2001 yılında, American Beauty’nin senaristi Alan Ball tarafından yazılıp HBO tarafından ekranlara yansıyan Six Feet Under, garipliklerle dolu bir ailenin hayatını gözler önüne seriyor.

 

Anne, baba, iki erkek, bir kız kardeşten oluşan ve cenaze işleriyle uğraşan Fisher ailesinin hayatını anlatan dizi, ilk bölümde ölen ancak tüm sezonlarda “hayaletiyle” kendini gösteren Nathaniel’ın (baba) cenaze töreniyle başlar. Birbirinden kopmaya yüz tutmuş aile bireylerinin hayat serüvenleri ve her birinin zamanla yeniden bir araya gelmesi, her bölümün başlangıcında izlediğimiz farklı ölüm hikayeleriyle anlatılmaktadır. Pek çok ödüle layık görülen dizi, 2007’de yayınlanan final bölümü ile de Variety dergisi tarafından “En Unutulmaz Dizi Finalleri” listesinde yer almıştır.

Beş sezon süren dizinin ana karakterlerinden biri olan Ruth (anne, Frances Conroy), tüm hayatını çocuklarını yetiştirmeye adayan, hiçbir şeyden şikayetçi olmadan ve göze batmadan herkesi mutlu etmeye çalışan biri olarak yaşarken; kocasının ölümüyle birlikte bambaşka biri olmak istediğini keşfederek yeni deneyimlere kendini açmaya başlıyor.

Gençlik yıllarında evden ayrılıp “sıkıcı” aile hayatından uzak kalma hayalleriyle başka bir şehirde yaşamaya başlayan Nate (büyük erkek kardeş, Peter Krauser) ise uzun zaman sonra eve ziyarete geldiği gün, babasının ölüm haberi üzerine kendi hayatına dönemez ve kardeşi David’e (Micheal C. Hall) cenaze işlerinde yardımcı olmaya başlar. Ancak bu işten hiçbir zaman memnun değildir ve tek hayali kendi hayatına dönebilmektir. Ne var ki işler istediği gibi gitmez.

David ise bu hengamenin arasında bir de kimlik bunalımı yaşamaktadır. Yıllarca eşcinsel olduğunu gizleyerek hayatını sürdüren ve kendine dahi itiraf etmekte zorlanan David’in, kendisini tanımaya başladığı, arzularını keşfettiği, aşkı ve sevgiyi gizlenmek zorunda olmadan yaşamayı öğrendiği zamanları izliyoruz.

Bu satıra değin adından bahsedemediğimiz, evin en küçüğü Claire (Lauren Ambrose) tam da rolünün hakkını vererek kendini görünmez biri olarak aktarıyor seyirciye. Claire’in liseye devam ettiği yıllardan başlayan dizinin her sezonunda, zamanla büyüyen, değişen, olgunlaşan bir Claire görüyoruz; aynı zamanda uyumsuz, sanatçı ruhlu ve fazlasıyla kırılgan.

Hazırladığımız listedeki şarkıları içselleştirebilmeniz ve diziyi daha önce izlemeyenler için kısa bir tanıtım olması adına ana karakterlerden kısaca bahsettik. Şimdi sizleri lafı daha da uzatmadan, dizide çalan şarkılardan bazılarıyla baş başa bırakıyoruz.

1- The Devlins/Waiting

Birinci sezon birinci bölümün kapanış şarkısı olan Waiting, çoğu insanın, İrlandalı The Devlins grubunu tanımasını sağlamıştır. 4 albümü olan ve 2013 yılında intihar ederek hayatına son veren Colin Devlin’in solistliğini yaptığı indie-rock grubunun Crossing the River şarkısı da Batman Forever filminde soundtrack olarak kullanılmıştır.

2- Custom/Hey Mister

Claire’ın, Cabe’in işlediği bir suça tanıklık etmek zorunda kalacağı anı izlemeden hemen önce duymaya başladığımız, New York çıkışlı rock müzisyeni Custom’ın (aynı zamanda Duane Layold olarak da bilinir) MTV tarafından yasaklanmış bir video klibe sahip olan Hey Mister şarkısını dinliyoruz. 22 yaşındaki kadın aktrisin, genç bir kız olarak gösterildiği video klipte, kadının vücuduna yazılan cinsel içerikli yazılar ve pedofili çağrışımı yapan görüntülerin rahatsızlık verici olduğu gerekçesiyle klibin gösterimi yasaklanmıştır.

3- Sarah Blasko/Always Worth It

İrlandalı bir şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı olan Sarah Blasko, 90’lardan başlayıp 2001’e kadar Sidney merkezli bir grup olan Acquiesce ile beraber müzik yaparken, bu yıldan sonra solo albümler kaydederek kariyer hayatına devam etmiştir. 2009 yılında ARIA Müzik Ödülleri tarafından da “En İyi Kadın Sanatçı Ödülü”ne layık görülmüştür.

4- Steppenwolf/Born To Be Wild

Bölüm içerisinde yalnızca birkaç saniyesini duyabildiğimiz ancak şarkı başladığı anda diziyi durdurup sahneyi kendi zihnimizde tamamlamak için dinlemek isteyeceğimiz bir şarkı Born To Be Wild. Şarkının da özdeşleşmiş olduğu şeyden anlaşılacağı gibi bir grup motosikletçinin, arkadaşlarının cenaze töreni için bulunduğu The Fisher & Sons Funeral Home’da alışık olduğumuzdan farklı bir tören gerçekleştiriliyor.

5- Tom Mcrae/Overthrown

İngiltere’nin depresif şarkıcılarından biri olarak tanımlayabileceğimiz Tom Mcrae, kırılgan ses tonuyla çarpıcı sözleri bile sakinlikle söyleyerek dinleyenleri etkilemeyi başarıyor. Genç yaşlarda müzikle tanışıp kendine Billy Bragg, Bob Dylan, Paul Simon, Neil Young, Kate Bush, U2 gibi isimleri örnek alan şarkıcı, zamanla kendi şarkı sözlerini yazıp müziğini oluşturmaya başlamış. Dizide Overthrown şarkısını dinlediğimiz Tom Mcrae’nin The Boy with the Bubblegun şarkısı da dinleyenleri tarafından en çok sevilen şarkılarından biri.

Sanatçının albümlerine ve kendisiyle ilgili ayrıntılı bilgilere kendi ismini taşıyan internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

6- Frou Frou/Must Be A Dreaming

Grammy Ödülleri’ne iki dalda aday olan ve “En İyi Tasarlanmış Albüm Ödülü”nü alan, Imogen Heap’ın solistliğini yaptığı Britanyalı grubun ismi Rimbaud’un “Ma Bohème” şiirindeki bir dizeden türetilmiştir. Dans eden kadınların eteklerinden çıkan hışırtının Fransızca ses yansımasıdır “frou frou”. Ayrıca, Tolstoy’un Anna Karenina kitabındaki “Count Vronsky” karakterinin atının ismi olarak da biliniyor. Farkında olmadan bağımlılık yapan grubun şarkılarında, insana dinginlik veren bir hava var. Mottosu “Frou frou makes you happy!” olan grubun tam da bunu hissettiren şarkılar yaptığını dinledikçe bizler de daha iyi keşfediyoruz.

7- Death Cab for Cutie/Transatlanticism

Dinlerken nakaratına eşlik etmekten kendimizi alıkoyamadığımız, dizinin en akılda kalıcı sahnelerinden birinde yer alan Transatlanticism şarkısı, Claire’ın aşık olduğunu sanıp, aslında sadece büyük bir hayranlık beslediği, Eddie’ye olan hislerini dışa vurduğu anın temsilidir bir nevi. Şarkının nakaratındaki “I need you so much closer” cümlesinin peş peşe tekrarı, küçük bir ricanın büyük bir yakarışa dönmesi gibidir. 90’lı yılların sonlarında indie rock grubu olarak çıkış yapan Death Cab for Cutie‘nin, dinleyenleri tarafından da en etkileyici şarkılarından biri olarak düşünülen Transatlanticism şarkısı, dizinin depresifliği yetmezmiş gibi hüzünlü tınılarıyla izleyenlerin aklında kalıcı olmayı başarmıştır.

8- The Pretenders/Back On The Chain Gang

Chrissie Hynde tarafından kurulan İngiliz-Amerikan rock grubu The Pretenders’ın, Pitchfork Media‘nın hazırladığı bir ankette 1977-2006 yılları arasında çıkan en iyi 500 şarkı listesine girmeyi başaran şarkısı Back On The Chain Gang, The King of Comedy filminin soundtrack albümünde de yer almıştır. Aynı zamanda bu parçaya How I Met Your Mother dizisinden de aşina olanlarımız vardır.

9- Ryan Adams/Let It Ride

Amerikalı şarkıcı, söz yazarı, plak üreticisi ve şair olarak pek çok sıfatı bünyesinde barındıran Ryan Adams, 5 Kasım 1974 tarihinde dünyaya gelmiştir ve bugüne kadarki kariyer hayatında pek çok solo albüm ve üyesi olduğu gruplarla stüdyo albümleri kaydetmiştir. 8 yaşındayken büyükannesinin daktilosunda yazılar yazmaya, 14 yaşındayken de elektro gitar çalmaya başlamıştır.

10- Sia/Breathe Me

Son olarak; dizinin final sahnesinde dinleyip etkisinden uzun süre çıkamadığımız o şarkı ve pek çoğumuzun tanıdığı, severek dinlediği Sia’nın sesinde kendimizi kaybetme anı…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here