Evet, bu içeriğimizi biz günlere böldük ama izleyeceğiniz süreyi siz belirleyebilirsiniz. İçeriği bu şekilde oluşturma amacımız; sizlerle beraber her gün iki filmini izlediğimiz bir yönetmen hakkında genel hatlarıyla bilgi sahibi olmak. 3 günün sonunda toplam 6 film izleyip 3 yönetmen tanımış olacağız. Haydi bakalım! Şimdiden keyifli okumalar, iyi seyirler.

1.Gün: Alfred Hitchcock

Korku sineması denildiğinde akla ilk gelen isim, tabii ki usta yönetmen Alfred Hitchcock oluyor. Bazı anahtar kelimelerle Hitchcock tarzına buyurun beraber bakalım.

Cameo: Tanınmış birinin birkaç saniyeliğine filmde alakasız bir rol almasına “Cameo görünüm” denir. 66 filminin 37 tanesinde Cameo roller alan Hitchcock, Cameo’yu bir bakıma imzası haline getirmiştir.

The Birds (1963)

MacGuffin: Bu terim Alfred Hitchcock tarafından kullanılmaya başlanmış bir terimdir. Filmde başlarda izleyicinin dikkatini çekmeyen ama sonlara doğru önem kazanan bir ayrıntı olarak tanımlanabilir. Hitchcock bunu gizemi arttırmak, merak uyandırmak için araç olarak kullanır, izleyici önemli gördüğü için aklında tutar ama film sonunda mevzunun MacGuffin’den bağımsız olduğunu fark eder. Yani onun filmlerinde hiçbir zaman esas olay MacGuffin değildir.

Hitchcock Zoom: Diğer adıyla Vertigo Efekti’ni ilk kez “Vertigo” filminde gerilimi arttırmak amacıyla kullanmıştır. Bu efekt hakkında daha detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz.

Bir de tedirgin bekleyiş olayı vardır Hitchcock’un. Korku ve gerilim alanında bu kadar iyi olmasının nedenlerinden biri belki de izleyiciyi böyle tedirgin bir biçimde bekletmeyi başarabilmesidir.

Elbette Hitchcock ve filmleri hakkında söylenecek daha çok şey var. Sadece genel hatlarıyla bahsedebildiğimiz efsane yönetmen Hitchcock’un beraber çalıştığı oyuncularla ilişkisini de merak ediyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Belki önereceğimiz filmleri izlemişsinizdir diyerek sizlere 5 film önerdik. Siz 2 tanesini izleyerek ilk günü tamamlayabilirsiniz.

-PSYCHO (1960) IMDb puanı: 8.6

-THE BIRDS (1963) IMDb puanı: 7.8

-VERTIGO (1958) IMDb puanı: 8.4

-NORTH BY NORTHWEST (1959) IMDb puanı: 8.4

-REAR WINDOW (1954) IMDb puanı: 8.6

2. Gün: Stanley Kubrick

Stanley Kubrick, 1928 doğumlu, en sıra dışı yönetmenlerden biri. Yönetmen kimliğinin yanında çok da başarılı bir fotoğrafçı kendisi.

1940’lı yıllara ait, Kubrick’in çektiği bir fotoğraf

Teknik detaylara verdiği önemle bilinen Kubrick, ikisi kısa metraj olan toplam 15 filmin yönetmenliğini yapmış, sayıca az ama birbirinden başarılı ve özgün filmleriyle adını sinema tarihine hiç silinmeyecek şekilde kazımıştır. “Eğer bir şey yazılabiliyor ya da düşünülebiliyorsa filme de çekilebilir.” diyen Kubrick’in tarzına şöyle kısaca bir bakalım.

Stanley Kubrick denilince hemen detaylar geliyor aklımıza. Önce oradan başlayalım o zaman. Kubrick, sahnelerini hep anlamı olan detaylarla doldurmayı, sembolleri kullanmayı çok seviyor diyebiliriz. Hatta bunu o kadar abartıyor ki, izleyiciler filmlerini farklı şekilde anlayıp yorumlayabiliyorlar. Mesela Room 237 belgeseline göre Kubrick, The Shining filminde Amerika’nın aya çıkışının sahte olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Kubrick, A Clockword Orange, 2001: A Space Odyssey, Lolita gibi filmlerinde olduğu gibi, genellikle senaryolarını kendisi yazmak yerine edebiyat eserlerinden uyarlamayı seçmiş.

Kubrick filmlerini izlediğimizde hissettiğimiz şeylerden biri kesinlikle rahatsızlık oluyor. Eleştirisini yaparken, durum ne kadar kötü olursa olsun, problemi tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermesine alıştığımız filmlerinin bu rahatsız ediciliğine en güzel örneklerden biri A Clockword Orange diyebiliriz. Kubrick, şiddet içeren bir dünyayı tüm çıplaklığıyla göstermek, hepimizi dehşete düşürmek için tüm sınırları kaldırmış. Filmin detaylı incelemesi için tam olarak şuraya bakabilirsiniz.

Tekniğindeki kusursuzluktan bahsetmiştik. Evet, Kubrick “mükemmelliyetçilik” kelimesiyle beraber anılan bir yönetmen. Bu kadar titiz film çeken biri için bir filmin tamamlanma süresinin uzun olması çok da şaşırtmaz tabi ama yine de şöyle bir not düşelim: The Shining filmini 5 senede, Full Metal Jacket filmini 7 senede hatta Eyes Wide Shut filmini ise biraz daha abartıp 12 senede bitirmiş.

Buyurun ikinci gün filmlerimiz:

2001: A Space Odyssey (1968) IMDb: 8.3

A Clockword Orange (1971) IMDb: 8.3

The Shining (1980) IMDb: 8.4

Full Metal Jacket (1987) IMDb: 8.3

Eyes Wide Shut (1999) IMDb: 7.4

 

3. Gün: Quentin Tarantino

1963 doğumlu kara mizah ustası Quentin Jerome Tarantino, suç ve suçluları konu aldığı, bol kanlı filmleriyle sinema evrenindeki şüphesiz en önemli, en farklı yönetmenlerden biridir.

Onun hakkında söylenen tonla laf var. Kimi John Travolta gibi unutulmuş bir oyuncunun yıldızını tekrar parlatan, sinemaya farklı bir soluk getiren dahi yönetmen olarak görüyor. Kimi “nigger” (zenci) kelimesini kullandığı için onu ırkçı ilan ediyor veya bol kanlı filmlerinden rahatsızlık duyuyor. (Tarantino’nun verdiği bir röportajdan çevirdiğimiz “nigger” eleştirisiyle ilgili verdiği cevaba şuradan ulaşabilirsiniz.) Yani anlayacağınız pek arası yok Tarantino izleyicilerinin. Seven çok seviyor, koyu hayranı oluyor; sevmeyen ise hiç sevmiyor. Biz lafı daha da uzatmayarak listemizin son yönetmeninin sinema anlayışına şöyle bir bakalım.

Öncelikle Tarantino’nun filmlerinde olaylar doğru bir kronolojik sırayla anlatılmaz. Geçmişe doğru veya doğrusal olmayan farklı bir anlatım tarzı vardır.

Sinemada, Mexican Standoff (Meksika Açmazı) denilen üç karakterin birbirine aynı anda silah çekmesi olayı vardır ve Tarantino bunu çok sık kullanır. Trunk Shot (Bagaj Çekimi) ise kameranın bagajdan çekim yapmasıdır. Tarantino, filmlerinde bu yöntemi de çok fazla kullanmıştır.

Kendi filmlerinde Mr. Brown ve Jimmie Dimmick gibi rollerle karşımıza çıkan Tarantino, komedyenlere de sık sık küçük roller verir.

Karakterlerine takma isimler vermeyi, onlara siyah takım elbise içine beyaz gömlek giydirip bir de siyah kravat takmayı çok sever. Ayak fetişisti olduğu söylenen Tarantino’nun, kadın ayaklarına zoom yaptığı sahneleri de görürüz filmlerinde.

Bir film yaparken kendi eski filmleriyle bağlantı kuran Tarantino, başka bir filme veya bir şarkıcıya gönderme yapmaktan da hiç çekinmez. Mesela Reservoir Dogs filminin başında Madonna‘nın “Like a Virgin” şarkısına bir gönderme mevcut.

Son olarak, soundtrackleri efsanedir Tarantino’nun. Filmlerindeki tüm müzikler öyle doğru seçilmiş, o kadar yerinde kullanılmış ki! Pulp Fiction filminin şu sahnesine bir bakın, insan müziğin sahneye bu denli yakışmasına gerçekten hayret ediyor.

Kemerlerinizi bağlayın ve sıkı tutunun, işte son gün filmlerimiz:

Reservoir Dogs (1992) IMDb: 8.3

Pulp Fiction (1994) IMDb: 8.9

Jackie Brown (1997) IMDb: 7.5

Kill Bill: Vol.1 (2003) IMDb: 8.1

Kill Bill: Vol.2 (2004) IMDb: 8.0

The Hateful Eight (2015) IMDb: 7.8

 

 

 

Kaynak:1,2,3,4,5,6,7,8,9,

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here