Montaj tekniklerinde yaşanan gelişmelerden çok önce Sovyet sineması, aksiyonu ve olayı eksen alan melodramlar çekmeye yöneldi. Oysaki montaj ve kurgu aşamasında çalışanlar, montajın yalnızca teknik boyutlarıyla ilgilendiler. 1918 yılında sona eren Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Rusya’nın yaşadığı ekonomik kriz, sinemacıların uzun ve detaylı çekimler yapmalarını engelledi. Ancak dönemin yönetmenleri, imkanların sınırlılığını bir avantaja dönüştürme yoluna gittiler. Sovyetik Montaj aslında, 1924­-1930 yılları arasında belli bir sinema yaklaşımının ideolojik ve biçimsel dinamiklerini ifade etmek için kullanılan bir sözcüktür. Bu dönemlerde Rus yönetimi, Eğitim Komisyonu üzerinden film üretimini ciddi anlamda denetlemekte ve her yönetmen için ayrılan makara stokunu belli bir sınırda tutmaktaydı. Öte yandan bu sınırlılık, “icadı doğuran şey ihtiyaçtır” sözünü doğrularcasına zamanla bir avantaja dönüştü. Eldeki yetersiz kaynakları en iyi biçimde kullanma çabası yeni bir tür görsel yaratıcılığın gelişmesine zemin hazırladı. Bu dönemde Dziga Vertov, 1917 Rus Devrimi’ni anlatacak bir belgesel için arşivlerden ve çeşitli kaynaklardan elde kalan görüntüleri derleme çabası içine girmişken, Lev Kuleshov, Moskova’daki Devlet Sinema Okulunda öğretim görevlisi olarak çalıştığı dönemde kurgu ve montajın her aşamasını öğrenmişti. Sovyetik montajla belki de en çok özdeşleşmiş isim olan Sergei Einstein, özellikle 1920’lerin başında iç savaşta mücadele veren birlikler için çalışan propaganda treninde çalışmıştı. Aynı yıllarda Eisenstein, Moskova’daki Proletkult Tiyatrosu’nda da çalışmaya başladı. 1924 yılında Lev Kuleshov’un ilk filmi Devlet Sinema Okulunda gösterilmesinin ardından Sovyetik Montajın yıldızı da yavaş yavaş parlamaya başladı. Montaj akımı bu dönemde ortaya çıkmış olsa da esas olarak etkinleştiği 1930’ların başıdır. Bu, biraz da toplumsal gerçekçi filmler talep eden Rus hükümeti sayesinde gerçekleşti denilebilir. Pudovkin kurguda daha net ve yapılandırılmış sekanslar yaratma eğilimindeyken, Eisenstein kurguda belli ölçüde kargaşa ve kaos öğeleri kullanmaktan yanaydı. Bunun izleyicide daha güçlü etkiler bırakacağı düşüncesindeydi.

Eisenstein’ın sanat anlayışında tipik ve ekstrem ölçülerde bireyselleştirilmiş karakterlere pek yer yoktu. Bunun yerine kapsamlı ve ilişkisel bir kavramsal çerçeve içinde ilerler. Bunun toplumu tipik ve karikatürize bir karakter gibi yansıtmaya imkân vereceği inancındaydı. Montajın patlayan ve canlı ifadeler yaratma imkânı vermesine karşın dönemin yönetimi bunun oldukça soyut kaldığı ve izleyici kitlesi üzerinde yabancılaştırıcı bir etki bıraktığına inanmaktaydı. Onlara göre montaj fazla seçkinciydi. Sergei Eisenstein, uzun yıllar montaj hareketinin en önemli ismi olarak kabul edilmesine karşın son dönemlerde yapıtları güçlü eleştirilere maruz kalmış ve belli ölçüde itibar kaybetmişti. V.F. Perkins yazılarında, montajı fazla kaba bulduğunu belirtmiştir. Ona göre bu kadar müdahale filmi, sinemayı sanat yapan incelik ve zekadan yoksun kılmaktaydı.

Eisenstein aslında sanat tahsili almamış, mühendislik kökenli bir yönetmendi. Bu durum işlerinin niteliğini açıklamaktadır. Önceleri Kızıl Ordu’da görev alan Eisenstein, sonrasında İşçi Tiyatro Kumpanyası’nda çalıştı. Grev (1924), Potemkin Zırhlısı (1926) ve Ekim (l927)’ın kısa sürede çok sayıda izleyiciye ulaşması birdenbire montajın da yıldızının parlamasına neden oldu. Eisenstein 1925 yılında Hollywood’a giderek Dreiser’ın yazdığı bir hikâye olan ‘An American Tragedy’ isimli eserin uzun metrajlı sinema uyarlamasına girişmişse de bunu gerçekleştirmeyi başaramamıştı. Eisenstein Rusya’ya döndüğünde, Rus toplumunun ve kültürünün yeni dinamiklerine, yeniden eskisi gibi hâkim olmayı başaramadı. Grev (1924), bizlere bir fabrikada çalışan işçilerin patronlarına karşı verdikleri mücadeleyi ve bir ayaklanmayı anlatmaktadır. Yine burada da montaj, zor ve sert politik fikirlerin oldukça güçlü bir biçimde anlatılmasını sağlayan bir araç olarak kullanılmıştı. Filmin bir sahnesinde, katledilen işçilerin görüntüleri kesilen bir boğanın görüntüsüyle değişmeli olarak ekrana yansıtılmaktadır.

Sovyetik montaj modern filmlere ilham vermiş olan bir ana damardır. Dokunulmazlar (1987) filmindeki gerilimin zirve yaptığı sahnelerden biri olan, bir bebek arabasının merdivenlerden yuvarlandığı sahne Potemkin Zırhlısı’nın çok bilinen bir sekansını çağrıştırmaktadır. Akıcı ivmesiyle montaj, günümüz modern sinemasındaki karşılığını aksiyon sinemasında ve film fragmanlarında bulmuş gibidir.

Kaynakça:

Clarke, James (2011). Sinema Akımları. Kalkedon, İstanbul, Türkiye

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here