Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
71

Albert Camus, 1913 Cezayir doğumlu olmasına rağmen Fransız kökenli bir filozoftur. Cezayir Üniversitesinde Felfese eğitimi almıştır ama sağlık sorunlarından ötürü doktorasını tamamlayamamıştır. 1950 yılında Cezayir ile Fransa arasında oluşan iç savaşta Camus başta olmak üzere diğer yazarlar da Cezayirli yerlilerin yanında olmuştur. Çünkü Camus’nun felsefesi olan varoluşçuluk “haklının yanında ol” der.

Felsefesi

Camus’nun iki eserinden biri olan Sisifos Söyleni, II. Dünya Savaşı dönemine denk gelir. Savaşın yıkımından dolayı insana olan güven zedelenmiştir. Varoluşçuluk da tam olarak bunu sorgulayan bir felsefe diyebiliriz. Varoluşçuluktan önce yer alan Aydınlanma Felsefesi’ne göre, insan aklı her şeyden üstün ve her şeyin üstünden gelebilirdi. Ama insan aklı aksine, iki tane dünya savaşına yol açtı. Böylelikle insan aklı başta olmak üzere Aydınlanma Felsefesi’ne de olan inanç bitmiş oldu.

Camus genel olarak iki felsefe üzerinde yoğunlaşmıştı. Yabancı eserinde işlenen saçma ve uyumsuzluk felsefesi ve Sisifos Söyleni eserinde işlenen başkaldırı felsefesi. Buradaki başkaldırı insanın kendini engelleyen şeylere karşı tutum sergilemesidir. Dünyanın anlamsızlığı üzerine ve daha iyi bir toplum için başkaldırma temaları üzerinde durmuştur.

Camus’ya göre dünya insandan ahlaki yargılar oluşturmasını ister fakat dünya insanın mutsuzluk isteğine karşı kayıtsızdır. Burada bir çarpışma durumu ortaya çıkar. Camus bu çarpışma durumunu saçmalık olarak değerlendirir. İnsan bu saçmalık duygusunu aşmak için arayışa girer. Bu iki durumdan biri ortadan kalkmalıdır ki çözüm gelsin. İnsanın ortadan kalkması intihar demektir. Çözüm değildir bu, hatta saçma olana boyun eğiştir. Camus’ya göre saçma durumu dürüstçe kabul etmek gerekir. Bu bilinçli insanı başkaldırıya, özgürlüğe ve tutkuya götürür.

“Sisifos’u mutlu biri olarak hayal etmeliyiz.”

Camus’ya göre insan ölümlüdür ve umut yoktur bu konuda. Ama umutsuzluk demek olumsuzluk demek değildir. Sisifos sonsuza kadar cezaya çarptırılır. Onun için umut yoktur ama bu olumsuz bir şey de değildir. Mutludur Sisifos, çünkü o saçmalığı kabul etmiştir.

Sisifos Söyleni

Camus’nun denemesi Yunan mitolojisiyle isimlendirilmiştir. Sisifos rüzgarın tanrısı Aidos’un oğludur. Aynı zamanda Korint kralı olan Sisifos, kızını arayan ırmak tanrısı Asopos’a kızının Zeus tarafından kaçırıldığını söyler ve karşılığında da kalesinin içinden bir ırmak akmasını ister. Zeus, Sisifos’un bu ihanetine karşılık ona ölüm meleği Tharantos’u göndererek cezalandırır. Fakat Sisifos ölüm meleğini zincire vurur. Zeus müdahil olur olaya ve Sisifos ceza olarak ölüler ülkesine gönderilir. Bunun öncesinde de Sisifos, karısı Menope’den onun için bir cenaze töreni yapmamasını ister. Hades bu durumu hoş karşılamaz. Sisifos Hades’e yeryüzüne dönüp karısını cezalandırmak istediğini söyler. Ve Hades bunu kabul eder. Yeryüzüne dönen Sisifos bir daha geri dönmek istemez, gerçek ölüm meleği ona gelinceye kadar orada kalır. Öldüğünde de sıra cezasına gelmiştir. Ölüler ülkesi tanrıları tarafından sonsuza kadar bir taşı yuvarlamaya mahkum edilir. Taş tam hedefe, tepeye ulaşacakken aşağıya yuvarlanır ve bu durum sonsuza kadar devam eder.

Sisifos Söyleni Yorumu 

Camus için Sisifos, denemelerinden açıkladığı uyumsuz-saçma insanın mitolojik bir öyküde vücut bulmuş halidir. Sisifos durumdaki saçmayı kabul etmekle kalmaz, aynı zamanda ona başkaldırarak yaşar. Umutsuzdur Sisifos, hayatındaki olumsuzluklara rağmen ölümü çözüm yolu olarak görmez. Başkaldırı onun için kendini doğrulama biçimidir. Camus bizden Sisifos’un mutlu olduğunu düşünmemizi ister, çünkü o baş kaldırabilmiş, cezasını kaderi yapmış ve kayayı kendi kayası haline dönüştürmüş biridir.

Denemeye dönecek olursak tanrılar Sisifos’u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlamaya mahkum etmiştir. Yarasız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüştür tanrılar. O kadar da haksız sayılmazlar.

Camus, Sisifos’u hem dünyadaki yaşam şekli (tanrıları hafife alışı, sırlarını ortaya çıkarışı, onları hor görüşü, ölüme kin ve yaşama tutku duyuşu) hem de cezalandırılış şekliyle absürt kahraman olarak tanımlıyor. Camus’yu asıl etkileyen şey kayanın her aşağı yuvarlanışını gördüğünde Sisifos’un aklından geçenler. Sisifos tepeden aşağıya inerken, yaptığı şeyin ne kadar saçma ve absürt olduğunun farkında. Sisifos ardına bakınca veya artık mutlu olmak isteyince karamsarlığa kapılır ama ne zaman ki kaderine razı olur, acılar ve karamsarlığı kaybolup gider. Camus, Sisifos’un cezasının anlamsızlığını ve sonsuzluğunu kabullenmesinin onun üzerinde olumsuz etkiyi azalttığını düşünür.

“Ama bir tek dünya var yalnızca. Mutluluk ve uyumsuz aynı yeryüzünün iki oğlu birbirinden ayrılamazlar.”

Camus’ya göre mutluluk ve absürt birbirine çok yakındır. Her ikisi de dünyanın kaderimizin bizim elimizde olduğunu savunur. Ve bu hayat içinde yapacaklarımızdan ibaret olduğumuzu söyler.

Son olarak insan oğlunun Sisifos olarak değerlendirecek olursak, tanrı insana sonucu bilinen bir eylem (ölüm) veriyor ve bizler de bu absürtlüğün farkındayız ve bu saçmalığı her gün yaşıyoruz Sisifos gibi. Çünkü hedeflerimiz var, taşı yukarı çıkartacağız ve taş aşağıya indiğinde tekrar yukarıya çıkartacağız. Bizi de Sisifos gibi mutlu eden budur yani hayatta hedeflerimizin olması.

 

Kaynak: 1, 2

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
71

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here