Sinema, yaratıcısının insan olduğu, içinde milyarlarca yıldızın bulunduğu adeta ikinci bir evrendir. İnsanı tüm çıplaklığıyla ortaya koyup, hayatın sunduğu acı-tatlı ne varsa bu evrende yaşayan herkesi bir bir nasiplendirir. Yaşamda karşılaştığımız, belki de henüz deneyimleyemediğimiz anları, olayları görüp farklı bir bakış açısı elde etmemiz için bazen bu evrene misafir olmak faydamıza olur. Sevgiden öte tutkuyla izlediğimiz bu dörtgen dünyanın da pekâlâ sayısız kahramanı mevcuttur. Fakat bazı kahramanlar adeta “ Bu film bana aittir. İmzamı da şuraya iliştireyim” demiş, iyi de etmişlerdir. Kimi bunu filmlerinde kendine rol vererek yapmış, kimi her filminde benzer sahneler yaratarak noktayı koymuştur. İşte herkes onları 1940’lı yıllardan bu yana “auteur” kavramıyla biliyor. Biz de birbirinden farklı ve iddialı filmleri olan 4 auteur yönetmeni sizler için derledik.

1. Federico Fellini

Federico Fellini, sinema sektörüne atılmadan yıllar evvel, henüz küçük bir çocukken evden kaçarak bir sirke girer. Birkaç sene orada kaldıktan sonra Roma’ya giderek karikatür sanatçılığı yapmaya başlar. Her zaman kendini anlatmanın derdinde olan Fellini, orada 1 yıl kadar da radyo oyunları ve filmler için espriler yazar. İtalyan Yeni Gerçekçilik dönemine dâhil olan Fellini, gerçeği mecazla anlatmayı sever. Bunu çok net gördüğümüz, aynı zamanda ilk filmi de olan Luci Del Varieta’yı 1950 yılında çeker. Karakterlere yüklediği anlamlar, işlediği konularla dönemin en iyilerinden olmuştur. Filmlerinde sirkleri, sıra dışı kişilikleri daima göstermiş, kendini daima bu şekilde ifade etmiştir. La Dolce Vita, Amarcord gibi filmleriyle tanıdığımız Fellini, Yeni Gerçekçilik akımından farklı bir yöne evirilerek gerçekle hayali, yönetmenlik kariyeri boyunca iç içe sunmuştur.

2. Stanley Kubrick

“Bir romanı bir kişi yazar, bir senfoniyi bir kişi besteler ve bir filmi de bir kişinin yapması önemlidir.” diyen Kubrick’in kameraya olan merakı 10’lu yaşlarında başlar. Çocuk yaşta kamera ile bir bütün olması, kusursuz tekniğinin nereden geldiğini merak edenlere bir yanıt niteliğindedir. Kariyerine 17 yaşında bir dergide başlar ve biriktirdiği para ile 3 kısa film çeker. Kısa filmlerinden ilkinin 16 dakikalık bir boks belgeseli olduğu bilinen Kubrick, ilk uzun metrajlı filmi Fear and Desire’ı da 1953 yılında yapar. Filmlerinde kendini konudan ziyade tekniğiyle ve çeşitli kamera hareketleriyle ifade eden Kubrick’i, The Shining, Lolita, Dr. Strangelove filmleriyle tanıyoruz.

3. Alfred Hitchcock

Gerilim ve korku filmi denince ilk olarak akla usta Alfred Hitchcock gelir. Sinema tarihinin en başarılı, en etkili yönetmenlerinden biri olan Hitchcock, Katolik bir ailede yetişmiştir. Koyu Katolik eğitimi sonucu “Katolik Yönetmen” olarak nitelendirilen Hitchcock “Filmlerim, ahlaki değerlendirmelerden daha önemlidir.” diyerek bunu yalanlasa da günah, suçluluk, ceza temaları filmlerinin ana öğesi olmuştur. İlk işi olan reklamcılıktan sonra ünlü bir Amerikan şirketinde yapımcı yardımcısı olarak çalışmaya başlar. Sessiz filmlerin ara yüzlerini ayarlayan yönetmen, bir süre sonra sessiz film yönetmeni olur. 1922’de ilk filmi olan No.13’ü çeker. Sessiz filmlerinde kullandığı efektlerle izleyicisini etkileyen Hitchcock 1929’da ilk sesli filmini çeker. Sonraki yıllarda elde ettiği başarıları da peşine alarak Hollywood’a yerleşir ve oradaki ilk filmi Rebecca ile Oscar alır. Başarılı yönetmen kendi yöntemi olan Mac Guffin ile seyirciye ipuçları vererek gerilimi yaşamalarını sağlar. Psycho, Vertigo, Rear Window filmleri Alfred Hitchcock’un bize gerilim ve korkuyu doruklarda yaşattığı bazı filmlerindendir.

 4. Andrey Tarkovski

4 Nisan 1932’de Sovyetler Birliği’nde doğan Rus yönetmen ve yazar Tarkovski, eğitimini Moskova Devlet Sinema Okulu’nda alır. Burada çalışmaları olan yönetmen ilk konulu uzun filmini 1960 yılında okulu için çeker. Ivanovo Detstvo (Ivan’ın Çocukluğu) filmi yönetmenin ilk filmi olmasının yanı sıra, yine ilk ve tek renkli filmidir. Tarkovski bu filmi ile Venedik Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü almıştır. Andrey Tarkovski deyince akla gelen ilk şey, sinemasında şiirin ve felsefenin yoğun oluşudur. Filmlerinde uzun planlar ve diyaloglarda derin anlamlar kullanır. Karakterlerine kendi içlerine, insana zaman ve mekana yönelik yolculuklar yaptırmayı sever. Başarılı yönetmeni Ivan’ın Çocukluğu, Silindir ve Keman, Solaris ve Ayna gibi filmleriyle tanıyoruz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here