Suç, cinayet, karamsarlık, gece, yozlaşma, karanlık, paranoya, kafa sesi, bunalım …

1940’ların başından başlayıp 1950’lerin sonralarına dek varlığını sürdürmüş, sinema tarihinin karanlık yüzü: Film Noir” bilinen adı ile Kara Film”

Out of the Past (1947)

II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında halkın ilgisini çeken hikayeler, kara filmi (film noir) ortaya çıkaran etkenlerdendir. Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa’ya korku salan Nazilerden kaçarak Amerika’ya gelen dışavurumcu (Ekspresyonist) sanatçılar kara filme öncülük etmişlerdir. Suç ve gizem merkezli olay örgüsü ve karakterlerinin küfürlü replikleriyle sinemanın en sıra dışı türlerinden biri olmuştur.

Düşsel, tuhaf, karanlık, karışık ve zalim… Bu ve türevleri terimler, kara filmin odak noktasıdır ve bize alanında ipuçları verir.

Kimi çevrelere göre bir sinema türü olmaktan ziyade filme verilen his veya atmosfer olarak da adlandırılan film noir, rahatsız edicidir. Sembolizmden yararlanmış Erken Dönem Dışavurumcu Alman Sineması‘nın doğrudan etkilediği bir anlatım tarzı olan kara filmler, ışık ve gölgenin aralarında zıtlık oluşturacak şekilde abartılı kullanımı, huzursuz edici kamera açıları ve bütünü yakalamakta zorlanan karmaşık geri dönüşlerin (flashback) varlığıdır.

Double Indemnity (1944)

Film Noir, hikayelerinde mutlu sona ve umutlara yer yoktur. Deyim yerinde ise film sonları, alışılagelmişin dışında genellikle ters köşe bırakır izleyiciyi. Kara filmlerde; kötü olan daimi kötü, iyi olan belki iyi bile değildir.

II. Dünya Savaşı ve Adolf Hitler gören izleyici, artık karanlığı hissedebiliyor, kötülüğe inanıyor ve karanlığı duyabiliyordu. İnsanların kafalarında yaşam ve insanlık hakkında şüpheler oluştuğu anda Hollywood durumu kendi lehine çevirmeyi başardı: Film Noir. Amerikan film endüstrisinde ortaya çıkan bu kasvetli akımın adı, 1946 yılında eleştirmen Nino Frank tarafından konulmuştur. Akımın başlangıcı olarak 1946 tarihi kayıtlara geçse de Film Noir anlayışına daha önceki yıllarda çekilen filmlere rastlarız. Çünkü daha önce aynı formatta çekilen filmlerin, bu akıma öncelik edildiğinin farkında değildi yönetmenler. Yani kısaca; Kara filmler zaten çekiliyordu ama bu çekilen filmlere bir isim verilmemişti.

Laura (1944)

Etkin olduğu dönemin travması karakterlerinin, dolayısıyla tüm filmin ortak noktasıdır. İnsanın kara psikolojisinin sonucu var olan yeraltı dünyasını büyük oranda konu edinir. Aslında film noir bize tek bir mesaj, tek bir anlam bırakır: Öteki-Ben.

Bahsettiğimiz kara film türünü diğer sanat akımlarından/dönemlerinden ayıran diğer bir ciddi unsur ise, yapımlarda kahramanlara yer olmamasıdır. Evet, filmlerde kahramanlara yer yoktur ve “prensesi kurtarıp,sonsuza dek mutlu yaşayan” kimseye rastlayamayız. Filmler anti-kahraman çevresinde şekillenir ve bahsedilen anti-kahraman GRİ‘dir. Ne siyah ne de beyaz. Anti-kahramanların netliği yoktur. Yukarıda bahsettiğimiz gibi; kötü daimi kötüdür, iyi olan belki iyi bile değildir. 

Kara film, hayatımızda inandığımız ve güvendiğimiz pek çok olguyu tartışmamızı ister. Aslında fark etmediğimiz karanlık ve kötü yönlerimizi açığa çıkarmayı ve “Masumluk” ifadesi üzerine sorular sormamızı amaç edinir.

The Maltese Falcon (1941)

Aslında yakın Dünya Tarihi’ne baktığımızda Film Noir anlayışının sanata ve sinemaya girmesi kaçınılmazdı. Akımın ortaya çıktığı ve hüküm sürdüğü yıllarda “Dünya Ekonomik Bunalımı, gangsterlerin hakimiyeti, II. Dünya Savaşı ve Nazi Yükselişi”, Dünya’nın uğraşmak zorunda olduğu zor durumlardı. İnsanların bu ve benzeri büyük olayların karşısında umutlu olması, aydınlık günlere inanması, mutluluk için ilerlemesi ne kadar mümkün olabilir ki?

The Lost Weekend (1945)

Film noir, gerçeküstü sinemaya giden yoldaki ilk adımdır. İlerleyen yıllarda, bizim de çok iyi bildiğimiz bilim-kurgu sinemasında, televizyon ve bilgisayar destekli oyunlarda film noir anlayışına rastlarız.

Kara film (film noir) akımı 1941’de John Huston’ın The Maltese Falcom ile başlayıp, 1958’de Orson Wellws’in Touch of Evil filmi ile “fiilen” sona ermiştir.

THE MALTESE FALCON (IMDb: 8,1)

Kara film türünün ilk örneği olarak gösterilen The Maltere Falcon (Malta Şahini), sıradan bir dedektiflik bürosu çalışanlarının içine girdiği belalı durumları konu alır. Özel dedektif Sam Spage ve ekibinin hayatı, müşteri olarak kendilerine gelen Brigid O’Shaughnessy ile değişir. John Huston‘ın senarist ve yönetmeni olduğu filmin başrollerini Humphrey Bogart, Peter Lorre, Dwight Frye gibi isimlerin paylaştığı film ortalama 100 dakikadır.

TOUCH OF EVIL (IMDb: 8,1)

Malta Şahini filmi ile sinemada yer edinen kara filmi anlayışı Touch of Evil (Bitmeyen Balayı) ile sona erdiğini düşünülür. Amerikalı polis müfettişi Roman Vargas ve Susan, balaylarını geçirmek üzere Meksika’nın bir sınır kasabasına giderler. Kasabaya geldiklerinde, araba altına yerleştirilen bombanın patlamasıyla balayında bile beladan kaçamayışı konu edinir. Orson Welles‘in yönetmen, senarist ve oyuncu olduğu yapımda kendisine Charlton Heston, Janet Leigh ve Marlene Dietrich eşlik eder.

Kısaca değindiğimiz Film Noir anlayışı ile çekilmiş/çekilmeye çalışılmış filmler arasından hazırladığımız mini listeye buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca görsellerini ve adını kullandığımız yapımlar, film noir anlayışı üzerine Wannart‘ın size ufak bir tavsiyesidir.

İyi Seyirler…

Kaynak: 1 , 2 , 3

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here