17 Kasım 1957 tarihinde, Wisconsin eyaletine bağlı Plainfield kasabası şerifi Arthur Schley ve yanındaki birkaç polis, kasabadaki hırdavat dükkânının soyulması ve kaybolan dükkân sahibi Bernice Worden hakkında soruşturma yapmak üzere Eddie Gein’in çiftliğine gelmişti. Eddie, o gün dükkana girerken görülen son müşteriydi.

Şerif Schley, döküntülerin ve her tarafa saçılmış çöplerin arasında zor yürüyordu. Ayrıca dayanılmaz bir çürüme kokusu vardı.  Şerif el feneriyle mutfağı incelerken omzuna bir şey sürtündü. Başını kaldırdığında gördüğü manzara felaketti: Tavan kirişlerine bağlı bir ceset, baş aşağı sarkıyordu! Şerif yardımcılarından Frank Worden’in hırdavat dükkanı sahibi 50 yaşındaki kayıp annesi Bernice Worden bulunmuştu.

Ed Gein’in Yatak Odası

Ev içerisinde araştırma devam ederken keşiflerin Bayan Worden’ın cansız bedeniyle bitmediği fark edildi. Polisler bir ölüm çiftliğine girmişlerdi. Masanın üzerindeki kase bir kafatasının üst bölümüydü. İnsan derisinden yapılmış abajur, çöp sepeti; deriyle kaplanmış bir koltuk; bir kutu içerisinde kadın genital organları; meme uçlarından yapılmış bir kemer; bir insan kafası; dört burun ve bir kalp. Son buldukları şey ise sağlıklı bir insan aklının sınırlarının ötesindeydi: İnsan derisinden bir giysi! Tüm bu keşifler sürerken Eddie Gein yatak odasında sessizce oturuyordu.

 

Eddie Gein Kimdir?

27 Ağustos 1906 tarihinde Wisconsin’in La Crosse kasabasında Augusta ve George çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. İsmini Edward Theodore koydular. Kendisinden 7 yaş büyük Henry adında bir de abisi vardı. Babası George pasif, kişiliksiz, alkolik bir işsizdi. Annesi Augusta ise hastalık derecesinde katı bir dindardı.

Annesi Augusta’ya göre dünya günahkârlarla doluydu. Özellikle kadınlar hafifmeşrep ve ahlaksızdı ve çocukları onlardan her zaman uzak durmalıydı ki cehenneme gitmekten kurtulsunlar. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarını bu düşüncelerle yetiştirmişti. Amacı, oğullarının ileride gelişebilecek seksüel arzularını dizginlemekti. Augusta Gein’in büyük arzusu kent yaşamından uzaklaşmaktı. Bu yüzden taşrada çiftçilik yapmak ve böylece şehrin günahlarından oğullarını ve kendisini korumak için 1914’te ailesini Wisconsin-Plainfield’de büyük bir arazi üzerine kurulu bir çiftliğe taşıdı. En yakın komşuları yüzlerce metre uzaktaydı.

Eddie Gein’in Çiftlik Evi

Eddie okulda sıradan bir öğrenciydi. Arkadaşları onu biraz efemine ve utangaç buluyordu. Hiç arkadaşı yoktu, zaten biriyle arkadaşlık kurmak istediğinde annesi şiddetle karşı çıkıyordu. Abisi Henry ile çocuklukları ve ergenlikleri boyunca çiftlikte izole bir hayat sürdüler. 1940’ta babaları öldükten sonra annelerine destek olmak için kasabada çeşitli işlerde çalıştılar. Hatta Eddie zaman zaman komşularının çocuklarına bakıcılık yapıyordu.

Artık birer yetişkin olduklarında Henry, sosyal ilişkilerdeki başarısızlıklarından annesini sorumlu tutuyor ve onu eleştiriyordu. Eddie, abisinin, mükemmelliğin bir sembolü olduğunu düşündüğü annesini eleştirmesini şaşkınlıkla karşılıyor ve abisinin bu tavrından utanç duyuyordu. 16 Mayıs 1944’te çiftliğin yakınlarında çıkan yangını söndürmeye Eddie ile giden Henry’nin gizemli ölümü belki de Eddie’nin sahip olduğu bu düşünceler sebebiyleydi. Yangının etkilemediği bir alanda bulunan ve başında çeşitli yaralar olan Henry’yi utangaç ve sessiz Eddie’nin öldürmüş olabileceğini kimse düşünmüyordu. Adli tabibin açıklamasına göre Henry, yangının yarattığı yoğun duman sonucu oksijensiz kalmış ve boğulmuştu.

 

29 Aralık 1945’te annesi ölen Eddie Gein’in artık kimsesi kalmamıştı. Kendini ‘‘death cult’’ dergiler ve cinayet romanları okumaya veren Eddie, kalan vakitlerinde ise tuhaf hobileriyle ilgileniyordu: Gece karanlığında kasaba mezarlığını ziyaret etmek. Eddie yerel gazetelerin ölüm ilanlarını takip ediyor ve ölen kadınlardan haberdar oluyordu. Mezardan çıkardığı cesetlerin derilerini yüzüyor ve kendi üzerine giyiyordu. Göğüslere ve vajinaya sahip olmanın nasıl bir duygu olduğunu merak ediyor ve kendini bir kadın olarak düşlüyordu.

1940’ların sonları ile 1950’lerin ortası arasındaki dönemde Wisconsin eyaletinde kayıp kişi sayısı hayli artmıştı. Kayıpların ortak noktası Plainfield yakınlarında gerçekleşmiş olmasıydı. Eddie Gein’in çiftliğinde 13 farklı cesedin parçalarına ulaşılmıştı. Eddie Gein bunları mezardan kaçırdığını iddia ediyordu. Ancak sorgulama ilerleyince meyhane işletmecisi Mary Hogan’ı öldürdüğünü itiraf etti. Polis, gerçekten diğer cesetlerin bir kısmının mezardan çıkarıldığını ortaya çıkarmıştı. Eddie Gein’in sorumlu olduğu iki cinayet kalmıştı: Bernice Worden ve Mary Hogan.

Yakalanmasının ardından Gein’e bir dizi psikolojik test uygulandı. Sonuç beklendiği gibiydi: şizofren ve seksüel psikopat. Gein kadınlara karşı çelişkili duygular besliyordu. Bir yandan onlara duyduğu doğal seksüel duygular bir yandansa annesinin empoze ettiği nefret onun psikolojisini darmadağın ediyordu. Eddie’yi tanıyanların onun hakkında söyleyebildikleri en kötü şey onun biraz tuhaf olduğu, yüzünde garip bir tebessümle dolaştığı ve şaka anlayışının diğer insanlardan farklı olduğuydu.

1957’de yakalanışının ardından akıl hastanesine yatırıldı. 10 yıllık tedavinin ardından yargılanabilir hale geldi ve birinci derece cinayetten sorumlu tutularak suçlu bulundu. Ancak cinayetleri işlediği tarihte akıl hastası olduğundan ceza almadı ve suçlu akıl hastalarının olduğu bölüme yatırıldı. Ömrünün geri kalanını akıl hastanesinde uyumlu ve huzurlu bir şekilde geçirdi. Hatta hastanedeki doktorlara göre en sorunsuz kişi Eddie’ydi. Orada bol bol kitap okuyordu. 26 Temmuz 1984’te uzun zamandır muzdarip olduğu kanser hastalığı ölümüne neden oldu. Plainfield’de annesinin yanına gömüldü.

Edebiyata ve Sinemaya Etkileri

Eddie Gein’in ceset parçalarıyla yaptığı eşyalar Amerikan basınının dikkatini fazlasıyla çekmiş ve ülkede büyük yankı uyandırmıştı. Tüm bu vahşi işler onu ülke çapında ünlü biri haline getirdi. İlk önce yazar Robert Bloch, Eddie Gein’den esinlendiği karakteri Norman Bates’i yarattığı bir kitap yazdı. Bu roman ünlü film yönetmeni Alfred Hitchcock’un 1960’ta yönettiği ve başrolünü Anthony Perkins’in oynadığı psikolojik gerilim filmi Psycho’nun senaryosu haline getirildi. Daha sonraki yıllarda Gein tiplemeleri çeşitlilik gösterdi.

1974’te Tobe Hooper’ın ünlü Texas Chainsaw Massacre (Türkiye’de ‘‘Katil’’ adıyla gösterildi.) filmindeki başkarakter ‘‘Leather Face’’ yine Eddie Gein esintileri taşıyordu.

Yine yıllar sonra Eddie Gein ünlü ve Oscarlı bir filmde başka bir seri katil tipinin esin kaynağı oldu: Jonathan Demme’nin 1991’de çevirdiği ‘‘Silence of the Lambs-Kuzuların Sessizliği’’ filmindeki Buffalo Bill.

*Yazımızda, Fikret Topallı’nın İthaki Yayınları’ndan çıkan Seri Katiller kitabı kaynak alınmıştır.