Stephenie Meyer tarafından yazılan sonradan beyaz perdeye uyarlanan Twilight serisini izlediniz mi yahut okudunuz mu bilmiyorum ama adını herhalde adını duymuşsunuzdur. Bir genç kızın aşık olup, iki erkek arasında seçim yapamamasının garip bir hikayesinden oluşuyor bu seri. Çoğu kitabın aksine ise güçlü bir kadın figürü yok bu kitapta. Ne Hermione gibi günü kurtaran, ne Eowyn gibi kimsenin öldüremediği bir canlıyı öldüren, ne de Katniss gibi kardeşi için canını vermeye hazırlanan bir karakter var bu seride. Sadece aşık olan, sevgilisini kaybedince zavallılaşan bir kadın var. Gördüğüm en anti-feminist kitaplardan birisi bu!

Bir kadın tarafından nasıl böyle bir kitap yazıldı, şu ana kadar anlamış değilim doğrusu. Bir kadın oturup nasıl bu kadar güçsüz bir kadın karakter yazabilir, aklım hala almıyor gerçekten. Hele de kadınlara zaten gereken değerin verilmediği, kadın hakları için hala uğraşılan bu yüzyılda. İnsanlar kadının güçlülüğünü göstermek için didinirken, milyonlara ulaşabilen bir kadın oturup bir kadını nasıl acınası hale getirir… İnanılası güç.

Bella’da bir genç kızın örnek alabileceği en ufak bir özellik dahi yok. Bomboş bir karakter. Hatta aksine bir kadın nasıl olmamalı sorunun cevabı var onda. Bir kere karakterin evrimi yok. Bella ilk kitabın ilk cümlesinde nasıl bir karakter ise, son kitabın son cümlesinde de hala aynı. Öz güveni düşük, hep başkalarına muhtaç, kendi ayaklarının üzerinde duramayan, yalnızlık nedir bilemeyen…

Neymiş efendim Bella aşık olmuş, Edward onun başına bir şey gelmesin diye onu terk etmiş. Eee ne olmuş yani terk ettiyse? Hayat bu, neler neler oluyor. İnsanlar her gün neleri neleri atlatıyor. Herkes herkesi terk edebiliyor bu hayatta, insanların sevdikleri gözlerinin önünde ölüyor. Lakin hayat devam ediyor. Normal bir insan bunu sorgular, bunu yazar. Bella’nın ayaklarının üzerinde duruşunu, hayatına devam edişini yazar. Böylece de genç kızlara da örnek olacak bir karakter yaratmış olur. Ama yok. Bu seride tam tersi oluyor. Bella çöküyor. Hem de ne çökmek. Acınası bir hale geliyor. Eve kapanıyor, hiç kimse ile konuşmuyor ve sürekli çaresizliğine ağlıyor. Bununla kalsa keşke! Bu garibim kız sevgilisinin hayalini görmek için canını defalarca tehlikeye atıyor. Neredeyse ölüyor hatta. Bu durum sizce de 2008 yıllarında bir dönem ortaya çıkan 14 yaşındaki küçük emo kızın yapacağı bir hareket değil mi? İlgi açlığı içinde, dikkat çekmeye çalışan bir kız bu.

Üstelik tek başına kalamayan bir kız bu. Asıl sevdiği adam onu bırakınca teselliyi hemen başka bir erkeğin kollarında arıyor. Bunu da kitapta açıkça söylüyor! Neden böyle bir karakter yazar bir insan, “aşkından ölüyorum” mu yani tüm kitabın ana fikri? Neden Bella üzüntülerinden kurtulmak için başka bir erkek karaktere ihtiyaç duysun ki? Bu resmen kadınların kendi başına ayakta kalamayacağını öne süren bir hareket. Oysa bir kadın gayet tabi başka bir sevgiliye ihtiyaç duymaksızın da kendi ayaklarının üzerinde durup, hayatına devam edebilir.

Bella bir kadın kahraman değil. Oxford İngilizce Sözlüğü kadın kahramanı “yüce cesaret, metanet veya asil başarılarla ayırt edilen bir kadın” olarak tanımlıyor. Bella’da ise ne yazık ki bu özelliklerin hiçbiri mevcut değil. Aksine çok az bir cesaret gösteren, sürekli erkek figürlerin korumasına muhtaç olan bir kadın bu. Başkaları (erkekler) onun için savaşırken, kenarda duran birisi. Kırılgan, çelimsiz ve zayıf.

Bella ile empati yapabileceğimiz hiçbir durum yok kesinlikle. Bir insanın yapmaması gereken ne varsa yapıyor çünkü bu kız. Dolayısıyla da okuyucusuna ve izleyicisine hiçbir mesaj veremiyor. Gerçekten tüm seri bir erkek arkadaşa sahip olmanın önemini vurguluyor gibi duruyor. Neden böyle bir karakter yaratıldığı ise kafamda hala soru işareti. Zira gerçekten şu koskoca fanı olan seride ben bir tane bile anlamlı mesaj göremiyorum.

Sinema ve edebiyat tarihinin en zayıf kadın karakterlerinden biri (dikkat edin kahraman bile diyemiyorum) Bella Swan olsa gerek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here