Oldukça güncel bir ismi konuk ediyoruz, postmodern sanattan bahsederken adını anmadan geçemediğimiz bir isim: Damien Hirst. 1965 doğumlu İngiliz sanatçı, 90’lı yıllardan itibaren sanat piyasasının yadsınamaz derecede büyük isimlerinden biri olmayı başarmış, YBA olarak bildiğimiz Genç Britanyalı Sanatçılar grubunun bir anlamda yaratıcısı diyebileceğimiz Charles Saatchi tarafından da desteklenen bir sanatçı. Seveni sevmeyeni kadar fazla, sanatını anlamlandıramadığı gibi tiksindirici ve vahşice bulanı da, düşündürücü olmasının yanında aslında uç bir noktada olduğunu söyleyenler de mevcut. “Şok” eden etkisiyle Damien Hirst’ün neyin sanat olduğuna dair yüzyıllardır devam eden tartışmaların yaşadığımız yüzyıla bakan tarafında rastlayacağımız isim gruplarından birinde olduğunu biliyoruz. Peki bu kadar akıllarda yer eden sanatçının isminin markalaşmasına kadar varan süreç nasıl başladı, Damien Hirst aslında kim? İki bölümden oluşacak yazıda yapıtlarını ve fikirlerini inceleyerek bu sorulara cevap arayacağız.

1991
1991

Zorlu bir yaşam mücadelesi verdiği yılları anlatan uzun soluklu biyografisinden ziyade onu anlatacak en öz ve belki ilk çalışması sanat hayatının daha henüz başındayken, sanat akademisinde okuduğu yıllarda, bir morgda kesik bir başla beraber kendisinin gülümser halde verdiği pozdur. Bu pozu verdiği zamanlarda henüz kimsenin bilmediği bir isim olmasına karşın gelecekte yapacağı sansasyonel işlerin sinyalini vermişti ve o yıllarda başlayan ölüme dair ilgisinin devam ettiğini takip eden yıllardaki işlerine bakarak da söyleyebiliriz. Hatta kendisi ele aldığı temayı hissedebilmek, ölümü yaşayan bir insanken deneyimleyebileceği en derin noktada deneyimlemek adına kendini hasta etmeye çalışmış ve uzun bir süre bu fikirle obsesif bir halde yaşamını sürdürmüş ve kendi söylemiyle aslında merak ettiği o karanlık noktaya oldukça yaklaşmıştır. Bu sürrealist deneyimden sonra ölüm teması işlerinde daha belirgin bir şekilde kendini göstermeye başlamış, YBA bünyesindeki sanatçılardan da bazılarının hedeflediği izleyici üzerindeki “şok” beklentisini karşılayacak, bununla beraber çeşitli hayvan hakları aktivistlerinin tepkisini çeken ve bazı toplulukların da konuyla alakalı protesto eylemlerine varacak kadar ses getiren, hayvanları formaldehit isimli sıvı içerisinde dev boyutlu cam yapılarda sergilemeye başlamıştır. Bu işlerden en popüleri olan “Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkansızlığı” formaldehit sıvısı içerisinde hayvanın ölümünden hemen sonra hazneye yerleştirilmesiyle aslında modern anlamda bir tuvalin içerisinde, şekli itibariyle sınırlı bir yapı içinde ölümü incelerken, postmodern açıdan baktığımızda tuvale hiperrealist bir görüntüyü aktarmaktan ziyade bir hayvanın ölümünden hemen sonraki son anı sınırsız bir ebediyete hapsediyor ve izleyiciyi adından da anlaşılacağı üzere ölümle karşı karşıya bırakarak anlamın izleyici tarafından tamamlanacağı bir açık yapıt sunuyor.

Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkansızlığı, 1991
Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkansızlığı, 1991

Tabi bu noktada belirtmekte fayda var ki bu aslında Damien Hirst’ün ilk köpekbalığı değil. 1992’de ilk kez sergilenmesinden sonra bu sıvıdaki çözülmeler üzerine ikinci bir tekrar yapılarak eserin yeniden oluşturulduğunu biliyoruz. Sıvının bir süre sonra çözülerek köpekbalığında çürümeye sebep olmasıyla hayvanın derisinde kırışmalar ve çeşitli deformasyonlar meydana gelmişti. İzleyiciye sunulduğu dönemde eserinde başlığıyla ilintili olarak amaçlanan canlılık yerini bulanık, bitik bir görüntüye bırakmıştı. Köpekbalığını kurtarmak adına çeşitli denemeler yapılmasına rağmen başarısızlıkla sonuçlandı. Aslında bu amaçlanan bir son değil, fakat tam tersi yorumlarda mevcut. Damien Hirst bu sıvının çözüleceğinden haberdardı, başka sıvılar da kullanabilirdi fakat bu şekilde eserin ölümsüzlüğünü imkansızlaştırarak sınırladı ve ölüm fikrini yine fizikselleştirdi. Tüm bu kavramsallaştırmalardan sonra yapıtın ikincisinin yapılması yine bir sorular silsilesine sebep olmakta; ikinci eser üretildiği takdirde eserin fikirsel sürecinin önemi ile metalaştırıldığı ve pazarlama aracı olmaktan ayrılacağı çizgi ne derecede belirginliğini koruyabiliyor? Zaten biliyoruz ki Damien Hirst, YBA, Charles Saatchi gibi isimler yan yanayken sanat eserlerinin pazarlama stratejilerinin ve etiket fiyatındaki sıfırların konuşulduğu bir denklemi göz ardı etmek mümkün değil.

Tanrı Aşkına, 2007
Tanrı Aşkına, 2007

Buna paralel olarak inceleyebileceğimiz bir diğer iş “Tanrı Aşkına” daha bilindik ismiyle “Elmas Kafa”. Aslında 51 milyon Euro fiyattan satılan ki bu fiyat ile en pahalı eserlerden biri olarak tarihe geçiyor, üzerinde binlerce elmas kullanılarak meydana getirilen bu eserden kısaca bahsetmek gerekirse; 18.yy. yaşamış İngiliz bir adamın kafatası kalıbı çıkartılarak oluşturmuş Hirst. Fakat  “oluşturmuş” derken aslında eli değmeden atölye çalışanları tarafından hazırlanmış, düşünsel sürecin Hirst’e ait olmasının kimine yettiği, kiminin ise bu noktada eleştiri yağmuruna tuttuğu bu eser, aslında ölüm denildiğinde oldukça popüler bir imge olan kurukafanın kullanılması açısından oldukça sıradan bulunabilir. Damien Hirst bunu sanat yaşamının başladığı yıllardan günümüze kadar uzanan süreçte meydana getirdiği birçok işte kullanmaktan çekinmiyor bilakis tam da bu popülerlikten yararlanmayı hedefliyor. Ölüm temasına ilgisinin belirgin olduğu işinde de kuru kafa kullanarak oldukça negatif bir imgeyi pozitif bir şeye dönüştürmeyi hedefliyor ve bu fikrine en büyük destekte kullandığı elmaslardan geliyor. Kendi söylemiyle aslında bu süreçte biraz çekinikmiş çünkü eser meydana geldiğinde dökük durması onu korkutmuş, fakat bittiğinde optimistik bir esere dönüşmesi onu da büyülemiş.

Harika Bir Dünya, 2001
Harika Bir Dünya, 2001

Tabi Hirst’ün köpekbalığı, kuzu gibi çeşitli hayvanları da kullanmasının haricinde kelebek, sinek gibi türleri de kullanarak örneklendirebileceğimiz çok sayıda eseri mevcut. Bununla beraber aslında kendisi bir noktada tekrara düşerek çalışmalarında ki tutkuyu eskiye nispeten yitirdiğini de belirtmek gerekir. Atölyesinde çalıştırdığı yüzlerce asistan tarafından meydana getirilen eserler, devam eden süreçte ölüm yaşam temalarının haricinde gizli bir “para” temasının da Hirst’ün sanatının merkezine yerleşmiş olması, tüketim toplumunda, kapitalist sistemin içerisinde sanatında malzeme olması, “değer atfetmenin yerini etiket fiyatının almasıyla” postmodern sanatın popüler isimlerinin bu hızlı alışverişte birer marka haline gelmesiyle sonuçlanmış. Eserin fikirsel aşaması ve devam eden sürecin yoğunluğundan ziyade  “galericiler, küratörler, müzayedeler, koleksiyonerler, sponsorlar, sanatseverler…” ve zincirin en önemli halkası sanatçılardan oluşan bu yoğun pazarlama hattında ki yeni sanatçılar için yoğun bir mücadele ortamı haline gelmesinde büyük rol oynamıştır.

 

Kaynak: 1, 2, 3, 4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here