“Jesse bir gun benim evimdeydi ve ben de öylesine gitar çalıyordum. Bana ‘Bu çaldığın iyiymiş, üzerine kayıt yapayım.’ dedi. İşte Sweather Weather böyle ortaya çıktı. Şarkıyı tamamen yazmayı bitirdikten sonra ise ‘Tamam bu gayet iyi oldu, grup olarak şarkı yazmaya devam etmeliyiz’ dedik.”

Gitarist Zach Abels, grubunun vokali olacak Jesse Rutherford ile birlikte 2011 yılındaki ilk provalarında (!) yazdıkları ve daha sonra da hep en büyük hitleri olarak kalacak o şarkıyı böyle anlatıyor.

Aynı adla başka bir topluluk olmasından dolayı menajerlerinin tavsiyesiyle birlikte ilk isimleri “The Neighborhood”un yerine İngiliz versiyonu “The Neighbourhood”u tercih ederek kurulan grup, California’dan çıkıp kısa sürede tüm dünyaya ulaşmayı başardı.

91’ doğumlu Rutherford’un Truth Hurts, Truth Heals (2011) isimli başarısız bir rap mixtape’inden sonra rock müziğe geçmesinin vesilesiyle kurulan grup, onun liderliğiyle şarkılar yazmaya başladı.

2013 yılında ise I Love You. isimli ilk albümleri yayımlandı. Kapağının üzerindeki 3 tane minimalist sembolün ise I (Eye)Love ve You‘ya gönderme yapıldığı bariz olan kayıt, içerdiği şarkılar ile de sade enstrüman seçimleri ve şarkı sözleriyle yine minimalist bir karakterde. Altyapılarıyla daha çok “atmosferik” ile “karanlık” olarak niteleyebileceğimiz ve indie-pop rock olarak ifade edilebilecek türdeki bu eserler, böyle tabiri caizse “buğulu” bir hissiyata sahip olduğu için gece vakti dinlenmeye daha çok yakışıyor.

Bununla birlikte kayıt, baştan sonra tekrar tekrar dinlenebilen bir bütünlük taşıyor. Her şarkı, yapı olarak birbiriyle bağlantılı gibi. Grubun kliplerinde ve fotoğraf çekimlerinde de görülen o “siyah-beyaz” romantizminin de bir nevi notalara yansımış halini dinliyoruz: Renksiz, karanlık ve duygusal. Aynı zamanda da sırf bu nedenlerle etkileyici. Bu arada grubun beyni Rutherford’un tweet’inde ifade ettiği gibi, renkleri kısmen ya da tamamen göremeyen akromatopsi hastalığına sahip olduğunu da belirtelim!

Albümün açılışını yapan How, ilk saniyelerinden itibaren enstrümanlarla yavaş yavaş girişini yaparak bizi hazırlıyor ve vokalin bize sormaya başladığı sorularla da bir anda muazzam bir albümün başlangıcına tanık oluyoruz.

“How could you question God’s existence, when you question God himself?

Why would you ask for God’s assistance, If you wouldn’t take the help?”

Ardından gelen Afraid ise bol tripli ve şekilli klibiyle akıllara kazınırken nakaratından önce gelen unutulmaz sözleriyle de albümün en fazla ön plana çıkan işlerinden biri oluyor. Klip, fazlasıyla sembolizm içerse de sözler kesinlikle direkt olarak kolay bir şekilde hedef alıyor:

“You’re too mean, I don’t like you, fuck you, anyway

You make me wanna scream at the top of my lungs

It hurts but, I won’t fight you, you suck, anyway

You make me want to die, right when I”

Yıllar sonra Louis Vuitton sevgisi (!) hakkında bir şarkı yazacak olsa da Jesse Rutherford, Let It Go parçasında ise tüketim çılgınlığı ve lüks hayatı eleştiriyor. Şarkı, özellikle muazzam nakaratı ve son saniyelerindeki “I wasn’t listening” bölümünün vurgulanmasıyla albümün en başarılı işlerinden biri haline geliyor. Albümün başka bir hiti olan ilk tekli Female Robbery ise bas gitar riff’leri ve Jesse’nin bin defa “Anything” demesiyle hafızalara kazınmayı başarıyor.

Gelelim The Neighbourhood’u The Neighbourhood yapan o şarkıya: Sweater Weather, enstrümanlarının kayıt kalitesi olsun vokalleri ve şarkı yazarlığı olsun bu albümün açık ara en başarılı işi. Yazımızın başında değindiğimiz gibi grubun birlikte ilk yazdığı şarkı olan eser, hala hem bu albümün hem de topluluğun en büyük hiti.

Bu şarkıyı, albümün genelinden farklı ve önde kılan en belirgin niteliği ise temposunun diğer şarkılara göre daha yüksek olması denilebilir: Hem vokaller hem ritim, grubun normal hızının bir tık üzerinde seyrediyor.

Jesse’nin eski rap kariyerini andıran ve günümüzdeki trap kariyerinin sinyallerini veren hızlı ama tertemiz ve duygulu vokalleri, şarkının temel karakterini oluşturuyor. “Cause it’s too cold for you here, and now, so let me hold, both your hands in the holes of my sweater” nakartındaki “cold” ve “hold” kelimelerini uzatması ise melodik anlamda şarkının zirvesi oluyor.

“One love, two mouths

One love, one house

No shirt, no blouse

Just us, you find out”

Yukarıdaki bu sözler gibi şarkının tamamındaki yazarlık, eseri tek kelimeyle seksi bir niteliğe bürüyor. Bunun yanında, parçanın içerdiği “cool” erotizme onun siyah-beyaz klibi de eşlik ediyor: Adeta bir “Tumblr harikası” olan bu video, şarkının belki de en can alıcı kısmı olan ve bütün temponun saniyeler içinde ağırlaştığı o son nakaratını etkileyici bir şekilde süslüyor.

Albüm, genel olarak baştan sonra büyük bir keyifle dinlenebilecek bir eser. Yine de ikinci yarısındaki şarkılar, ilk yarısına göre biraz daha az akılda kalıcı denilebilir. Ayrıca, şarkıların hepsinin birbirine benzerliği de başka bir eksi. Bu ufak detaylara rağmen, renksiz gecelerimize de hem besteleriyle hem de klipleriyle eşlik eden bir albüm bu. Grubun, daha önce ele aldığımız The Neighbourhood (2018) albümü gibi son zamanlarda çıkan işlerinde kalitesinin giderek zayıfladığını görüyoruz. Bu nedenle de umarız I Love You. seviyesine tekrar çıkarlar ki öyle de olacak gibi; çünkü Yellow Box (2019), o seviyenin bir parçası gibi!

Kaynak: 123.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here