Fareler ve İnsanlar’da gezici çiftlik işçileri olan ufak tefek ama zeki George Milton ile iri yarı ve (Steinback’in, cüssesine atıfta bulunarak ironik bir isim verdiği) kıt akıllı Lennie Small’un yaşadıkları trajedi anlatılır. Kitap geriye gidişlerle üç günlük zaman diliminde geçen, karakter ve olayları duru bir anlatımla okura sunan tipik bir kısa roman/novella örneğidir. Üst metin dört beş yaşındaki bir çocuğun zekâsına sahip Lennie (karaktere ait çok daha sonraki incelemelerde karakterde mental retardasyon (zeka geriliği) bulgusu hakimdir) ile onun arkadaşı George’un zaman zaman komik ama sonu hazin biten hikâyesidir. Alt metin ise insan olmanın doğası, emek sömürüsü ve bir parça daha geri planda durmakla birlikte ırk ayrımcılığı olarak okunabilir.

“Ben de uzun bir süre öykünün geçtiği yerlerde gezici işçi olarak çalıştım. Karakterler çeşitli insanların karışımıyla ortaya çıktı. Lennie gerçek biriydi. Şu anda akıl hastanesinde. Onunla haftalar boyunca yan yana çalıştım. Gerçek Lennie bir kızı değil, ustabaşını öldürdü. Çünkü patron arkadaşını işten çıkarttığı için kızgındı. Lennie de dirgeni karnına arka arkaya defalarca saplayıverdi.” John Steinbeck’e ait bu sözler, kitabı yazdıran asıl itkinin işsizlikle kaybedilen umutlar belki de sadece umutlar değil tümden yitirilen hayatlar olduğunu anlatır bizlere.

Romanın tüm karakterlerinde yalnızlık temasını kendine has üslubuyla işler Steinbeck. George ile Lennie’nin birlikteliği bir bakıma yalnızlığın sonucudur. Köpeği ölen Candy, karısının yalnızlığını gidermek amacıyla başka erkeklere yanaşmasından rahatsızlık duyan Curly ve evliliğinden mutsuz olan karısı… Yalnızlığı yok edecek bir arkadaşlık ihtiyacının yanı sıra Steinbeck, karakterlerin çeşitli davranışları sebebiyle yalnızlığın nasıl çoğaldığını da anlatır. Bir bölümde bu temayı Crooks’un ”Kimsesi yoksa adam delirir. Kim olduğu fark etmez, yeter ki yanında olsun.” sözleriyle vurgular. Bu vurguyu romanını ”Soledad” bölgesine yakın bir yerde kurgulayarak artırmıştır. Çünkü bölgenin adı İspanyolca’da ”yalnızlık, tek başınalık” anlamına gelmektedir.

1920’lerin sonlarında Büyük Bunalım döneminde bir çiftlikte geçen bu kısa romanda Büyük Bunalım’ın getirdiği işsizlik, emek sömürüsü ve yarından umutsuzluk da kitabın satır aralarında sık sık gözümüze çarpar.

Emek işçileri olan George ve Lennie, tek sermayelerini satarak, gezici işçilik yaparak biriktirdikleri para ile ufacık bir toprak parçası almak peşindedir. Bunun için Lennie’nin burnunu hiçbir şeye sokmadan, hiç konuşmadan o hayvani kuvvetiyle çalışması; George’un ise Lennie’nin başlarını belaya sokmasına engel olması ve patronlarla ikisi adına konuşmasının yeterli olacağını düşünürler. Çalışmaya başladıkları çiftliğin patronunun oğlu Curley aşağılık kompleksi olan, kendisine ses çıkartamayan işçilerle uğraşmaktan adeta zevk alan biridir. Curley’nin yeni evlendiği karısı kitaptaki tek kadındır ve adı yoktur. Basit, şehvet düşkünü, şeytani bir kadın olarak anlatılır; sadece ölüm yakıştırılır ve adeta ölünce kirlerinden arınır. George, Curley ve karısını gördüğü zaman bir öngörüyle başlarının derde gireceğini tahmin eder, ancak başka bir yere gitmek için dahi paraları yoktur. Bir ay dişlerini sıkıp çalıştıktan sonra baltayı taşa vurmadan oradan ayrılma düşüncesindedir.

Köpeğimi kendim vurmalıydım George. Bir yabancının köpeğimi vurmasına izin vermemeliydim. -Candy

Diğer işçilerin yaşlı ve sakat Candy’nin kocamış hastalıklı köpeğini vurmak için dışarıda oldukları bir sırada yatakhanede Lennie bir kez daha George’a topraklarının hayalini anlattırır (Candy’nin, işe yaramadığı ve sahibinin başına sürekli dert olduğu için vurulan köpeği aslında romanın sonunu işaret eder gibidir).

Oradan oraya sürüklenen, karın tokluğuna çalışan, ellerine geçen aylıkları da aynı gün barda ya da genelevde tüketen gezici işçilerin çoğunun hayali kendilerine ait ufacık bir toprak parçasıdır. Büyük hayallerin gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu bildiklerinden, hayallerini bile büyük tutmaya korkarlar. Topraksız ırgatların dünyanın her köşesinde ufacık da olsa kendilerine ait bir toprak parçası peşinde koşmalarını mülkiyetçilik olarak algılamamak gerekir. Zira istenilen toprak sadece kendilerine yetecek kadardır, fazlasını hiçbir zaman istemezler. Karınlarını doyurmak, başkalarının ağız kokusunu çekmemek, itilip kakılmamak, ayrı bir odada yatmak, misafirine bir yatak açmak, şehre gelen sirke gidebilmek, asgari ölçülerde insanca yaşayabilmekten başka bir amaçları yoktur.

Yıllardır devam eden hizmetine, hatta patronu için çalışırken bir elini kaybetmiş olmasına rağmen sonunun çok yakında emektar köpeğinden farksız olacağını bilen, kapı dışarı koyulmasının, sokaklarda sürünmesinin yakın olduğunu sezen Candy de çiftliğin üçüncü ortağı olmayı teklif eder.

Kitabın son bölümünde siyahi seyis Crooks üzerinden ırk ayrımcılığı işlenir. Bölümün en çarpıcı yeri tek bir satırda verilen zenci seyis Crooks’un, “Güneyli zencilerden değilim ben, burada doğdum Kaliforniya’da,” dediği kısımdır. Ayrımcılığa uğrayan siyahi bir adamın, bir takım soyut gerekçelerle bir soyluluk yaratarak kendini diğer ırkdaşlarından üstün görmesindeki çelişki çok çarpıcıdır. Öte yandan siyahi seyisi aşağılayanlar yatakhanelerine almayanlar da ne yazık ki patronlar tarafından aşağılanan ve sömürülen beyaz işçilerdir.

Herkesin bahçede nal oyunu oynadığı pazar öğle sonrasında ahırdaki tek kişi Lennie’dir. Severken Slim’in kendisine verdiği köpek yavrusunu öldürmüştür. George’un çiftlikte tavşanlara baktırmaktan vazgeçeceği endişesi içinde köpeği ne yapacağını düşünürken yanına Curley’nin karısı gelir. Kitabın başından itibaren adım adım taşları döşenen yolun sonuna gelinmiştir ve kaçınılmaz son gerçekleşir.

Curley’nin karısı nefret ettiği kocasının elini kıran Lennie’nin gücüne hayran biçimde yanına sokulur. Konuşurken yumuşak saçlarını okşamasını ister. Lennie kadının saçları okşarken canını acıtır. Kadının bağırması üzerine kasılır kalır ve susturmak isterken onu öldürür. Ardından Curley tarafından bir linç ekibi kurulur. George yoldaşının başkaları tarafından vahşi bir linçle öldürülmesini engellemek için onu tıpkı Candy’nin köpeğine yaptıkları gibi -aynı silahla- ensesinden vurarak öldürür.

Kitabın sonu Lennie’nin ölüm biçimiyle oldukça trajiktir, tıpkı Candy’nin köpeği gibi, öldürüleceğinin bile farkında olmadan, kendisini öldürecek kişiye uysalca boyun eğmektedir. Steinbeck’in ustaca anlatımı sayesinde öldürülenden çok öldürene içimiz acır. Kitabın sonundaki ölüm sahnesi çok etkileyicidir ama emek sömürüsü üzerinden gittiğimiz zaman asıl vurucu sahne ellerini uzattıkları an tutacak kadar yaklaşmış oldukları çiftlik hayallerinin yerle bir olduğu sahnedir. Ölen kişinin yanı sıra hayallerini gömmek zorunda kalan Candy ve George de aslında ölüden farksızdır artık.

Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi;”En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider…”

Keyifli Okumalar.

1,2,3

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here