hayatındaki her şey yolunda giderken bir de Reed Richards ile tanıştı ki bu, hayatını büyük ölçüde değiştirecekti. Richards ilk buluşmalarında ona, bir gün yıldızlararası seyahat etme hayalini bile söylemişti. Zamanla Benjamin ve Reed çok yakın arkadaş oldular.

Mezuniyetin ardından Grimm, hava kuvvetlerinde çok yetenekli bir savaş pilotu ve sonrasında astronot oldu. Bu sırada da Reed Richards, kendi uzay gemisini inşa ediyordu. Benjamin ordudan ayrılınca Richards ona uzay gemisinin pilotu olması için teklif götürdü. Buraya kadar Benjamin Grimm’in Thing olmadan önceki hayatını anlattım çünkü bu hayatı Thing olduktan sonra onda etki bırakacaktı. Stan Lee’nin karakter yaratmaktaki ustalığı daha ilk karakterinden belliydi. 

Reed Richards’ın uzay gemisi hazırdı fakat Benjamin onu uzay gemisinin kalkanı hakkında her zaman uyarıyordu. Çünkü kalkan, yoğun radrasyon fırtınalarına karşı dayanıksız olabilirdi. Yine de uzay gemisi hazırdı ve yolculuk başlayacaktı. Uzay gemisinde Reed Richards, Benjamin Grimm, Sue Storm -kendisi Richards’ın gelecekteki eşi olacaktı- ve Sue’nun kardeşi Johnny vardı. Bununla birlikte hepimizin bildiği Fantastic 4 ekibi kuruldu. Amaçları başka bir güneş sistemine gidip geri dönmekti. Fakat Benjamin’in korktuğu başına geldi ve uzay gemisi büyük radrasyon dalgalarına ve kozmik ışın bombardımanına karşı dayanamadı. Grimm, yolculuğu iptal edip Dünya’ya geri dönmek zorunda kaldı. Dünya’ya döndükten sonra dört yolcu da vücutlarındaki mutajenik değişiklikleri fark etti. Fakat Grimm’inki çok farklıydı. O turuncu renkli, kalın tenli, ağır, kaslı bir “şeye” dönüştü. Bunun sonrasını biliyorsunuzdur, Reed Richards bu güçleri iyilik için kullanmalarına karşı ekibini ikna etti. Bundan sonra Thing birçok olayda yer aldı ve Marvel’ın en köklü karakterlerinden biri haline geldi. O olayları tek tek anlatmayacağım fakat yer aldığı olaylardan bazılarını söyleyelim: Marvel’ın en önemli olaylarından biri olan Secret Wars’ta Beyonder’a karşı savaştı. Civil War’da #teamironman tarafındaydı. New Avengers’a katıldı. Fantastic 4 bir zamanlar dağılmıştı, bu dağılmadan sonra Guardians of the Galaxy’e katıldı.

Biraz da kişiliğinden bahsedip Thing’i geçebiliriz. Thing, oldukça sert görünümüne rağmen çok yumuşak ve zarif biri. Diğer kahramanlarla sorun yaşamayan nadir Marvel karakterlerinden. Böyle bir güce sahip olsanız dövüşmekten hiç çekinmezdiniz sanıyorum fakat Thing’in en sevmediği şey dövüşmek. Aşırı inatçı bir kişiliğe sahip olması da Human Torch ile aralarında eğlenceli diyaloglar yaratıyor.

Human Torch (1961)

Jonathan Storm, uzaydaki kazadan önce ablası Sue ile birlikte yaşıyordu. Johnny ve Sue ebeveynlerini kaybettikten sonra teyzeleri Marygay ile birlikte yaşadılar. Johnny, annesini araba kazasında kaybetmiş olsa da arabalara olan merakı hiçbir zaman körelmedi ve genç yaşında çok yetenekli bir tamirci oldu. Johnny her zaman maceraya aç, cesur biriydi. Mesela genç yaşında iki tane arkadaşını yanan bir binadan kurtarmıştı. Ateşle ilk tanışması. Yıllar sonra Reed Richards’ın uzay macerasına katıldı ve o macerada neler olduğunu biliyorsunuz. Johnny’deki değişim onun için muhteşemdi. FLAME ON dediğinde tamamen ateşe dönüşüyordu. Bu yüzden de kendisine Human Torch ismini taktı.

Human Torch, pek de takım oyuncusu biri değildi bu yüzden ekiple çok fazla sorun yaşadı. Örneğin Miracle Man ile savaştan sonra gruptan ayrıldı. Bu ayrılığın harika bir hikayesi vardır: Johnny, bir zamanlar Namor ile karşılaştı. Fakat Namor, 2. Dünya Savaşı sebebiyle hafıza kaybı yaşamıştı ve hiçbir şey hatırlamıyor, bilmiyordu. Namor bir deniz altı askeriydi, Johnny’de onu, hafızası yerine gelsin diye denize attı. İlginçtir ki bu plan işe yaradı fakat Namor, Atlantis kalıntılarını buldu. Atlantis kalıntılarını bulduktan sonra Namor, insanlığa savaş açtı. Johnny ekibe geri katıldı ve Namor’u yenip onu denize geri döndürdüler.

Human Torch da Thing gibi birçok önemli olayda rol aldı. Civil War’da ablasıyla birlikte Captain America’nın safında savaştılar. Ardından Secret Avengers’a katıldılar.

Mr. Fantastic (1961)

Reed Richards daha çocuk yaşındayken matematik, fizik ve mekanik konularına ilgili ve yetenekliydi. Babası da fizikçi olduğu için oğlunu her zaman destekledi ve Richards çocuk yaşında üniversiteden eğitim almaya başladı. 14 yaşında ilk defa üniversiteye girdi, 18 yaşında 4 tane üniversiteden mezun oldu. Beşinci üniversitesi olan State University of Hegeman’da hayatını değiştirecek olan iki insanla tanıştı. Bunlardan biri Victor von Doom diğeri de önceden de bahsettiğim Benjamin Grimm. Victor von Doom daha o zamanlar bile Richards’ı sevmiyordu. O zamanlar Doom kendisi için çok önemli bir proje üstünde çalışıyordu: Bir varlığın astral biçimini başka boyutlara yansıtabilecek bir makine. Reed bu makinede bir kusur buldu ve onu Doom’a söyledi. Fakat Doom oldukça kibirliydi. Richards’ın kendisini kıskandığını düşündü ve makineye devam etti. Tabii ki makine patladı, Doom’un yüzü mahvoldu. Etik olmayan deneyler yaptığı için de üniversiteden kovuldu. Sonrasını biliyorsunuz, Doctor Doom hem Reed’in hem de Marvel evreninin en büyük düşmanlarından biri haline geldi.

Fantastic 4 ekibinin kuruluşunu daha önceki karakterlerde anlattığım için birdaha değinmeyeyim. Reed uzaydaki kazadan sonra elastik güçlere sahip oldu. Vücudunun her yerini dilediği kadar uzatıp kısaltabiliyordu. Fantastic 4 ekibinin dışında neredeyse Marvel’daki tüm büyük olaylarda bulundu. Marvel’ın en önemli karakterlerinden biridir. Marvel’ın sahne arkasındaki büyük oluşumu olan Illuminati içinde büyük rol aldı. Illuminati’nin diğer üyeleri ise Black BoltTony StarkNamorCharles Xavier ve Doctor Strange’dir.

Silver Surfer (1966)

Gelelim Marvel’ın en önemli karakterlerinden birine. Benim de kişisel olarak favorilerimden olan bu karakteri nasıl anlatabilirim bilemiyorum. Fakat şunu belirtmekte fayda var: Silver Surfer’ı Stan Lee tek başında yaratmadı. Aslında bu saydığımız karakterlerin çoğunu Stan Lee tek başında yaratmadı. Jack Kirby’nin de bu karakterlerde olan emeği en az Stan Lee kadar var. Jack Kirby’i anlatmak için tamamen farklı bir yazı düşünüyorum. Neyse geçelim sörfçümüze.

Silver Surfer, Marvel evrenindeki en asil varlıklardan birisi. Fakat buna rağmen en çok acı çekmiş karakterlerden de birisi. Onun için özgürlük kavramı çok önemli, her şeyin üstünde tutuyor. Fakat özgürlükten daha büyük bir iyilik için özgürlüğünü feda etmesini de biliyor. Zenn-La isimli gezegende Norrin Radd ismiyle doğdu. Zenn-La’dan bahsetmek gerekirse suçun, açlığın, afetlerin ve yoksulluğun olmadığı teknolojik olarak aşırı gelişmiş bir gezegen. Radd’in babası Norrin Konn, Zenn-La’yı bu gelişmişlik seviyesine getiren bilim insanı. Norrin Radd’in hayatı, Zenn-La’ya tehditkar bir uzay aracı saldırınca tamamen değişti. Gezegenlerden bile daha büyük olan tanrısal varlık Galactus, Zenn-La’yı yemek istiyordu. Evet, bildiğimiz gezegen yemek. Fakat Norrin Radd, Galactus ile bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre Norrin Radd artık Galactus’un safında yer alacaktı, onun habercisi olacaktı. Sadece haberci olmakla yetinmedi Galactus için yeni gezegenler aramakla görevlendirildi. Ardından Galactus, Radd’i gümüş tenli, kozmik enerjili bir süper varlık haline getirdi ve tüm hafızasını sildi. Silver Surfer haline gelen Norrin Radd, kendi türünü korumak için benliğinden oldu.

Stan Lee, Silver Surfer’ın onun için çok önemli bir karakter olduğunu her zaman belirtmiştir. Bir röportajında Silver Surfer için; “Silver Surfer, benim felsefi görüşlerimden çıkmış bir karakter” diyor. Silver Surfer gibi bir karakter yaratmak mükemmel bir şey. Stan Lee ve Jack Kirby’nin hayal gücü ve dehası bu karakterle birlikte doruk noktasına ulaşmıştır. Çizgi romanlarda hep gördüğümüz iyi ve kötü karakterlerin dışında Silver Sufer, gri alanda kalan, felsefi ve derin bir karakter. Bunların dışında Silver Surver günümüzde pek popüler bir karakter olmasa da geçmişte birçok kültleşmiş filmde, şarkılarda, kitaplarda, çizgi filmlerde yer almış bir karakter.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here