Bu içerik Gizem Değer tarafından seslendirilmiştir. Wannart’a bu katkısından dolayı kendisine bir teşekkürü borç biliriz. Gizem Değer’i Twitter ve Instagram‘dan takip edebilirsiniz. İyi dinlemeler.

İtalyan Yeni Gerçekçiliği yani Neo Realismo, II. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıktı. Savaş sonrasında İtalya’da faşist yönetimle birlikte Büyük Roma İmparatorluğu’nu yeniden yaratma ülküsü bitmiş görünüyordu. Geriye sadece milyonlarca işsiz, fakir ve hastalıklı bir halk kaldı. Böyle bir ortamda zaten bir çıkış ve kimlik arayan İtalyan Sineması da yeni bir atılım içine girdi. Çünkü İtalya’da faşist yönetim, Nazi Almanya’sındaki gibi sinemaya önem vermedi. Daha çok Hollywood benzeri müzikal filmler çekiliyordu ülke içinde. Bunlarda daha çok düşük bütçeli taklit filmlerdi. Ancak ilerleyen dönemlerde Mussolini ile faşist hükümet sinema ile ilgilenmeye başladı. Almanya’daki etkisi görüldükten sonra İtalyan İmparatorluğu’nun tarihsel ve dönemsel propagandası için sinemaya destek verildi. Bu bağlamda film stüdyoları kuruldu, sinema okulları açıldı, yabancı filmlerin yayın süreleri azaltıldı. Ancak yine de Almanya’nın faşizan ama bir o kadar da sanatsal olan filmlerinin sanatsallığı yakalanamadı.  Bunun en önemli nedeni olarak, açılan sinema okullarında eğitim alan genç yönetmenlerdi. Bu genç yönetmenler faşist ülküye ait filmler çekmek istemiyor, ortaya bu düşünceye uygun filmler çıkaramıyorlardı. İşte bu genç yönetmenler ve o dönemde halihazırda yasaklanan yönetmenler, ileride İtalyan Yeni Gerçekçi Sineması’nın önderleri olacaktı. Mussolini döneminin ‘Beyaz Telefon Filmleri’ olarak da adlandırılan pembe salon filmlerine bir tepki olarak bu akım çerçevesinde birçok yapım gösterime girecekti. Bu konuyu ünlü sinema eleştirmeni Andre Bazin’de ele almıştır. Bazin bir metninde, İtalya’daki gerçeklik konularının faşist dönemden itibaren geliştiğini ve 1940’ların sonuna doğru zirveye ulaştığını yazmaktadır. Hatta metnin bir bölümünde Bazin; ‘Faşistlerin kapitalizmi ve sömürgeciliği hiç olmazsa İtalya’yı, Amerikan vari modern stüdyolarla donattı. Bu stüdyolar İtalya’ya budalaca, melodramatik ve başıboş filmlere mal olsa da zeki yönetmenlere ve şimdiki yapıtların öncüsü olan değerli çevirmelerine engel olamadı.’ Bazin’in de aktardığı gibi bu akım, kısa süre içinde gelişen ve patlayan bir akım değil, uzun sürece yayılan, başlangıcı ve gelişimi olan bir akımdır. Bu akımın ilk filmlerini; Blasetti, Lattauada, Rosselini, Visconti, Soldati gibi isimler verdi. Bu yönetmenlerin filmleri, toplumsal gerçeklik çabası gözeten, estetik kaygı ve değer taşıyan filmlerdir.

İtalyan Yeni Gerçekçi Akımı, seyircide gerçekçilik hissini artırma ve filme daha nesnel bakmasını sağlama anlayışını benimsetti. Böylece yıldız oyuncu sisteminin aksine amatör oyuncularla çalışılmış; çekimlerde ağırlıklı olarak devasa stüdyolar yerine gerçek mekanlar tercih edilmiş; anlatımda da ağdalı ya da aşırı sanatsal bir söylemden kaçınıp, alabildiğine sade ve yalın bir dil oluşturuldu. Yeni Gerçekçilik Akımı ile kamera artık İtalyan sokaklarına girerek, toplumsal yaşam daha bir özveriyle gözlemlenip ve dert edinilen konular bireyselden ziyade daha çok yoksulluk, savaş, siyasi düzen, ekonomik çatışma gibi kitleleri ilgilendiren meselelerden seçildi. Senaryonun temeli gündelik gerçekten bağını kopardığı zaman bile İtalyan filmleri her şeyden önce yeniden oluşturulan röportaj nitelikli film anlayışına kayıyordu. İtalyan filmlerinin olgusu ve örgüsü; Amerikan, Fransız sinemalarının sık sık çeşitli derecelerde olduğu gibi tarih yönünden yansız, trajedi dekorları gibi hemen hemen soyut bir toplumsal mekânda geçmez. Bu filmler birer belge niteliği taşır.

Senaryolar, derinine indiği toplumsal alanla birlikte incelenir. Yani senaryolar, ele aldığı toplumsal yapıdan bağımsız incelenememekteydi. Nitekim İtalyan Sineması’nın hayranlık uyandırmaktan geri kalmasına ve özellikle de Batı uluslarında geniş bir seyirci kitlesine ulaştıran şey, günlük gerçeğin sinemaya kazandırdığı anlamdır. Çünkü II. Dünya Savaşı’ndan yorgun çıkan tek ülke İtalya değildi. Batı’daki çoğu toplum bu savaş yıllarında yorgun ve fakirleşerek çıktılar. Bu da günlük hayatta işsizlik, geçim sıkıntısı, hastalıklarla boğuşan Batı toplumlarının, İtalyan Gerçekçi sinemaya ilgi duyulmasını sağladı. Kendisini hala kine ve faşistliğe inandıran birçok medeniyete rağmen bu gerçekçi akım, doğrudan doğruya kendi çizdiği çağın içinde devrimci bir hümanizmayı kurtaran ilk sinemaydı.

Bu akımın en önemli özelliklerinden biri de yukarıda kısaca bahsettiğim amatör ve halktan oyunculardı. Tabi ki bu yeni bir durum değildi. Yani İtalyan sinemasının o dönemlerde yarattığı devrime oyuncu seçimleri girmiyordu. Çünkü Sovyet yönetmenlerde filmlerindeki gerçeklik etkisini artırmak için, oyunculuk tecrübesi olmayan insanları oynattılar. Ancak, Yeni Gerçekçi akımda bu durum daha farklı bir şekilde oldu. Oyuncu seçimi rollere uygunlukla ilgiliydi. Örneğin; müzikal bir tarzda film varsa başrol oyuncu değil şarkıcıdır. Ancak halkın geneline hitap eden, beğenisini kazanan bir şarkıcıdır. Bu yüzdendir ki, oyunculardan, yönetmenler çok az rol yapmalarını ister. Bir şarkıcı rolünü, yine bir şarkıcı canlandırdığı için zaten kendisi olması yeterlidir. Senaryolara tekrar dönecek olursak, olay örgüsü ve entrika açısından zayıf oldukları açıktır. Ancak bu bir eksiklik değil tercihtir. Bu akımda önemli olan, kişiler ve onların içinde yaşadıkları toplumun toplumsal ortamıdır. Yani ağırlıklı olarak Sosyolojik bir olay örgüsüne sahiptir bu filmler. Toplumbilimseldir. Yoksulluk, karaborsa, bahis, fuhuş, işsizlik gibi birçok ahlak dışı ve toplumsal yara olan konular gösterilir izleyiciye. 1952 yılına kadar sadece sosyolojik olay örgüsü hâkim olsa da bu tarihten sonra siyasi olay örgüsü de akıma dahil oldu.

Yine Andre Bazin’e yöneltilen, İtalyan Yeni Gerçekçi Sineması’nı nasıl özetlersiniz? sorusu tüm bu detaylı anlatımlarıma bir özet niteliğinde olabilir. Bazin; ‘Bu tür filmler sıradan insanların gündelik yaşamlarına sempatik bir bakış açısıyla eğilirken hemen kolaycı ahlaki yargılara varmıyorlardı. Soyut fikirlerden çok duygulara vurgu yapılıyordu. Kameralar stüdyodan dışarıya, sokağa taşındı. Sokaklarda yapılan çekimlerde doğal gün ışığı daha çok kullanıldı. Filmler siyah beyaz olsa bile. Çekimler sessiz olarak yapılıyor, sesler filme dublajla sonradan ekleniyordu. Belgesel filmleri andırır bir kadraj tercih edildi ve yine belgesellerde olduğu gibi kameraların zaman zaman elde de taşınarak kullanılması ve serbest kamera hareketleri yönetmenlerin özgürlüğünü artırdı. Alışılmış şekilde klasik bir dramatik hikâye örgüsü de yoktu. Edebi diyalogların yerine doğaçlama konuşmalar vardı. Kurguda da aşırılığa kaçılmıyor mümkün olduğunca basit doğal bir kurgu tercih ediliyordu.’ İşte tüm bunlar, Dünya Sineması’nda sadece İtalya’da değil başta Kıta Avrupa’sında olmak üzere önemli etkiler yaratan ve ilk dönemleri 1944 ile 1952 olarak görülen İtalyan Yeni Gerçekçi Sineması’nın öne çıkan özellikleriydi…

 

Öne çıkan İtalyan Yeni Gerçekçi Akımı filmleri;

I. Dönem Yeni Gerçekçi Filmleri:

Accattone (1961 – Pier Paolo Pasolini)

Germania, Anno Zero (1948 – Roberto Rossellini)

I Vitelloni (1952 – Federico Fellini)

La Terra Trema: Episodio del Mare (1948 – Luchino Visconti)

Ladri di Biciclette (1948 – Vittorio De Sica)

Ossessione (1942 – Luchino Visconti)

Roma, Città Aperta (1945 – Roberto Rossellini)

Paisa (1946 – Roberto Rossellini)

Sciuscià Vittorio De Sica

Germania Anno Zero (1948 – Roberto Rossellini)

La terra trema (1949 – Luchino Visconti)

Riso Amaro (1949 – Giuseppe De Santis)

Umberto D. (1952 – Vittorio de Sica)

 

II.Dönem Yeni Gerçekçi Filmleri:

La Strada (1954 – Federico Fellini)

Rocco e i Suoi Fratelli (1960 – Luchino Visconti)

Il Posto (1961 – Ermanno Olmi)

Mamma Roma (1962 – Pier Paolo Pasolini)

 

Kaynakça:

Coşkun, Esen E. (2011). Dünya Sinemasında Akımlar. Phoenix Yayınları, Ankara, Türkiye

Bazin, Andre (2011). Sinema Nedir?. Doruk Yayınları, İstanbul, Türkiye

 

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here