Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
692

Evrenin sanal bir gerçeklikten, bir simülasyondan oluştuğu görüşü son yüzyılın en önemli konularından biri. Birçok önemli isim bunun mümkün olabileceğini söylüyor.

1999 yapımı “eXistenZ” (Varoluş), muhteşem sonu ile bu konuya ilişkin soru işaretleri bırakıyor kafamızda. David Cronenberg’ün yazıp yönettiği filmin başrollerinde, Allegra Geller rolüyle Jennifer Jason Leigh, Ted Pikul rolüyle ise Jude Law yer almaktadır. İsminden de anlaşılacağı üzere film, varoluş üzerine düşünmemizi, sorgulamamızı sağlayan bir yapıttır. Çok uzun dönemler boyunca büyük düşünürler tarafından ele alınan konuya farklı bir pencereden bakmıştır. Günümüz teknolojisi ve imkânları da göz önüne alınarak hazırlanmış senaryo, izleyenlerine “Acaba?” dedirtmeyi başarmıştır.

Antenna Şirketi’nin yeni oyunu olan eXistenZ’ın tanıtılması ve ilk defa denenmesi için yapılan bir toplantıda başlıyor filmimiz. Oyun meraklılarının büyük ilgi gösterdiği bu toplantıya, oyunun tasarımcısı Allegra Geller de katılmaktadır. Allegra, ilk defa oynanacak olan oyununa diğer oyuncularla birlikte bağlanıp onlara rehberlik edecektir. Oyun sentetik DNA eklenmiş yumurtalardan üretilen oyun kollarıyla oynanmaktadır. Bu oyun kollarının bir çeşit kablo ile omuriliğe takılan bioportlara bağlanmasıyla oyuncu, oyunun içine girer. Allegra ve gönüllü oyuncular oyuna başlayacağı sırada, içeri giren genç bir çocuk Allegra’yı öldürmeye çalışır. Yaralanan Allegra’yı şirketin stajyeri Ted Pikul’un oradan uzaklaştırması ile bu iki karakterimiz tanışır. Oyunu hasar alan Allegra, bunu düzeltebilmek için Ted ile birlikte oyunu oynamak ister fakat Ted daha önce bioport taktırmamıştır. Birlikte Ted’e bioport taktırdıktan sonra oyunu oynamaya başlarlar. Ted, oyunun içine girince çok şaşırır çünkü her şey çok gerçekçidir. Birlikte görevleri yerine getirirler fakat Ted, oyun ilerledikçe gerçeklik algısını kaybetmeye başlar. Burada birçok kere karakterimizin gerçekliği sorguladığını görüyoruz. Bu noktada neyin gerçek, neyin oyun olduğu konusunda karakterimiz kadar izleyici koltuğunda oturan bizler de düşünmeye başlıyoruz.

Oyunu bitirip döndükleri sırada, bulundukları gerçekliğin de aslında bir oyun olabileceğini düşünür Ted. Daha bunu anlayamadan realist hareketin her şeyi yakıp yıktığını, isyan çıkardığını görürler. Realistler ayaklanma çıkarmışlardır ve eXistenZ’ın bulunduğu oyun kolunu yok etmişlerdir. Bu sırada Ted’in de realistlerden olduğunu anlayan Allegra onu öldürür. Oyunu kazanan Allegra sevincini yaşarken gözlerini oyununun tanıtımının yapıldığı salonda, katılımcı sandalyesinde açar. İşte biz realistlerin, Ted’in öldürülmesinin, eXistenZ’ın ve diğer olayların hepsinin bir oyundan ibaret olduğunu burada anlıyoruz. Oyunlarını bitiren Ted ve Allegra gerçeklik algısını bu denli altüst eden, insanlara zarar vereceğini düşündükleri oyunu yapan tasarımcıyı öldürürler. Filmin sonunda bir karakterin “Hala oyunun içinde miyiz?” sorusu ile baş başa kalıyoruz.

Bu konuda yazılıp çizilenler oldukça fazla. Platon, Mağara Alegorisi’nde, yaşadığımız hayatın görüngüler dünyası olduğunu, gerçek dünyanın ise idealar dünyası olduğunu söyler. Görüngüler dünyası bize salt gerçeği vermede yetersiz kalacaktır. Biz gerçeği değil, yalnızca onun yansımasını görürüz. David Hume ise gerçekliği deneyim ve duyumlarımızın zihnimizde canlandığı kadarını bilebileceğimizi, bilgide zihnimizin ötesine geçemeyeceğimizi ve bunun dışında, zihnimizden bağımsız bir gerçeklikten söz edilemeyeceğini söyler. Berkeley ise bu konuda daha çarpıcı görüşler ileri sürer. Nesneler algılandıkları takdirde vardır, algılamanın olmadığı yerde varlıktan ve nesnelerin bağımsız gerçekliğinden söz edilemez. Berkeley, bu görüşleriyle zihni ve algılamayı gerçekliğin tek dayanağı olarak alır. Daha sonrasında öne sürdüğü Tanrı görüşüyle de solipsizme yaklaşmaktan tam anlamıyla kurtulamamıştır. Solipsizm, gerçekliğin kişinin zihninde oluştuğunu, kişiden bağımsız bir gerçeklikten söz edilmeyeceğini söyleyen disiplindir. Gerçeklik meselesi felsefenin ilgilendiği bir alan olmakla beraber, son zamanlarda bilimle uğraşan insanların da dikkatini çekmiştir. Etrafımızda gördüğümüz dünyanın zihnimizin bir ürünü olabileceği görüşü gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bunun yanında yaşadığımız evrenin başkaları tarafından tasarlanmış bir dünya olabileceği de oldukça güncel bir tartışma konusudur.

Son günlerde Elon Musk’ın bu görüşe yorumları da çok konuşuldu. Elon Musk yaşadığımız evrenin başka, üstün uygarlıkların yaptığı bir simülasyon olabileceğini söyledi. Buna çok benzeyen bir konu Matrix filminde işlenmişti. Aynı zamanda Rick and Morty‘nin 2. Sezon 6. bölümünde de, Rick tarafından yapılmış bir evrenden bahsediliyordu.
Şimdi insan, gelişen teknolojiyi ve evren hakkında bilmediğimiz birçok şey olduğunu gördükçe düşünüyor; nasıl ki biz gerçeğe yakın oyunlar üretiyorsak, başka uygarlıklar da bizi üretmiş olamaz mı? Bu tartışma etik ve özgür irade kavramlarını da beraberinde getirecek bir konu. Böyle bir şey söz konusu olduğunda kişilerin, yani bizlerin özgür iradesinden söz etmek mümkün olmayacak. Her şey bir başka oyuncu tarafından düzenlenmiş ve kurallarına göre yaşanıyor olacak. Bu insanların özgürce seçim yapmasını engelleyen bir durumdur. Böyle bir durumda ahlak, din ve daha birçok alan ciddi darbeler alır. Mevcut düzende bu düşüncelere dayanak olacak bir kanıt söz konusu değildir fakat geleceğin bizlere ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bütün doğru saydığımız şeylerin çok çabuk değişebildiği bir dünyada asla, asla dememek lazım.

Sevgiler!

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
692

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here