Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

2015 yılında vizyona giren Son of Saul, Naziler tarafından toplama kampında zorla çalıştırılan Yahudi esir Saul’un hayatının iki gününe tanık ettiriyor biz seyircileri. Saul, bir gün cesetlerin yakıldığı imha fırınında oğlu olduğunu düşündüğü bir çocuğun ölü bedenini görür. Oğlunun cesedini yakılmaktan kurtarıp usulünce toprağa vermeyi takıntı haline getirecektir.

Son of Saul, Macar yönetmen László Nemes’in ilk uzun metrajlı filmi. Yönetmen aynı zamanda Clara Royer’le birlikte filmin senaristliğini üstlenmiş. Filmin oyuncu kadrosu Géza Röhrig, Levente Molnár, Urs Rechn, Todd Charmont gibi tanınmamış isimleri içeriyor.

2015 yılında Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren film, “En İyi Yabancı Film” Oscar ödülü başta olmak üzere festivallerde kazandığı sayısız ödül ve aldığı övgülerle 2015 yılının en çok ses getiren filmlerinden biri olmuştu.

Filmin konusunda da bahsedildiği üzere filmin anlatısı, büyük oranda Saul’un, oğlu olduğunu düşündüğü bir çocuğun cansız bedenini Yahudi usulüne uygun şekilde toprağa vermek için verdiği delicesine çabayı konu alıyor. Bu amacını gerçekleştirmek için gerekirse kendisi gibi esir olan arkadaşlarının kaçış planlarını sekteye uğratabiliyor. Arkadaşları Saul’un bu acımasız ortamda bir ölüyü toprağa vermek için neden bu kadar uğraştığına anlam veremiyorlar. Filmin bir sahnesinde Saul, bir arkadaşına inadının nedeni olarak ölü çocuğun kendi çocuğu olduğunu söylüyor. Ama arkadaşı gibi seyirci de Saul’e inanmıyor. Film de bu konuda pek bir done vermiyor.

Bu takıntı, savaş ortamında Nazilerin emirleri doğrultusunda esirlerin ölüme gönderilmesine yardımcı olan Saul’un çoktan körelmiş insanlığını kaybetmemek için çocuğun defnini son bir şans olarak görmesi şeklinde yorumlanabilir. Film finalinde insanlığa olan inancı yitirmemek gerektiğini ima ediyor.

Yönetmen László Nemes, filmin büyük bölümünde seyirciyi Saul’un yanından bir an bile ayırmayarak zorlayıcı bir seyir deneyimine yol açıyor. Ayrıca savaş ortamının acımasızlığını ve dehşetini gösteren görüntüleri bulanıklaştırarak, Saul’un kendisini bütün olan bitenden soyutlamaya çalıştığını anlatmaya çalışmış olabilir. Tıpkı haber bültenlerindeki şiddet görüntülerinin buzlanmasının, psikolojimizi şiddetin yarattığı olumsuz etkilerden korumaya yetmemesi gibi Saul de bu zorlu ortamda insanlığını koruyamıyor. Filmde çocuğun ölü bedenini defnetmesi için bütün uğraşlarının sonunda bulduğu Hahamın cenaze duasını edemediği sahne aslında müthiş bir ironi barındırıyor. Ama yönetmen filmi bu ironik sahneyle bitirmeyerek daha umutlu bir finali tercih etmiş. Bu tercih filmin etkisini bir hayli azaltıyor.

Son olarak filmin aldığı ödüllerde Yahudi soykırımını anlatan bir film olmasının belli bir etkisi muhakkak vardır. Ama yiğidi öldürüp hakkını yememek gerekiyor. Film, gerek biçimiyle gerek anlatısıyla bildiğimiz soykırım filmlerine pek benzemiyor. Son of Saul, şimdiden sinema tarihinde kendine has bir yer edindi.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here