1. Amelie (2001)

Ünlü yönetmen Jean-Pierre Jeunet‘in ödüle doymayan 2001 yapımı filmi Amelie, Fransız sineması denince akla ilk gelen yapımlar arasında. Küçük yaşta kalp hastalığı teşhisi konulan Amelie, dış dünyadan izole bir hayat yaşarken, koskocaman bir hayal dünyasına sahip olmuştur. Bir gün banyoda bulduğu sihirli bir kutu ile eğlenceli bir maceranın peşinden gider. Aşkı, iyiliği ve sıra dışı bir hayal gücünü bir vücut halinde görebileceğimiz Amelie, yapayalnız dünyasından mutluluk ve huzur dolu bir hayata geçiş yapmıştır. Samimi konusunun yanında oyunculukları, müzikleri, kullanılan renk paleti gibi her noktasıyla büyüleyen film, hüzün ve neşeyi izleyenlere iç içe sunmayı başarmış.

2. Sweet November (2001)

Nelson Moss, idealleri olan, düzenli ve sıradan bir hayata sahip bir adam; Sara Deever ise hayattan zevk almayı bilen deli dolu bir kadın. Birbirine taban tabana zıt bu iki insan bir sınav esnasında tesadüfen tanışırlar. Sara’nın bir aylık süre için birbirlerinin hayatında olma anlaşması ise büyük bir aşkın başlangıcı olur. Başrollerini Keanu Reeves ve Charlize Theron‘un paylaştığı film, sıradan olmayan hikâyesi ve küçük sürprizleriyle izleyenleri etkilemeyi başarıyor. Romantik filmlerden uzak duranların bile dikkatini çekmeyi başaran film, sonbaharın keyifli ve buruk havasını baştan başa hissettiriyor.

3. Chocolat (2000)

Chocolat, Joanne Harris‘in kitabından uyarlanmış ve Lasse Hallström‘ün gözünden 2001 yılında beyaz perdeye taşınmıştır. Küçük kızı ile Fransa’da bir kasabaya yerleşen Vianna Rocher bir çikolata dükkanı açmıştır. Ancak Vianna’nın hiç evlenmediği halde çocuk sahibi olması başta kasabanın kontu olmak üzere tüm çevreyi rahatsız etmiştir. 20. yüzyılın başlarındaki toplumda kadın figürü ile ilgili sorgulamalar yapmaya iten film, aynı zamanda güçlü bir kadın portresini de çizmiştir. Juliette Binoche ve Johnny Depp‘in muhteşem oyunculuklarıyla parlayan film, verdiği mücadele ile de bir toplumsal eleştiri niteliğine sahip.

4. Intouchables (2011)

Fransız sinemasının en dikkat çeken örneklerinden biri Intouchables, Pozzo di Borgo‘nun hayatını anlatan belgeselden beyaz perdeye taşınmıştır. Geçirdiği paraşüt kazasının ardından felç kalmış zengin iş adamı Philleppe (François Cluzet) ona bakması için yanına Driss (Omar Sy) adlı hapisten yeni çıkmış bir adamı alır. Bambaşka toplumsal çevrelere ve farklı düşüncelere sahip bu ikili kısa sürede birbirlerinin hayatını derinden etkiler ve bu bir dostluk hikâyesinin başlangıcı olur. Intouchables, hayatın acı taraflarına keyifli mizah ögeleri ile de yaklaşan, görsel açıdan oldukça etkili ve müzikleri ile izleyenleri filme dahil etmeyi başaran bir yapıt.

5. Pride and Prejudice (2005)

Jane Austen‘in Gurur ve Önyargı kitabından sinemaya uyarlanan filmin başrollerinde Keira Knightley ve Matthew Mcfadyen bulunmakta. Soylu bir aileye sahip ve oldukça kibirli Bay Darcy ile neşeli olduğu kadar başına buyruk olan Elizabeth arasında başlayan aşkı anlatan film, izleyenlere kendini 18. yüzyılın İngiltere’sinde hissettiriyor. Naif bir aşk öyküsünü izlediğimiz film, güçlü görsel özelliklere sahip sahneleri ve etkileyici senaryosu ile başarılı bir kitap uyarlaması olarak izleyicisiyle buluşuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here