Margaret Atwood, 1984 yılı baharında Batı Berlin’deki mütevazı odasında Damızlık Kızın Öyküsü‘nü yazarken bundan tam 33 yıl sonra romanının altın çağını yaşayacağını düşünmüş müdür acaba? Peki ya geçmişteki insanlık acılarından yoğurduğu hikayesinin 21. yüzyılın sözde modern toplumunun dinamiklerini bu kadar iyi yansıtabileceğini? Bir distopyanın günümüz gerçekliğine bu kadar yakın olması normal mi? Kafanızda gerçek anlamda bir şeylerin canlanması adına şu alıntıya bir göz atmakta fayda var:

“Artık gerçeklerin farkına vardım. Öncesinde uyuyordum. Her şey de bu yüzden oldu zaten. Meclis binasında katliam yaptıklarında hiçbirimiz uyanmadık. Suçu teröristlere attıklarında, anayasayı askıya aldıklarında. O zamanlarda da uyanmadık. Geçici olacağını söylemişlerdi. Zaten hiçbir şey bir anda değişmez. İçinde olduğun kazan yavaş yavaş ısınırken farkında olmadan haşlanarak ölürsün.”

Size de hayli tanıdık gelmiyor mu? Bu daha başlangıç. 2017’nin en çarpıcı televizyon olayını daha yakından tanımanın zamanı geldi de geçiyor. İşte karşınızda The Handmaid’s Tale izlemek için 5 sebep:

1 – Anlatılan Bizim Hikâyemiz

The Handmaid’s Tale’e gücünü veren en önemli şey tartışılmaz olarak Atwood’un zamansız ve evrensel hikâyesi. Hikâye temel olarak gelecekte Amerika Birleşik Devletleri’nin yerinde yükselen Gilead adlı distopik bir ülkeyi anlatıyor. Yaşanan nükleer savaşlar sonrası nesli tükenmekte olan insanoğlu çareyi ülkedeki tüm doğurgan kadınları toplama kamplarına alıp, onları “damızlık” olarak yetiştirmekte buluyor. Bu kadınlar ya da onların deyimiyle “iki ayaklı rahimler”  her ay en doğurgan zamanlarında sahipleri tarafından “seremoni” adı altında tecavüze uğrayıp hamile kalmaya zorlanırken, tüm Gilead bir korku imparatorluğu halini alıyor. Bu noktada muhafazakar ve kapalı toplumların yükselişte olduğu günümüz dünyası Gilead’ın yumuşatılmış bir ön gösterimi aslında. Dizide de her şeyin başlangıcı olarak gösterilen kadın bedeni üzerine herkesin ahkam kesmekten geri durmadığı ortamın tasviri rahatsız edici derecede gerçekçi ve bizden. Bahanelerin arkasına sığınarak aslında hiçbir şeyin değişmediği ve her şeyin yolunda olduğunun devamlı olarak telkinini sindirmek zorunda olan bizler için The Handmaid’s Tale’i izlemenin oldukça rahatsız edici olduğunu itiraf etmek gerek. İşte The Handmaid’s Tale bu, devamını izlemekten korkacağımız bir hikâye. Hikâyemiz…

2 – Gözlere Bayram Bir Sinematografi

The Handmaid’s Tale’in ekranlardaki başarısının ve oldukça başarılı bir roman uyarlaması olarak anılmasının temel sebeplerinden biri de ince ince işlenmiş sinematografisi. Atwood’un üslubunu ve muhteşem betimlemelerini seyirciye sinemasal bir şölenle aktarma işini ustalıkla yapan ekibin başarısını ayakta alkışlamamak elde değil. Umutsuzluğun renkleri, baskının renkleri, isyanın renkleri, geçmiş güzel günlerin renkleri… Karakterlerin duygularını ve içinden geçen her şeyi seyirciye olanca çıplaklığıyla aktarmayı başaran nefis çekimler. The Handmaid’s Tale’in her biri bir sinema filmi kalitesindeki sekansları sizi ekrana kilitleyecek.

3 – Elisabeth Moss

Dizinin tüm oyuncu kadrosu işlerini fazlasıyla iyi yapıyor ancak birbirinden başarılı ve deneyimli oyuncunun arasında kendine verilen başrol fırsatını ayakta alkışlanacak derecede iyi değerlendiren Moss’u ise rahatlıkla diziyi izleme sebeplerimizden biri olarak gösterebiliriz. Daha önce Mad Men ile televizyon dünyasına başarılı bir giriş yapan Moss büyük çıkışını The Handmaid’s Tale gibi bir projede yaparak yılın en başarılı oyuncularından biri haline geliyor. Hikâyemizin anlatıcısı Offred’e kelimenin tam anlamıyla hayat veriyor Moss. Her bakışında, konuşmasında ve hatta yalnızca sustuğu anlarda bile…Umutsuzluğu, çaresizliği ve yalnızlığı iliklerimizde hissettiriyor.

4 – Muhteşem Müzik Seçimleri

The Handmaid’s Tale, müzikleri de hikâye anlatıcısı olarak kullanıyor. Müzikseverlerin epey hoşuna gidecek bu taktikle her bölümün finalinde kapanış jeneriğiyle birlikte hikaye muhteşem şarkı seçimleriyle anlatılmaya devam ediyor. Lesley Gore’dan You Don’t Own Me, Nina Simone’dan Feeling Good, Simple Minds’tan Don’t You (Forget About Me)’ye kadar sayısız sürpriz sizi bekliyor. Nefis soundtrackleri dinlemek isteyenleri buraya alalım:

5 – Eleştirmenlerin Gözdesi

Dizi Metacritic‘de toplamda 40 eleştirmenin verdiği puanların ortalaması olarak 100 üzerinden 92 alırken, Rotten Tomatoes‘da yılın en iyi dizilerinden biri olarak sertifikalandı. Tüm bunların doğuracağı sonuç kaçınılmaz oldu ve geçtiğimiz haftalarda açıklanan Emmy adaylıklarında 13 dalda aday olarak tüm dünyanın dikkatini çekmeyi bir kez daha başardı. Birkaç gün önce düzenlenen Television Critics Awards‘da da “Yılın Tv Programı” ve “En İyi Drama Dizisi” ödüllerini aldığını da söylememiz şaşırtıcı gelmeyecektir artık. Tüm bunların ötesinde diziyi bağrına basan sadık bir izleyici kitlesini oluşturmayı başardı The Handmaid’s Tale. Üstelik sadece 10 bölümlük tek bir sezonla.

Damızlık Kızın Öyküsü okunmayı, izlenmeyi, anlaşılmayı bekliyor. Gün gelip de gerçekliğimiz kurgunun ta kendisine dönüşmeden evvel.

Bonus: Trailer