Daha önceki “Üç Büyüklerin Yaşam Perdesini aralıyoruz: Bach, Handel ve Haydn” adlı içeriğimizde klasik müziğin üç büyük isminin hayat hikayelerini anlatmıştık. Yine aynı içerikte bu bestecilerin yolundan giden öğrencilerine dair bir içerik hazırlayacağımızdan da bahsetmiştik.  Bu içeriğimizde söz verdiğimiz üzere Haydn’ın öğrencilerinden birine, Mozart’a yer veriyoruz. Mozart’ın hayatının bilinmeyen yönlerini gözler önüne sereceğiz.

Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791) 

Daha okumayı öğrenmeden ses tonlarını birbirinden ayırt edebiliyordu. Kulağına gelen bir melodiyi piyanoda birebir çalarak herkesi şaşırtmıştı. Beş yaşındayken bir konçerto besteledi. Bu eseri diğer piyanistler çalamıyordu. Babası onu ve kardeşini turneye çıkardı. Londra, Hollanda, Avusturya vb. birçok yere gitti. Bu turne sırasında Goethe ile de tanıştı. St. Peter katedralinde söylenmesi adet olan “Misere” isimli kutsal eserin notalarını yazmak yasaklanmıştı. Mozart eseri bir kere dinleyip notalarını ezbere yazdı. Papa’da bu başarı üstüne çocuğa şövalye ünvanını verdi. Bologna’da ki Filarmoni Derneği 20 yaşından küçükleri üye yapmama prensibinden vazgeçerek Mozart’ı üye yaptı. Yaşı büyüdükçe ona verilen değer azaldı. Çünkü artık bir delikanlıydı ve akademi eğitimi yoktu.

Bir yığın olay sonrası yeniden döndüğü Salzburg kilisesinde asilzadelerden biri tarafından tekmeyle merdivenlerden yuvarlandı. O günden sonra Salzburg’a dönmedi. Viyana’ya gitti. 25 yaşındaydı. Dünya yaratıcılara tapıyor, fakat onları beslemeye nedense yanaşmıyordu. İşte Mozart’ın da kaderi buydu. Yeni Alman operasının açlıktan nefesi kokan Apollo’suydu. Birinci operadan sonra yazdığı “Figaro’nun Düğünü” isimli operası büyük başarı kazandı ve Sevil Berberi’nin hikayesi üzerine kuruluydu. Bu operanın melodileri dönemin meşhur dans parçaları olmuştu. Herkesin dilindeydi. Herkes Figaro’da dans ediyordu. Mozart’da dans ediyordu ama zevk için değil. Bir sabah onu evinde ziyaret eden bir arkadaşı genç bestecinin bir vals mırıldanarak kendi kendine dans ettiğini gördü. Mozart arkadaşının hayret dolu bakışlarına aldırmayarak gülümsedi: “Üşümemek için ekonomik bir usul buldum. Hava çok soğuk, evde yakacak odun kalmadı ben de dans ederek ısınıyorum.”

Meslektaşları onun adını lekelemeye çalışıyorlardı. Halk Mozart’a hayrandı. Şöhretinin en üst noktasındaydı. Hatta imparator bile ona iş vermişti. Sarayın baş müzisyeni değildi ama işsiz de kalmamıştı. Mozart kralın onu sırf vicdan azabıyla işe yerleştirdiğini bildiği için çok üzülüyordu. Dönemde ona yapılan şeylerin haksızlık olduğunu düşünüp ve üzülenler de vardı. Ancak sayıları çok azdı. Mesela Salzburg’da ihtiyar bir adam gözlerinden yaşlar boşanarak Baba Mozart’ın yanına gitmiş ve titrek bir sesle “Tanrı huzurunda yemin ederim ki oğlunuz bu güne kadar yaşamış bestecilerin en büyüğüdür.” demişti. Fakat bu adamın sözlerinin bir önemi yoktu, zira o ne imparatordu ne de zengin nüfuslu bir asilzade. Sadece ünlü besteci Joseph Haydn’dı.

Bu sırada Mozart saraydaki işini de kaybetmişti. Olanların ardından Mozart her şeyden ümidini kesmişti. Artık onun için tek kurtuluş yolunun ölüm olduğuna inanıyordu. Bu sıralarda Schikaneder adında bir mason, hikayesini kendisinin yazdığı “Sihirli Opera”yı bestelemesi için bir teklifte bulundu. Mozart bu teklife hemen cevap veremedi. O güne kadar böyle bir şey bestelememişti. Başarıya ulaşamamaktan korkuyordu. Fakat adam onu ikna etti. Böylece “Sihirli Opera” üstünde çalışmaya başladı. Gece kraliçesinin maceralarını anlatan bu eser bir peri operasıydı. Mozart olanca gücüyle bu operayı tamamlamaya çalışırken baştan aşağı siyahlar giyinmiş esrarengiz bir adam bestecinin evine geldi, mühürlü bir zarf uzattı. Yabancı Mozart’ın bir ölüm marşı bestelemesini istiyordu. Bu marşın kimin için besteleneceğini ise besteciye söylemedi. Meselenin aslı gayet basitti. Ünlü bestecilere hazırlattığı eserlerin altına kendi imzasını atan zengin bir amatör besteci bu sefer de ölen karısına bir ölüm marşı besteletmek istemiş fakat durum anlaşılmasın diye de kimliğini gizli tutması hususunda uşağına emir vermişti.

Bütün bunlardan haberi olmayan Mozart marşı kendi ölümü için bestelediğini düşünerek,siyahlı yabancının Azrail olduğu fikrini bir türlü aklından çıkaramıyordu. “Sihirli Opera” tamamlanana kadar bunu atlatamadı. Opera büyük başarı kazanırken cenaze marşını bestelemeye koyuldu. Artık gözleri kötüleşmiş, görüşü bulanıklaşmıştı. Teklifler yağsa da ölüm korkusunu atlatamıyordu. Ölüm Marşı’nı tamamlayamadan hastalandı. Öldüğü zaman 35 yaşındaydı. Cebinden birkaç parça kıymetli eşyası çıktı. Bestecinin zengin bir arkadaşı cenaze masraflarını üstlenmeyi kabul etti. Müziğe meraklı olan adam cenaze için para harcamaya o kadar meraklı değildi. Mozart’ın cenazesi fakir bir köylü gibi bir avuç insanla kaldırıldı. Ölüm Marşı’nı öğrencilerinden Süssmayr tamamladı.

Kaynak: Ünlü Bestecilerin Hayat Hikayeleri

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here