“Haydi ama, birbirimizi anlayalım ne olur!”

Sizi özgürlüğe davet ediyorum bu içerik ile. Yakın zaman içerisinde “Biri Hiçbiri Binlercesi kitabı sayesinde tanışma fırsatı yakaladığım Moscarda’dan güç alarak… Sıkı durun. Böyle reklamlarda kullanılan klişe ifadeler gibi duruyor, ancak tehlikeli bir özgürlükten bahsediyoruz. İnsanın kendini kaybetmesi kadar ciddi… İnsanın kendisinden özgürleşmesi kadar bir özgürlük…

Dostum Moscarda (o bilmese de dostum çünkü onu her şeye rağmen yargılamadan dinler ve her şey hatta hiçbir şey olabileceğine inanırdım) da bu vaziyetin içerisine farketmeden atılmış ve çırılçıplak kalmıştı. Hatta delirdiğini düşünenler bile oldu. Oysa anlatmak istediği ve içinde olduğu durum çok farklıydı. Algıları yok etme çabasındayken yine bir algıya yakalanmıştı. Sonra algıdan ibaret olduğunu farketti. En üzücüsü de algılarla yok oluyordu Moscarda. Ne kadar çok tanınsa o kadar yok sayılıyordu.

Moscarda nasıl bu olaya dahil oldu?

“Yaşadığımı halen göremiyorum, kendimi bir yabancı gibi hissediyorum, yani başkalarının kendi kafalarına göre gördükleri ve bildikleri ama benim göremediğim birisi.”

Moscarda bir gün aynada burnundaki yarasına bakarken eşi Dida’nın ona burnunun yamuk olduğunu söylemesiyle başladı her şey. Moscarda yıkılmıştı bunu duyunca. Çünkü bu durumu yıllardır fark edememiş ve kendisini böyle düşünmemişti. O an anladı ki hiçbir zaman hissettiği gibi anlaşılmamıştı. Dışında başka bir yabancı vardı ve etrafındaki insanlarla o muhattap oluyor o tanınıyordu. Moscarda da onu tanımak istedi ve ilk fırsatta aynada onunla bir buluşma ayarladı.

Moscarda aynaya baktığında ne oldu?

“Hayatımı yaşarken,bana ait hiçbir görüntüyü temsil etmiyordum. O halde neden oradaki bedeni ille de bana ait bir görüntüymüş gibi kabul etmeliyim ki?” (sf.30,Biri Hiçbiri Binlercesi)

Moscarda aynaya baktığında o kişi yok oldu. Evet, Moscarda da bunu beklemiyordu. Yine hayal kırıklığına uğramıştı. Olsun, pes etmeyecekti daha da derinleşecekti çabası. Çabalarının sonunda onu görebildi. Ona baktığında hiçbir şey gördü. Hiçbir şeyi ifade etmiyordu. Tanımlanacak ifadeler ve kişiler arıyordu o yabancı. Birinin onu almasını sen şusun demesine ihtiyacı vardı.

Şimdi size neden insanın kendisinden özgürleşmesi kadar bir özgürlük dediğimi anlıyor musunuz? Dostum Moscarda ifade ettiği her şeyi sorgulama cesaretini göstermiş kurulan bütün düzeni -başta kendisini- alt üst etmişti. Hem aslında haklıydı da. Neden her şeyi bilindiği gibi kabul etsin ki? Nerden biliyorlardı insanlar bu bilgileri? Moscarda’yı tanımaya cesaret bile edemiyorken nerden biliyorlardı? Bu düzenin anlamı ne kadar anlamlı olabilirdi ki onlar böyleyken? Üstelik onların onu algıladığı şekilden başka biri olmaya başladığında ona deli damgasını vurmuşlardı. Moscarda onlara nasıl güvenebilirdi?

Moscarda’nın insan düzenine ait düşüncesi:

“Hiçbirimizin gerçekliği diğerinden daha gerçek değil ve her ikimizinki de yalnızca bir anlığına var.” (sf.48, Biri Hiçbiri Binlercesi)

Moscarda kimseye güvenmiyordu kendisine bile. Hiçbir şey tam olarak net değildi. Biri diğerini yok ediyor her şey çelişiyordu. Sonra neden tek bir doğru aradığını anladı. Doğru ya neden tek doğru araması gerektiğine güvensin ki?

İnsan bu hayatta çok korkuyordu. Her şey bilinmezdi. En çok da ölüm. İnsan bildiği şeyin varlığını hissetmek dolayısıyla huzurlu olmak içindeki o endişeyi biraz olsun dindirmek istiyordu. O yüzden anlamlar yüklüyordu. Kendisine dünyaya etrafına. Yönler çiziyordu kaybolmamak için. Evler inşa ediyordu. Moscarda en sonunda anladı ki iç dünyası da bu yanılsamalar döngüsünün içerisindeydi. Moscarda güvenilecek bir alan yaratması için tıpkı ev gibi iç dünyasını yaratmıştı. Ancak orada yaşamıyor varolmuyordu. Orada yaşamı durduruyordu.

Şimdi size soruyorum, siz kimsiniz? Biri, Hiçbiri, Binlercesi mi? Eğer öyleyse bu kitabı muhakkak okumalı ve Moscarda ile tanışmalısınız.

 

Kaynak: Luigi Pirandello, Biri Hiçbiri Binlercesi, çev. Nazlı Birgen- Bilgül Göker Perdisa, Yayınlayan: Aylak Adam Yayınları, 2015

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here